GENEL BAŞKANIMIZDAN ODTÜ YERLEŞKESİNDE ORMANLIK ALANLAR DIŞINDA KALAN ALANLARA ŞEHİT AİLELERİ İÇİN KONUT YAPILSIN ÖNERİSİ
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilimde, bilimde, teknikte ve daha birçok alanda gurur kaynağı olması gereken Orta Doğu Teknik Üniversitesinin; üç beş tane bölücü, ahlaksız ve anarşist grubun istekleri doğrultusunda hareket etmesi, milli ve manevi değerlerimize büyük bir saygısızlıktır. Binlerce şehidimizin kanıyla sulanmış topraklarımızın hiçbir köşesi kadim Türk milletine meydan okuma alanı olamayacaktır. Türk milletinin değerlerine ka...
LİDERİMİZ SAYIN DEVLET BAHÇELİ BEY'İN YAPTIĞI "FETÖ’NÜN SİYASALLAŞMA SİNSİLİĞİNE HİZMET EDENLERLE” BAŞLIKLI YAZILI AÇIKLAMALARI-08.08.22
Zillet ittifakı bünyesinde tecessüm ve temerküz eden, adeta iftira ve ihanet cephesine dönüşen irili ufaklı partilerin Türkiye aleyhine estirdikleri yalan rüzgarı kendilerini zora sokacak bir fırtına halini almıştır. Türk siyaset hayatının bu tip ve böylesi bir yozlaşma akımına kapılan partileri daha fazla taşıma imkanı, daha fazla hazmetme ihtimali eşyanın tabiatına aykırı olduğu gibi; akıl, ahlak ve milli irade ölçülerine de bütünüyl...
GENEL BAŞKANIMIZ ÜLKÜ OCAKLARI BAYBURT İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ
Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Ülkü Ocakları Bayburt İl Başkanlığını ziyaret etti. Genel Başkanımız ziyaretini "Ülkü Ocakları Bayburt İl Başkanlığımızı ziyaret ederek, gençlerimizle sohbette bulunduk.  Ülkücü Türk gençliği, yalnızca Türkiyemizin değil Türk-İslam coğrafyamızın geleceğini de şekillendirmek için Ülkü Ocaklarında yetişmeye devam ediyor." ifadeleriyle paylaştı. ...
GENEL BAŞKANIMIZ ÜLKÜ OCAKLARI TRABZON İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ
Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Ülkü Ocakları Trabzon İl Başkanlığını ziyaret etti.  Genel Başkanımız ziyaretini "Ülkü Ocakları Trabzon İl Başkanlığımızı ziyaret ederek, 2023 Lider Ülke Türkiye yolunda Ülkücü Türk Gençliğinin üzerine düşen vazifelere dair sohbette bulunduk. Ülküdaşlarımıza çalışmalarında başarılar diliyorum." ifadeleriyle paylaştı. ...
GENEL BAŞKANIMIZ ÜLKÜ OCAKLARI SAMSUN İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ
Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Ülkü Ocakları Samsun İl Başkanlığını ziyaret etti. Genel başkanımız ziyaretini "Ülkü Ocakları Samsun İl Başkanlığımızı ziyaret ederek, gençlerimizle sohbet ettik. Samsun'a çıkan irade ve fikir meşalesi Ülkü Ocaklarında yanmaya devam edecek." ifadeleriyle paylaştı. ...
GENEL BAŞKANIMIZ ÜLKÜ OCAKLARI KIRIKKALE İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ
Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Ülkü Ocakları Kırıkkale İl Başkanlığını ziyaret etti. Genel Başkanımız ziyaretini "Ülkü Ocakları Kırıkkale İl Başkanlığımızı ziyaret ederek, gençlerimizle sohbet ettik. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi'nin nasihatı: Evlatlarım; bir elinizde Zülfikâr, bir elinizde kalem bulunsun." İfadeleriyle paylaştı. ...
Tüm Haberlere Git
ATATÜRK’ten

Mazinin kararsız, çürümüş zihniyeti ölmüştür. Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, haysiyetini, şerefini tanıtmaya kadirdir. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar.

BAŞBUĞ'dan

Bati memleketleri maddi ilerleme sağladı, ama insanlığa huzur getiremedi. Doğu ise geriledi ve sefalet ile cehaletin bataklığına saplandı. Madde ile manayı birleştiren, her ikisini de kucaklayan yeni görüş ise Milliyetçi Hareket Partisinin sunduğu 9 Işık görüşüdür.

LİDER’den

Dava adamı inanç ve iman adamıdır. Dava adamı ilke ve ülkü abidesidir. Dava adamı samimiyet ve dürüstlük anıtıdır. Hep ülkücü yaşadık, hep ülkücü kaldık, Allah nasip ve kısmet ederse de ülkücü olarak hayata gözlerimizi yumacağız.

Genel Başkan’dan

Yüce Türk milletinin şanlı tarihinden ve mücadelesinden ilham alarak; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde; Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in yolunda ve Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin emrinde; Ülkücü Türk Gençliğine yakışır bir duruş ve olgunlukla milletimizin her bir gencine ulaşmayı planlıyoruz.

KONUŞMALAR


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 28 Haziran 2022

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Sayın Basın Mensupları,

Bu haftaki Meclis Grup Toplantımız münasebetiyle sizlerle paylaşmayı düşündüğüm değerlendirmelere geçmeden önce yüksek heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan değerli kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyor, hepsini birden hasretle, muhabbetle kucaklıyorum.

Bugün sabah saatlerinde Yeşilçam’ın duayeni, Türk sinemasının usta siması, Türk tarihini sevdiren filmlerin unutulmaz ismi Cüneyt Arkın’ın vefat etmesinden büyük bir üzüntü duydum.

Merhum Arkın yüzlerce filme imza atarak milletimizin kalbinde taht kurmuştu.

Türk sinemasına seviyeli bir yorum getiren, hayatı boyunca çizgisini hiç değiştirmeyen, duruşuyla ve ahlaki vasfıyla her kesimde hayranlık uyandıran Cüneyt Arkın elbette şahsiyetiyle, sanatçı kimliğiyle, milli şuuruyla ve hayat verdiği karakterleriyle her zaman hatırlanacaktır.

Ebediyete irtihal eden Cüneyt Arkın’a Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor; ailesine, sevenlerine, sinema camiasına ve aziz milletimize sabırlar ve başsağlığı diliyorum.

Ruhu şad, mekanı cennet olsun diyorum.

Muhterem Milletvekilleri,

Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, çalışmanın önemine altı çizilmesi gereken şu sözlerle vurgu yapmıştı:

“Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdur.”

Biz ne haysiyetimizi, ne hürriyetimizi, ne de istiklal ve istikbalimizi Allah’ın izniyle kaybetmeyeceğiz.

Bu itibarla nefes alır gibi çalışacağız.

Hz.Ömer’in buyurduğu gibi, çalışmak en hayırlı sermayedir.

İki günümüz birbirine eşit olmayacak, attığımız bir adım diğerini takip edecektir.

Hz.Mevlana’nın dediği üzere, biz günün adamı değil hakikatin adamı olmak için çalışacağız.

Çünkü gün değişse de hakikatin değişmeyeceğini hiç aklımızdan çıkarmayacağız.

Yerinde saymak demek, aslında geriye gitmek demektir.

Hep ilerleyeceğiz, daima ileri gideceğiz.

Ne güzel de söylemiş Merhum Necip Fazıl Kısakürek: “Devler gibi eserler bırakmak için karıncalar gibi çalışmak gerekmektedir.”

Şu husustan en küçük şüphemiz yoktur ki, en büyük makam, en büyük hak çalışanlara aittir.

Sürekli arayacağız, Cenap Şehabettin’in dediği gibi, bugün altın ararken bakır buluyorsak, yarın bakır ararken altına ulaşacağız.

Karşımıza çıkan okyanusu sadece bakarak geçemeyiz.

Engelleri atıl vaziyette seyrederek aşamayız.

Zorlukları boş bahanelere sığınarak yenemeyiz.

Sorumluluk alacağız, inisiyatif üstleneceğiz, hayata ve hadiselere şuurla bakacağız, hamle üstünlüğünü devamlı elimizde tutacağız, bunları yaparken hiçbir zaman umutsuzluğun pençesine düşmeyeceğiz.

Biliyoruz ki, işleyen demire pas yapışmaz, akan suya yosun tutunmaz, emek olmadan yemek hiç olamaz.

Yazın gölge hoş ise kışın çuval boştur.

Yazın başı pişenin kışın da aşı pişecektir.

Ahi Evran demiş ki: “Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir.

Hacı Bektaşi Veli’nin işaret ettiği gibi, insanoğlu için en kutsal ibadet çalışmak, doğruluk ve insan sevgisidir.

Milliyetçi Hareket Partisi işte bu anlayış ve arayış çerçevesinde adım adım 2023’ün kemer taşlarını döşemektedir.

“Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım” diyen Bilge Kağan’ın özü özümüz, sözü sözümüz, duruşu duruşumuz, mücadele mirası yol haritamızdır.

Bugünün işini yarına bırakmadan çalışıyoruz, üretiyoruz, günbegün büyüyoruz.

Geceyi gündüzle buluşturup, inancımızı irademizle birleştirip çalışmanın erdemiyle yoğruluyoruz.

“Adım Adım 2023; İlçe İlçe Anlatma ve Aydınlatma” temasıyla yürüttüğümüz, seferberlik ruhuyla ifa ve icra ettiğimiz çalışmalar kapsamında, 18 Şubat 2022 tarihinden bugüne kadar 589 ilçemizi ziyaret ederek Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Cumhur İttifakı’nın mesajlarını taşıdık.

Vatandaşlarımızla görüştük, muhtarlarımızla konuştuk, sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcileriyle dertleştik, esnaflarımızla sözleştik, emeklerimizle, işçilerimizle, çiftçilerimizle gelecek hedeflerimizi paylaştık.

Hamd olsun Cumhur İttifakı’na duyulan muazzam güvene şahit olduk.

Hamd olsun Milliyetçi Hareket Partisi’ne yönelen, gün geçtikçe de büyüyen millet iradesini görmekten ziyadesiyle memnuniyet yaşadık.

Zafer, zafer benim diyebilenlerin mükâfatıdır.

Başarı, başarmaya inanmış yüreklerin mührüdür.

Allah sütü verir, ama sütlacı yapacak bizleriz.

Allah cevizi verir, ama kırıp içini çıkartacak da bizleriz.

Hem farenin şerrini def edeceğiz, hem de buğday ambarımızı doldurmanın gayretinde olacağız.

Cumhur, 2023’te bizatihi varlığına sahip çıkacak, geleceğine sahip çıkacak, hakkına sahip çıkacak, hukukuna sahip çıkacak, tarihine sahip çıkacak, onuruna sahip çıkacak, sinesinden doğup diriliş ve yükseliş ümidi olan ittifakını sonuna kadar destekleyecektir.

Cumhur İttifakı’nın önü açıktır, zillet ittifakının siyasi ömrüyle birlikte önü de kapalıdır.

Cumhur İttifakı’nın iktidar yürüyüşünü durdurmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

Zillet ittifakının sabıkalı ve sivri ortakları fazla heyecan yapmasınlar, boş hayallere kapılmasınlar, zira havlu atıp nal toplayacakları, mağlup ve mahcup hale düşecekleri günler yakındır, eğer seçim 18 Haziran 2023’te yapılırsa bugünden itibaren de 356 gün kalmıştır.

24 Haziran 2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin üzerinden geçen yaklaşık 4 yıllık zaman dilimi, kimin millet ve vatan sevdalısı, kimin işbirlikçi ve Türkiye karşıtı olduğunu iyice tescillemiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın hiçbir sisli ve şüphe çeken yanı olmayan mutlak adaylığı üzerinde ya tutarsa diyerek polemik yapan, tezvirat üreten, nifak yayan zillet faillerine diyorum ki, yenilen pehlivan güreşe doymazmış, ama sizi doyuracağız; inanıyorum ki, minderden kaçmaya fırsat bile bulamayacaksınız.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığı meşrudur, yasal ve anayasaldır.

Hevesler beyhude, çabalar boşunadır.

2023’de Sayın Cumhurbaşkanımız tekrardan ve yeniden, hatta çok güçlü bir şekilde Cumhurbaşkanı seçilecektir.

Türkiye’nin geleceğini Cumhur İttifakı inşa edecektir.

Göz az görürse, kulak az duyarsa, akıl ve zeka kıtlığı ileri düzeyde yaşanırsa bundan mütevellit hayal dünyasının müdavimleri uzun bir süredir çakılı kaldıkları hezeyan nöbetlerinden bir türlü çıkamayacaklardır.

Saadet Partisi’nin Genel Başkanı, 2023 seçimlerine ilişkin olarak, “Yüzde 100 kazanırız diyemem, ama yüzde 99,99 kazanırız” açıklamasını yapmış.

Şu temelsiz ve insanın yüzünü kızartacak ucube kehanete güler misiniz, ağlar mısınız, yoksa sağlık veya hidayet mi dilersiniz.

Yine de biz Sayın Karamollaoğlu’na hayal dünyasında mutluluklar diliyor, Allah’tan da kendisine ve diğer zillet ortaklarına basiret ve izan temenni ediyoruz.

Irak ve Suriye tezkerelerine hayır diyerek terörle mücadeleye hayır diyenleri, Libya tezkeresine hayır diyerek Mavi Vatana hayır diyenleri acıklı bir son beklemektedir.

Hiç durmayacağız, hiç yavaşlamayacağız, hayal tacirlerini, haysiyet cellatlarını, fitne tezgâhlarını, Türkiye muhaliflerini birer birer bertaraf ederek Cumhur İttifakı’nın kutlu zaferine Allah’ın inayetiyle ulaşacağız.

Bu yolda eşsiz mücadeleleriyle göz dolduran siz değerli milletvekillerimize, tüm dava arkadaşlarıma, teşkilatlarımızın cefakâr ve fedakâr mensuplarına teşekkür ve takdirlerimle birlikte şükranlarımı sunuyorum.

Vakit imanla, heyecanla ve şevkle mücadele vaktidir.

Vakit hedefimize kilitlenme vaktidir.

Vakit gönüllere girme, gönüllerde kucaklaşma vaktidir.

Hiç kimse merak etmesin, istikbalin kudreti, tıpkı mazide olduğu gibi yine büyük Türk milleti olacaktır.

Nereye gittiğini bilen bir yelkenin hızını kesecek bir rüzgar yoktur.

Biz nereye gittiğimizi, nereye gideceğimizi, gidince ne yapacağımızı adımız gibi bilenlerdeniz.

Biz pırıl pırıl parlayan bir geleceğin peşinden koşanlardanız.

Biz nefsine teslim olup zillete düşenlerle değil, Türkiye sevdasıyla yanıp tutuşan adam gibi adam olanlarla yürüyoruz.

Merhum Vatan Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerinden ibret alıyoruz ve herkesin almasını da tavsiye ediyoruz:

Nasihatim sana: Herzeyle iştigali bırak;

Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak.

Adam mısın: Ebediyyen cihanda hürsün, gez;

Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.

Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere;

Küfür savurma boyun kestiğin semercilere.

Muhterem Milletvekilleri,

Doğal felaketlerle mücadele aynı anda zamana ve çok zor şartlara karşı yapılan insanüstü bir mücadeledir.

Son yıllarda iklim değişikliği başta olmak üzere, farklı sebeplerden ortaya çıkan doğal afetler, aşırı yağışlar, bundan kaynaklanan sel ve su taşkınları elbette hayatın olağan akışını menfur ve müessif ölçülerde etkilemektedir.

Dün Bartın, Karabük, Sinop ve Kastamonu’da görülen sağanak yağışlar üzücü gelişmelere yol açmıştır.

AFAD ile Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından kırmızı kod uyarısı yapılan Kastamonu’da çay ve dereler taşmış, İnebolu’da köprüler yıkılmış, dere kenarındaki dükkânlar kapalı tutulmuştur.

Bu münasebetle söz konusu illerimizde yaşayan bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor, yaraların süratle sarılarak zararların karşılanacağına inanıyorum.

Doğal afetin kadrine uğrayan her insanımızın yanında olduğumuzun bilinmesini istiyorum.

Bir diğer konu da orman yangınlarıdır.

Özellikle söylemek isterim ki, ormanlarımız milli servetimizdir.

Bu serveti korumak her vatan evladının ihmal edemeyeceği bir görevidir.

Ormanlarımızla ilgili pek çok atasözü vardır ve milli hafızada kayıtlıdır.

Yaş kesenin baş keseceği, beşikten mezara kadar ağaca muhtaçlığımız, ağaçsız memleketin duvaksız geline benzeyeceği hep söylenegelmiştir.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde orman zenginliğimizi anlatarak, Anadolu’nun bir ucundan diğer ucuna kadar neredeyse güneş görülmediğini yazmıştı.

Bu tespiti destekleyen bir başka yaygın rivayete göre de, bir sincap İzmir’de ağaca çıksa hiç yere inmeden Van’a kadar gitmesi mümkünmüş.

Ormanlar hem gücümüz hem de süsümüzdür.

Denizlerin en mavisi bizdedir.

Çiçeklerin en solmazı bizimdir.

Toprakların en bereketlisi bizim emanetimizdedir.

Ancak yeşile düşman kesilenler, ormana tahammülsüz olanlar dönem dönem sadece ağaçlarımızı değil canımızı da yakmaktadır.

Ormanlar, coğrafyanın akciğeri, börtünün, böceğin, diğer pek çok canlının yuvasıdır.

Ormana kast edenler vatana kast etmişlerdir.

Ormanlarımızı ateşe verenler ihanetle, rezaletle ve cinayetle bile izah edilemeyecek bir kötülüğün faili olmuşlardır.

Büyük Hünkarımız Fatih Sultan Mehmet Han, bu söylediklerimden mülhem, “ormanda dal kesenin başını keserim” diyerek meselenin hayatiyetini ifade etmişti.

Geçen hafta Marmaris’te 4 bin 500 hektarlık ormanlık alan çıkan yangından zarar görmüştür.

Elbette çok üzüldük, bir başka anlatımla kahrolduk.

Yeşile, doğaya, ormana, orman canlılarına, orman köylülerine ve Türkiye’mizin doğal varlığına bahanesi ne olursa olsun sabotaj veya saldırı içinde olanlara her cihetten en ağır cezayı vermek milletimizin haklı bir beklentisidir.

Ağaçlarımızı yakanların hayat ışığını söndürmek boynumuzun borcudur.

Böylesi bir caniliğin, böylesi bir canavarlığın, bu tip bir vandallığın olağan karşılanması, sıradan görülmesi akla da, ahlaka da, adalete de, insanlık değerlerine de bütünüyle aykırıdır.

Marmaris’te yüreklere ateş düşüren sapık utanmadan, sıkılmadan, vicdanı sızlamadan “aileme kızdım ormanı yaktım” açıklamasını yapmıştır.

Şu cürete, şu şerefsizliğe, şu küstahlığa, şu zehirli sözlere bakar mısınız?

Her canı sıkılan bir yeri yakarsa, her kafası bozulan ülkemize vahim bir zarar verirse milli varlığımızı nasıl koruyacağız?

Bu vatan ve millet düşmanına, sorarım sizlere, hangi cezayı verirsek yüreğimiz soğuyacaktır?

28 Temmuz-2 Ağustos 2021 tarihleri arasında 119 eşzamanlı yangın çıkmıştı.

Günlerce yüreklerimiz ağzımızda korkunç sahnelere maruz kalmıştık.

Ateşin çocukları isimli PKK’lı teröristlerin sabotajları, ajan provokatörlerin kapalı devre eylemleri, ilaveten ihmaller zinciri, tedbirsizlik ve dikkatsizlikler birbirine eklemlenerek binlerce hektarlık orman alanımız cayır cayır yanmıştı.

Hainler ormanlarımızı ateşe vererek hıyanetlerini kusmuşlardı.

Ne var ki ağaçlarımız yansa da, çok şükür dikilecek fidanlarımız vardır ve yanmış doğal örtüyü tekrar yeşillendirmek bizim namus konumuzdur.

Ormana düşmanlık iblise hizmetkarlıktır.

İmanla çarpan kalpler; insan, doğa ve hayvan sevgisiyle birleşen tertemiz gönüller iblisin ateşle saldırısını her zeminde karşılamaya muktedirdir.

Anayasanın 169’ncu maddesinde, ormanların korunması ve geliştirilmesiyle ilgili amir hükümler yer almaktadır.

Bu madde mucibince, yanan ormanların yerinde yeni ormanların yetiştirileceği, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılığın yapılamayacağı, bütün ormanların gözetiminin de devlette olduğu ortadadır.

Hiç kuşkusuz ormanlara zarar verecek hiçbir teşebbüse izin verilemeyecektir.

Ayrıca ve daha önemlisi, mezkur Anayasa hükmü gereğince, ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçların özel veya genel af kapsamına alınmayacağı da çok net bir şekilde kural altına alınmıştır.

Orman yakanlarla mücadele etmek amacıyla idam cezası tartışmalarını çok yararlı gördüğümü, şayet bu cezanın tekraren hukuk mevzuatımıza girmesiyle ilgili bir kanun teklifi gelirse de seve seve destek olacağımızı açık seçik beyan ve ifade ediyorum.

Bununla da kalmayıp, tasavvurdaki idam cezasının kadın cinayetlerini, tecavüz ve terör suçlarını da kapsayacak bir genişlik ve esneklik içinde olmasını hassaten bekliyor ve ümit ediyorum.

Bu çerçevede üzerimize ne düşüyorsa yerine getirmeye de hazır olduğumuzu açıklıyorum.

Cezalardaki caydırıcılık vasfını kuvvetlendirmemiz lazımdır.

Eline çakmak alıp ormanları yakan su katılmamış barbarlara ya da eli ve vicdanı kanlı hainlere hareketsiz ve sessiz kalamayız.

Eğer kalırsak yarın Ruzi Mahşer’de ecdadımızın ve şehitlerimizin yüzüne bakamayız.

Bunun gereğini yapamazsak, 10 yaşındaki yavrusunun gözleri önünde katledilen merhume Emine Bulut’a, katilinin haksız tahrik indirimiyle adeta taltif edildiği merhume Pınar Gültekin’e, PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen 26 yaşındaki Nurcan Karakaya ile 11 aylık bebeği Bedirhan Mustafa’ya, beşikte kurşunlanmış yavrulara ilahi hesap günü gelip çattığında ne diyeceğiz? Hangi bahaneleri ileri sürebileceğiz?

Hz.Mevlana’nın aynen dediği gibi; “Ağaca su vermek adalet, dikene su vermek zulümdür. Adalet bir nimeti yerine koymak, zulüm ise yerinden söküp almaktır.”

Kuşların aç kalmaması için dağlarına buğday, ev önlerine ekmek kırıntıları serpilen, susuzluk çekmemeleri için de pencere pervazlarına su koyulan, yani her canlının hakkını gözeten Türk-İslam medeniyetinin en önemli değeri adalettir, hakkın ve haklının müdafaasıdır.

Ancak CHP’nin bu adalet kavrayışından haberi yoktur.

Zillet ittifakının diğer ortaklarının gerçek bir adalet ve demokrasiyle bağı hiç yoktur.

Çünkü bunların kalpleri taşlaşmış, vicdanları buzlanmıştır.

Marmaris’te çıkan orman yangını süresince zillet ittifakının nerede durduğu, kör kütük bir şekilde istismar çukuruna nasıl gömüldüğü bir kez daha teyit edilmiştir.

Devlet bütün imkanlarını seferber etmişken, mesela Kılıçdaroğlu da husumet seferine çıkmıştır.

Kılıçdaroğlu nerede bu uçaklar, nerede bu helikopterler dediği anda, tepesinde hava araçları uçuşuyor, yanındaki partilileri de başlarını yukarı kaldırarak yangınla mücadele eden helikopterleri izliyorlardı.

Tarım ve Orman Bakanımızın kamuoyunu doğru ve şeffaf bilgilendirerek yalana direnmesi ve sergilediği mücadele dirayeti, İçişleri Bakanımızın afet alanındaki müessir çalışmaları bize göre takdire şayandır.

15 uçak, 46 helikopter havadan bin 69 saat boyunca, 12 bin 400 ton suyu, 4 bin 48 sorti yapmak suretiyle alevlerin içine boşaltırken, Kılıçdaroğlu durduğu yerde ateşleniyor, kızarıyor, terliyor, adeta niye daha fazla yangın çıkmıyor diye hayıflanıyordu.

Bin 204’ü orman işçisi olmak üzere toplamda 4 bin 587 kişilik görevli ekibimiz ateşe meydan okuyup can pahasına yangınla mücadele ederken Kılıçdaroğlu dedikodunun, iftiranın, provokasyonun mayasını çalıyordu.

Sayın Kılıçdaroğlu, yine çamura yattın, yine sınıfta kaldın, yine su kaynattın.

Felaketlerden siyasi rant devşirme gayesi faziletsiz, mensubiyetsiz ve terbiyesiz bir siyaset kirliliğidir.

Zillet ittifakının yakasına bu kir yapışmıştır.

Marmaris Bördübet’te yanan ormanlara, şiddetli rüzgar ve sarp arazi şartlarına rağmen, havadan ve karadan çok etkili müdahale yapılıyorken, Marmaris-Datça karayolunda açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu siyasi hesap çetelesi tutuyor, yangından parsa toplamak için pusuda bekliyordu.

Kılıçdaroğlu, dil sürçmesinden midir, yoksa bildiği veya haberini aldığı karanlık bir malumattan dolayı mıdır bilinmez, “orman yangını olacağını herkes biliyordu” diyerek itirafta bulunmuş.

Sayın Kılıçdaroğlu orman yangının çıkacağını nereden biliyorsun? Kim sana kripto mesajlar gönderiyor? Kimlerle düşüp kalkıyorsun? Bu sorulara cevap vermek durumundasın.

Eğer yangın ihbarını alıp da ilgili ve yetkili kurumlara iletmediysen suçlusun.

Yok ilettim diyorsan bu durumu da ispata mecbursun.

Türkiye orman yangınına mahkum kalmışken, hükümeti kast ederek “milletin başına bela oldular, bir an önce gitsinler” diyen Kılıçdaroğlu, öfkesinin kurbanı, çıkarcılığının ve muhterisliğinin esiri olmuştur.

Sayın Kılıçdaroğlu, bilmelisin ki, sana demokrat demek, sana adil demek, sana milletini ve vatanını seviyor demek hakikate en ağır bühtandır.

Varsın Türkiye yanarsa yansın, yeter ki Kılıçdaroğlu ve zillet ittifakının siyasi istismar çarkı dönsün dursun.

Varsın Türkiye dört bir taraftan kuşatılırsa kuşatılsın, ne gam ne tasa, yeter ki Kılıçdaroğlu ve taifesinin yalanları sürekli tedavülde tutulsun.

Fakat Türk milleti zemzem diye sunulan zehri asla içmeyecek, zilletin zelil olması için altın ve demokratik vuruşunu 2023 yılının Haziran ayında yapacaktır.

Zillet ittifakı unutmasın ki, yanlış hesap Bağdat’tan değil, tadattan, yani sayımdan döner, sayım zamanı da sandık zamanıdır, hesap zamanıdır, maskelerin düşeceği tarih anıdır.

Değerli Arkadaşlarım,

Genel kabul gören bir anlayış bağlamında savaşı, devlet ya da devletlerin kendi iradesini kabul ettirmek amacıyla uyguladıkları şiddet olarak tanımlamak mümkündür.

Tarihin son beş asırlık gelişim ve ilerleyiş kulvarına baktığımızda, dominant güçlü devletlerle yükselen devletler arasında ya gerilimli bir süreci ya da bu gerilimin silahlı mücadeleye dönüştüğünü görmemiz imkan dahilindedir.

Bir film şeridi gibi geçmişe uzandığımızda maalesef dünya çapında uzun barış ve refah dönemine çok nadir şekilde tesadüf edildiği de çarpıcı bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır.

Ahlaki temelden kopuk hegemonya mücadeleleri ne insanlık değerlerine takılmış, ne hoşgörü ve merhamet tanımış, ne de adalet ve hukuk ilkelerine riayet etmiştir.

Güçlü olanın haklı, haklı olanın güçsüz olduğu bir dünya düzeninin sunduğu veya sunacağı tek şeyin derin ve dipsiz bir huzursuzluk hali olduğu son derece açıktır.

Küresel ve bölgesel sistemde etkinlik ve manevra alanlarını genişletme arayışı içinde olan ülkelerin nispeten edilgen ve zayıf ülkelerle kurduğu ilişkiler genelde adaletsizlik ve baskı üzerine bina edilmiştir.

Bu tek yanlı ilişki hali adil ve demokratik değil ilkel ve dayatmacıdır.

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bir yanda askeri mahiyeti varken, diğer yanda siyasi ve ekonomik muhtevasının yer aldığı, hattı zatında daha da öne çıktığı kuşkusuzdur.

Bizim arzumuz, sönmeyecek umudumuz Rusya ile Ukrayna arasında kalıcı çözümün vasat bulması, barış havasının egemen olmasıdır.

Görüldüğü kadarıyla, ittifaklar konsolide edilirken, tehditlerin psikolojik harekat boyu da serpilmektedir.

Uluslararası sistem çok ciddi şekilde kamplaşmış, husumetler farklı kanallardan artan şiddette kamçılanmıştır.

ABD, Çin’e karşı Vietnam ve Tayland ile birlikte Filipinler ve Hindistan gibi ülkeleri siperine çekerek Asya-Pasifik’te mevzi tahkimi yapmaktadır.

Çin ise Rusya ile dayanışma mesajı verirken, aynı anda Tayvan’a elçilik açan Litvanya’ya ağır yaptırımlar uygulamaktadır.

Eşzamanlı olarak dünya coğrafyasının farklı bölgelerinde çatışma ve kutuplaşmalar sertleşmekte, barışçıl arayışlar ölüme terk edilmektedir.

Mesela Yunanistan, Doğu Akdeniz ve Ege’deki pozisyonunu güçlendirmek amacıyla, Rusya’nın tecrit edilmişliğini Türkiye’yi de içine alacak derecede yayma çabasındadır.

Venizelos’un bir asır önceki tarihi yanlışına bu kez de Miçotakis düşmüştür.

Bu ne ahlaka sığan, ne de komşuluk ruhuna uyan bir davranıştır.

23-24 Haziran 2022 tarihlerinde Brüksel’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kabul edilen kararların sübjektif ve önyargılı ithamları içeriğine alarak Yunan emellerine hizmet edecek kıvama taşınması ayıplı ve utanç duyulacak bir çarpıtmadır.

Bizim de kabulümüz mümkün değildir.

Ukrayna ve Moldova’ya aday ülke statüsü tanınırken, Gürcistan’a AB üyeliği perspektifi verilirken, Türkiye’nin haksızlığa uğraması, mesnetsiz iddialarla suçlanması sahtekarlık ve iki yüzlülüktür.

AB’nin, Doğu Akdeniz ve Ege’deki gayri meşru ve gayri hukuki dayatmalara sözcülük yapması; bize göre hem bölge barışını dinamitleyen, hem de Türkiye-Yunanistan arasındaki ilişkileri daha da gergin bir mecraya sürükleyen sorumsuzluktur.

Yunanistan’ın ahlaksız ve korsanvari hamlelerine sessiz kalan AB’nin artık inandırıcılığı ve itibarı nazarımızda neredeyse kalmamıştır.

Atina yönetiminin 10 mil hava sahası iddiasına gıkları çıkmayanların Türkiye’ye parmak sallaması namertliktir.

Gayri askeri statüdeki adaları silahlandıran, sürekli damarımıza basan Yunanistan’a itiraz edemeyenlerin Türkiye’yi yargılama ve töhmet altında bırakmaya hakları da yoktur, buna haysiyetleri de elvermeyecektir.

Uluslararası hukuka ve müttefiklik ruhuna aykırı ne varsa ülkemiz aleyhine reva görülmektedir.

Biz, AB’nin lekeli yüzünü Yunanistan mazlum göçmenlere saldırırken gördük.

Biz, AB’nin karanlık niyetini İspanya’nın Melilla kentinde sınırı geçmek üzereyken katledilen 37 göçmenin feryadından duyduk.

İşte böylesi bir atmosferde, 29-30 Haziran 2022 tarihlerinde Madrid’de toplanacak NATO Liderler Zirvesi bütün dikkatleri üzerine çekmiştir.

Bu zirve önemli bir kavşaktır.

“Stratejik Konsept 2023” belgesinin görüşüleceği zirvede, Türkiye’nin tutumu ve duruşu muhatap ülkelerde merak uyandırmaktadır.

Aynı zamanda İsveç ve Finlandiya’nın da NATO’ya başvurularının oylanması beklenmektedir.

Ancak özellikle İsveç bugüne kadar Türkiye’nin eleştirdiği konularda somut ve ikna edici adımlar atmaktan devamlı imtina etmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak İsveç ve Finlandiya’nın pişmanlık emaresi göstermeden, dürüst ve çelişkisiz bir diplomasi rotasına girmeden, üstelik terörle aralarına kalın bir çizgi çekmeden NATO’ya üye olmalarına karşıyız, karşı duracağız.

Türkiye’miz, kısa vadeli kazanımlar uğruna, uzun vadeli çıkarlarına asla gölge düşürmeyecektir.

Yeri geldi mi, agresif politikalara rafine cevaplarla karşılık vermemiz, tarihi ve milli haklarımızla bezenmiş duruşumuzla mukabele etmemiz kaçınılmaz bir millet görevidir.

Hakkımızı yedirmeyiz, hiç kimsenin hakkına da göz koymayız.

Milli haysiyetimizi çiğnetmeyiz, çiğnemeye kalkışanların da alınlarını santim santim karışlarız.

Baş veririz, fakat asla baş eğmeyiz.

Boynumuz kıldan incedir, ancak büküldüğü hiçbir zaman görülmemiş ve görülmeyecektir.

Değerli Milletvekilleri,

Bazen kelimeler dizilir insanın boğazına, söz inat eder çıkmaz ağızdan.

Geçmiş gelir aklınıza, yaşanmışlıkların hatırası düğüm düğüm olur hafızalarınızda.

Öyle puslu havalar yaşanır ki, Milli Mücadele Kahramanı Merhum Kazım Karabekir’in dediği gibi, şeytanın bile Müslüman mintanı giydiğine tanık olunur.

Merhum Hünkarımız Kanuni Sultan Süleyman, pek çok özelliğinin yanı sıra sanatkar bir ruha da sahipti.

Muhibbi mahlasıyla şiirler yazmıştı.

Bir gün sarayın bahçesinde dolaşırken, meyve ağaçlarının bazılarında çürüme fark eder.

Dikkatle incelediğinde çürüyen ağaçların karıncaların istilasına uğradığını görür.

Ağaçları ilaçlamak istese de, önce dönemin alimi, şeyhülislamı ve hocası Ebussuud Efendi’ye danışmak ister ve şöyle seslenir:

Meyve ağaçlarını sarınca karınca, günah var mıdır karıncayı kırınca?

Ebussuud Efendi’nin cevabı sarsıcı, öğretici, öğütleyici ve düşündürücüdür:

Yarın Hakk’ın divanına varınca, Süleyman’dan hakkın alır karınca.

Türk Ocakları’nın Kuruluşu’nun 110’uncu Yılında; İslam Dünyasında Meseleler ve Çözüm Yolları Sempozyumu’nda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın konuşmalarını dinleyince, hele hele devlete seri katil diyen bir müfterinin, bir suçlunun anılan sempozyumda olduğunu öğrenince bu duygu ve düşünceler kapladı ruhumu.

Halbuki Türk Ocakları göz nurumuzdu, bir nevi mektebimiz, mefkûremizdi.

İlk sevdamızdı, fikirlerimizin sistemleşip sadırdan satıra döküldüğü ülkü membaımızdı.

Türkçülüğün ilk sancağı Türk Ocağı’nda kaldırılmıştı.

1931’den 1949 yılına kadar kapalı olduğu 18 yıllık bir dönemi kenara koyarsak, fiilen kurulduğu 3 Temmuz 1911’den, resmen kurulduğu 25 Mart 1912’den itibaren Türk’ün, Türkçülüğün ve Türk milliyetçiliğinin beşiğiydi.

Türk Ocakları, Ahmet Ağaoğlu’ndan Yusuf Akçura’ya; Mehmet Emin Yurdakul’dan Ahmet Ferit Tek’e; Hamdullah Suphi Tanrıöver’den Osman Turan’a varıncaya kadar nice fazıl, inanmış ve davasına baş koymuş büyüklerimiz vasıtasıyla kollarını açıp uçurumların önüne set çekmişti.

Milli Mücadele yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’da bulunan yakın çevresinin Türk Ocaklılar olduğunu Enver Behnan Şapolyo şöyle anlatmıştı:

“Hamdullah Suphi’nin gelişinden Gazi Mustafa Kemal Paşa ziyadesiyle memnun olmuştu. Onun etrafında bir fikir halkası teşekkül ediyordu. Çankaya’da Atatürk’ün fikir arkadaşlarının hepsi de Türk Ocaklı idiler. Kâzım Karabekir dâhil olmak üzere, Hamdullah Suphi, Yusuf Akçura, Halide Edip, Ağaoğlu Ahmet, Reşit Galip, Mustafa Necati, Vasıf Çınar, Celâl Sahir, Mahmut Esat, Ruşen Eşref, Veled Çelebi, Besim Atalay, Tunalı Hilmi vb hepsi de ateşli ve gayeye inanmış Ocaklı milliyetçilerdir.

12 Eylül 1980 darbesini müteakiben talimatla açılan “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” davasının iddianamesi, MHP ve ülkücü kuruluşları “1912’de Türk Ocakları’nın kuruluşuyla faaliyete geçen bir suç örgütü” olarak şerefsizce yaftalamıştı.

Sadece 583 dava insanımızı değil, bir fikrin ve onun tarihinin de mahkum olması için cuntacılardan emir alan hukuk katliamcısı Nurettin Soyer eliyle bir tezgah kurulmuştu.

Şimdi herkes elini vicdanına koyup düşünsün, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Türk Ocakları’nın Kuruluşu’nun 110’uncu Yılında; İslam Dünyasında Meseleler ve Çözüm Yolları Sempozyumu’nda” ne işi vardır?

Biz bu hazin manzarayı nasıl okuyalım? Neye yoralım? Nasıl yorumlayalım?

Davet ede ede, hem de böylesi bir dönemde Kılıçdaroğlu mu davet edilmiştir?

Benim sözüm Türk Ocakları’nın üç-beş yöneticisinedir.

Ya bunu nasıl yaptınız? Nasıl böyle bir hatanın faili oldunuz? Bu gaflete nasıl kapıldınız?

Kılıçdaroğlu’nun “din halkın afyonudur” diyen, üstelik İslam dünyasıyla ilgili bir sempozyumda, Karl Marx’tan alıntı yaparak salonda hazır bulunanlara hitap etmesine nasıl katlandınız?

O salondan mesela Ziya Gökalp, mesela Erol Güngör, mesela Mehmet Eröz’ün yerine Marx’ın görüşlerinin kamuoyuna yansımasını içinize nasıl sindirdiniz? Bunu nasıl hazmedebildiniz?

Ben çok üzüldüm, dalıp dalıp uzaklara gittim, acaba Türk Ocakları yönetimi hiç mi rahatsız olmadı? Hiç mi vicdan azabı çekmedi?

Türk milletinin kurşun gibi ağır günlerden geçtiği bir dönemde bu Türk Ocakları ne yapar, ne arar, neyle meşgul olur?

Ebussuud Efendi’nin cevabını bir kez daha haykırıyorum:

Yarın Hakk’ın divanına varınca, Süleyman’dan hakkın alır karınca.

Bizim asıl Ocağımız, teslim olmuş bir Ocak değildir. Adı ve unvanı da tertemiz ülkü erlerinin inancıyla, şehit ve gazilerimizin kahramanlığıyla bayraklaşan Ülkü Ocakları’dır.

Kaynağını Türk-İslam Ülküsünde bulmuş Türk milliyetçiliği bizim damarlarımızda dolaşan kanımız, dünyaya Türkçe bakışımızın fikir namusudur.

Türk Ocakları 110 yıl evvel millet zillete düşmesin diye kurulmuştu, ama 110 yıl sonra zillete ev sahipliği yaparak geçmişine kalın bir sünger çekmiş, bizim de ciğerimizi dağlamıştır.

Çok söze gerek yoktur, Türk Ocakları’nın vaki açmazını en iyi değerlendirip sorgulayacak olanlar bu Ocağın samimi ve sağduyulu mensuplarıdır. Bu da onlar için bir tarih ve millet vazifesidir.

Değerli Arkadaşlarım,

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Meclis Grubu, TBMM yaz tatiline girmeden evvel sırasıyla ele alınacak kanun tekliflerinin görüşmelerine eksiksiz katılacaktır.

2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin, yani ek bütçenin;

Sayıştay üye seçiminin,

Askeri Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin,

Geldiğimiz bu aşamada kanunlaşması acil bir ihtiyaç olan ve kamuoyunda dezenformasyon düzenlemesi olarak tanımlanan Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ve gündemdeki diğer kanun tekliflerinin müzakere ve oylamalarına aktif ve tam kadro halinde katılıp irade ve desteğimizi göstereceğiz.

Memur ve emeklilerimizle birlikte asgari ücretle çalışan kardeşlerimizin enflasyona ezdirilmeyeceğine, maaş ve ücretlerde beklenen artışlarla birlikte refah düzeyinin yükseleceğine gönülden inanıyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın dün yaptığı açıklamaları memnuniyetle karşılıyor, aynı şekilde milletimizin lehine olacak her kararın da yanında duracağımızın teminatını veriyoruz.

Sözlerime son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyor, başarılı, sağlıklı ve verimli bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.

 


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 21 Haziran 2022

Saygıdeğer Milletvekili Arkadaşlarım,

Medyamızın Değerli Temsilcileri,

Bu haftaki Meclis Grup Toplantımız münasebetiyle sizlerle paylaşacağım düşüncelerime geçmeden evvel hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.

Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranları, sosyal medya platformları, radyo kanalları vasıtasıyla toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan değerli kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyor, şükranlarımı sunuyorum.

İnsanın olgunluğu gibi siyasetin de olgunluğundan bahsetmek mümkündür, kaldı ki doğal ve doğru olanı budur.

Olgunlaşmak demek alınan kararların, taşınan kalplerin hassasiyet düzeyindeki tırmanışı demektir.

Olgunlaşmak demek kanın daha sıcak akması, zekanın daha canlı olması, ruhun daha huzurlu olması manasıyla eşanlamlıdır.

Her rüzgara yelken açan, her telkine kapı aralayan, her tertibe çanak tutan bir siyaset anlayışının ne olgunluğundan ne de omurgalı duruşundan söz edilebilir.

Olgunlaşmamış siyaset köksüzlüğün esiri, fazilet ve fikir yetersizliğinin eseridir.

Leyleğin ömrü nasıl lak lakla geçiyorsa, basit ve bayağı siyasetin ömrü de polemikle, pişkinlikle ve peşin hükümlerle gelip geçecektir.

Türk siyasetinin çözüm bekleyen belki de en öncelikli sorunlarından birisi bu tip siyaset ve siyasetçi akımının müessif varlığıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi 53 yıllık şanlı ve şerefli mazisiyle, feleğin çemberini defalarca kırıp geçmesiyle mütekâmil ve muteber bir siyaset seviyesine hamd olsun erişmeyi başarmıştır.

Elbette bugün ne yaşıyorsak izleri dündedir.

Bugün ne ile karşılaşıyorsak hedefleri yarındadır.

Milli tarihimizle birlikte, beşeriyetin tecrübe ettiği hayat gerçeğine baktığımızda, küçük heveslerden büyük hedeflerin çıkmayacağı berrak şekilde görülebilecektir.

Hedefi büyük olanın inancı da, iradesi de büyüktür.

Çünkü inanmak kutlu hedeflere vasıl olmanın, ufuk ötesini kavramanın, kendini aşma basiret ve becerisi gösterebilmenin yegane çaresidir.

Bu çarenin anahtarı temiz bir vicdan kapasitesi, selis ve seviyeli bir anlatım kabiliyeti, ihlas ve imanla yoğrulmuş bir karakter marifetidir

Maksat, milletimizi güzelliklerin en güzeliyle buluşturmaktır.

Maksat, Türkiye’mizi görkemli, göz alıcı ve göğüs kabartan muhteşem bir gelecek aydınlığıyla kavuşturmaktır. 

Biz insanüstü bir gayretle çalışıyoruz, geceyi gündüze katıyoruz, enerjimizi emeğimizle karıştırıyoruz, azımızı çok yapmak için sürekli çabalıyoruz.

Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümüne adım adım hazırlanıyoruz.

İlçe ilçe gezip vatandaşlarımıza hem düşüncelerimizi anlatıyor, hem de aydınlatma görevimizi yapıyoruz. İnsanımızın yüreğine yağmur gibi yağıyor, umutlarını yeşertiyoruz.

Diyor ya merhum Cemil Meriç, “güneş ülkeleri aydınlatır, sözler de milleti.”

Sözümüzle, sevdamızla, samimiyetimizle, sadeliğimizle, sabrımızla, sadakatimizle, sağduyumuzla ülkemin her yerine mücadelemizi yaygınlaştırarak 2023’de doğacak zafer şafağı istikametinde yürüyoruz. 

Hz.Mevlana’nın dediği gibi;

Günahlara kefarettir gönüldeki keder,

Niyetler halis olunca ameller olmaz heder,

Biraz sabreyle bak, neler göreceksin neler,

Mevlam ihmal değil imtihan eder.

Hep söyledik, gene söylüyoruz, bizim niyetimiz halis, nişanemiz halka ve Hakk’a hizmettir.

Dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan, duran dursun, biz durmayız engellerden, yılan yılsın biz yılmayız badirelerden.

Bıkmadan, usanmadan, gevşemeden ülkülerimizi anlatacağız.

Cumhur İttifakı’nın gelecekteki Türkiye tasavvurunu paylaşacağız.

Oynanan oyunların iç yüzünü, yazılan kabussenaryolarının içeriğini ve yönünü milletimizin her güzel insanına tek tek, öz ve özet halinde aktarıp aydınlatma görevimizi yerine getireceğiz.

Aydınlanma, gerçekte olduğumuz şeye uyanmak ve sonra öyle olmak demektir.

Aydınlanma, aklımızı kullanmaya cesaret edebilmektir.

Aydınlanma, gerçekleri maskelemeye çalışarak zillete düşenlerin kararmış yüzlerine hakikatin ışığını tutabilmektir.

Danışarak dağları aşacağız, danışmadığından düz yolda şaşıranları kendi acıklı hallerine terk edip bırakacağız.

Her yerde okkanın dört yüz dirhem olduğunu eninde sonunda göstereceğiz.

Şunu bir defa açıkça ifade etmek durumundayım ki, ülkemizin hiçbir yerinde zillet ittifakının iddia ettiği gibi bir Türkiye tablosu yoktur.

Siyasetlerini yalan ve riyayla mayalandıran, tezvirat ve tefrikayla maskaralaştıran çürük çarık zihniyetlerin hiçbir sözü söz değildir, hiçbir açıklaması doğru değildir.

Yalandan vergi alınmış olsaydı, yalancı siyasetçilerin hepsi iflas bayrağını çekmekten inanıyorum ki kurtulamazlardı.

Yalnızca göz boyamak ve çalışıyor imajı uyandırmak amacıyla üç beş esnaf gezip fitne fücur teşrifatçılığı yapanların ipliği artık pazardadır, ikinci ele düşmüştür. 

Kameralara yansıtılan sipariş görüntüler, sahnelenen sahte mağdur tiyatroları, duyguları istismar eden taktik beyanatlar, kurmaca ve kumanda edilen karşılıklı diyaloglar hiç kimseyi inandıramaz.

Aziz milletimiz siyasi sahtekarlara, siyaset kalpazanlarına dün olduğu gibi bugün de, yarın da prim vermeyecek, şans tanımayacaktır.

Sahte bir gülümseme iliştirip yüzlerine kalabalıkların içine giren samimiyetsiz ve kifayetsiz siyasetçilerin, herkesi kendileri gibi ahmak ve gafil zannetmeleri tam bir çarpıklıktır.

Onlar boş boş dolaşadursun, Milliyetçi Hareket Partisi 18 Şubat 2022 tarihinden bugüne kadar 493 ilçemizi heyetler halinde ziyaret etmiştir.

Çok şükür milletimizin tamamıyla kucaklaşmanın esenliğini ve gönül huzurunu yaşıyoruz.

“Adım Adım 2023; İlçe İlçe Anlatma ve Aydınlatma” temalı siyasi çalışma programımızla gönüllere misafir oluyoruz, gönüller kazanıyoruz.

Cumhur İttifakı Türkiye’nin her noktasında milletiyle oturup kalkıyor.

Milliyetçi Hareket Partisi vatanımızın her köşesinde insanımıza muhabbetle dokunuyor, huzurlu ve mutlu bir Türkiye’ye erişme azmini ilmek ilmek dokuyor.

Gittiğimiz her yerde gördüğümüz açık gerçek şudur:

2023 yılında Cumhur İttifakı açık ara farkla sandıktan başarıyla çıkacaktır.

Zillet ittifakının şapkadan çıkaracağı aday kim olursa olsun Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan muazzam bir irade gücüyle, yüzde 50’yi fersah fersah aşan bir oy çokluğuyla yeniden Cumhurbaşkanı seçilecektir.

Zillet ittifakının nasıl bir adayı vardır ki, yıpranmasın diye açıklamaktan imtina ediliyor.

Son düzlüğe girilirken, bu korkakça yaklaşımın ardında; acaba bilinçli ve taktik bir geciktirme mi söz konusudur, yoksa 6+1 formatlı masaya hakim olduğu anlaşılan derin bir çatlak mı etkilidir?

Çıkarsınlar adaylarını, görsünler hanyayıKonya’yı.

Demokrasi er meydanıdır, bu meydana çıkmaya yüzleri olmayanların konuşmaya hakları bile yoktur.

Kolayca yıpranacak, an itibariyle meçhul ve müphem olan bir adayı çok arayıp aramadıkları, böylesi bir akıl tutulmasına nasıl düşüp kör çıkmazlara yuvarlandıkları da bir diğer muamma olarak karşımızdadır.

“Demir gibi sinirim var. Kasım’da seçim olabilir.” diyen Kılıçdaroğlu, ya kendi kendini kandırıyor, ya da hayal aleminde paraşütsüz uçuş dersleri alıyor.

Cumhurbaşkanı adaylığına çok istekli olan Kılıçdaroğlu’na partisinden ve ittifak ortaklarından yükselen itirazlar esasen sinir sistemini laçkalaştırmakla kalmamış, histeri nöbetleri yaşamasına da yol açmıştır.

Bizim tavsiyemiz, en yakın kliniğe müracaat etmesi ve çok fazla gecikmeye mahal vermeden tedavi altına alınmasıdır.

Yüksek beklentilerin gerçekleşmemesi durumunda yaşanacak ileri düzeyli hayal kırıklıkları Kılıçdaroğlu'nu elinden oyuncağı alınmış çocuğa dönüştürecek, mızmızlanması da hiçbir işe yaramayacaktır.

Türkiye’miz üzerinde hesabı olanlardan kim varsa, Rum’u, Ermeni’si, eşkıyası, teröristi, haçlısı, Müslüman katili, Türk düşmanı, insanlık kasabının hepsi zillet ittifakının arkasında sıraya girmiştir

Milletimizden ve coğrafyamızdan intikam almak isteyenlerin tamamı Kılıçdaroğlu’nun arkasında kuyruğa dizilmiştir.​

Henüz ortak bir aday üzerinde anlaşamayan, birbirine çalım atmaktan özel bir haz alan, birbirlerinin aleyhine kulisleri kaynatan, lobilerin eline geçen, ortak gayeleri dış güçlerin emellerine hizmet olan siyasi partilere Türkiye’mizin emanet edilmesi istikbalimizin hiçe sayılmasıdır. 

Böylesi bir zillete ne Allah razı gelecek, ne de milletimiz rıza gösterecektir.

Cumhur İttifakı belirsizliği aşacak, belaları söküp atacak, iç barış ortamını, ekonomik güvenliği ve toplumsal huzuru sağlam esaslara bağlayacak iradedir.

Cumhur İttifakı Türkiye’nin gücüne güç katacak ümit haznedarıdır. 

Önündeki her taşa takılan, geleceğe teleskobun yanlış ucundan bakan, ortak anlam ve amaçtan tamamıyla uzaklaşmış zillet ittifakı akıntıda sürüklenen bir saldır, devlet ve millet düşmanlarıyla sembiyotik ilişki kurmuş, yani bağımlılık halinde yaşayan, kirli bir kumpanyadır.

Şunu unutmayalım ki, eski tarz siyasetle, eski tezgahlarda üretilen mallarla, yeniye direnen eski kafayla, eskide kalmış yönetim sistemleriyle yeni dünyada varlık hükmümüzün ibrası çok zor, hatta imkansızdır.

Türkiye, dünyanın tüm projektörlerinin çevrili olduğu bir coğrafyanın ağırlık merkezidir.

Akıl ve iradeleri ambargo altında olanlar bu gerçeği algılayamaz.

Elinde sadece bir çekiç olanların karşılaştığı bütün engelleri çivi olarak görmesi dar görüşlülüğün, mantık süzgecindeki tıkanıklığın sonucudur.

Eğer bizim elimizde bir çekiç olursa, ille de bir çivi çakmamız icap edecekse, bu çiviyi tahtaya değil, zalimlerin, hainlerin, teröristlerin kafalarının tam orta yerine çakacağımızı da herkesin bilmesinde yarar olacaktır.

Biz yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz.

Milliyetçi Hareket Partisi’ni ve Cumhur İttifakı’nı iftiharla anlatıp milletimizin dua ve desteğine layık olmanın arzu ve heyecanıyla dolup taşacağız.

Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımızın koordinasyon ve gözetiminde yürütülen “Adım Adım 2023; İlçe İlçe Anlatma ve Aydınlatma” temalı çalışmalarımızda emeği geçen siz değerli milletvekili arkadaşlarım başta olmak üzere, teşkilatımızın her kademesinde görev yapan fedakar dava arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 

Hepinizi kutluyorum.

Çağrımız birliğe, dirliğe, kardeşliğe ve huzuradır.

Çağrımız dik baş, tok karın, mutlu yarınadır.

Çağrımız yükselen ve süper güç mertebesine çıkacak Türkiye’yedir.

“Komşusu açken tok yatmayacak” yüksek vicdanların,

“Fırat kenarında otlayan kuzunun” vebalini duyacak tertemiz gönüllerin,

“Aç iken doyurdum, çıplak iken giydirdim, az milleti çok kıldım” diyenlerin bulunacağı ve buluşacağı ahlaklı, adaletli, inançlı, erdemli, hakça paylaşımı esas alan bir topluma çağrıdır bizim çağrımız.

Çağrımız Türk tarihinin çağrısıdır.

Çağrımız kutlu ceddimizin çağrısıdır.

Çağrımız cumhurun çağrısıdır.

Çağrımız çiftçimizin, emeklimizin, esnafımızın, memurumuzun, işçimizin, yetimlerimizin, şehit analarımızın, şehit yavrularımızın, tüm mazlumların çağrısıdır.

Çağrımız al bayrak altında toplanıp istikbale el ele, omuz omuza, tek nefes halinde yürüyüş çağrısıdır.

“Ne Mutlu Türküm Diyene” haykırışı etrafında kenetlenme çağrısıdır bizim çağrımız. Ve bizim çağrımız çağın akışını değiştirmeye sonuna kadar taliptir.

Değerli Milletvekilleri,

Kurallara dayalı uluslararası düzenin, şiddet ve dozajı artan meydan okumalara direkt maruz kaldığına, bundan mülhem siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında var olan çatlakların yeni kırılmalarla devamlı genişlediğine uzun bir süredir şahit oluyoruz.

Zora dayalı ve silahla inşa edilen küresel çaptaki ekonomi-politik sistemin insanlığın değişen beklentilerini karşılamaktan hızla uzaklaştığı anlaşılmaktadır.

Kovid-19 salgınıyla birlikte Ukrayna-Rusya arasında baş gösteren krizin turnusol kağıdı işlevi görerek, hasır altına süpürülen karmaşık ve kronik sorunların gün yüzüne çıkmasını tetiklediği inkar edilemez bir gerçektir.

Dünya kapsayıcı bir vizyona; adil, barışçıl, insani ve vicdani politikalara adeta muhtaçtır.

Çok yiyenle hiç yemeyenin, çok kazananla hiç kazanmayanın yan yana yaşadığı küresel sosyo-politik yapıyla küresel ekosistemin sürdürülebilirliği nihayetinde bir sınıra dayanmıştır.

Dünya genelinde gelir dağılımı eşitsizliğinden kaynaklanan refah kayıplarının endişe verici boyutlara ulaştığı da bir vakadır.

Borca dayalı maddi tüketim son 20 yıllık zaman diliminde küresel ekonomiye pranga vurmuştur.

Karşımızdaki bu tablo makro ekonomik istikrarı bozmakla kalmamış, belirli aralıklarla küresel krizleri de tahrik ve teşvik etmiştir.

Geçtiğimiz günlerde, Sri Lanka borçlarını ödeyemeyerek iflas etmiş, bu ülkenin Enerji Bakanlığı da 5 gün yetecek akaryakıt kaldığını açıklamıştır.

Bu itibarla milli ve manevi değerlerle bezenmiş yeni bir finansal mimariye, nevzuhur bir ekonomik ve mali çatıya acil ihtiyaç olduğu tartışmasızdır.

Görülen ve çarpıcı gerçek şudur: Kapitalizmin ana mihveri, ana siperi haline gelen Sindirellaekonomisinin sonuna gelinmiştir.

Neo-Liberal stratejiler kalıcı iyileştirmeleri sağlamaktan aciz olduğu gibi milletler ve medeniyetler arasındaki fay hatlarını da farklı cephelerden derinleştirmektedir.

Ahlaki olmayan, insani değerlerle bağdaşmayan ve istikrara hizmet etmeyen piyasa uygulamalarını köklü şekilde sorgulamadıktan, ekonomik güvenlik, ekonomik özgürlük, ekonomik eşitlik, ekonomik adalet kapsamında A’dan Z’ye revize etmedikten sonra varılacak yer gene kriz, gene toplumsal ve siyasal çalkantıdır.

İnsanlığın ekonomik ve siyasi temelde yeni bir vizyona ihtiyacı vardır ve bu ertelenemez boyuttadır.

Hiç kuşkusuz başımıza gelecekleri uzaktan izleyerek, tribünden seyrederek beklemek akıl karı olamayacaktır.

Yürürlükteki uluslararası ilişkiler mekaniği, ekonomik ve siyaset sistematiği merhamet ve adaletten kahredici ölçülerde mahrumdur.

Bulmaca içinde bulmacalar çözülmedikten sonra atılan veya atılacak her adım boşluğa düşecektir.

Ekolojik limitler çerçevesinde kalarak ekonomik istikrarı yakalayıp sürekli hale getirmek bugünümüzle birlikte geleceğin dünyasını daha mamur ve müreffeh hale taşıyacaktır.

Ayrıca yatırımların hedefinde, kaynak verimliliği, yenilenebilir enerji, temiz teknoloji, yeşile saygı, iklim uyumu ve ekosistemin zenginleşmesi yer almalıdır.

Uyuklayan bir bakışla altımızdan kayıp giden bir dünyayı seyretmemiz sorumluluk anlayışımızla ters düşecektir.

Aynı anda hem milli duruş gösterip hem de evrensel gelişmelerin seyrini analiz etmemiz gerekmektedir.

Çünkü bu dünya bizim de dünyamızdır.

Deve kuşu gibi başımızı kuma sokmamız düşünülemeyecektir. 

Pergelin sabit ucunu başkent Ankara’ya koyarak 360 derecelik bir açıyla yerküreyi kavramamız zaruridir.

Medeniyetler Çatışması isimli eserin müellifi, “Ruanda’daki kabileler arası kanlı çatışmalar Uganda, Zaire ve Burundi için önemlidir, bunun ötesinde bir anlamı yoktur.” demiş olsa da, alemenizam verme gayesini vicdanında bir sır gibi mahfuz tutan Türk milleti için böylesine bir tespitin ve değerlendirmenin hiçbir geçerliliği olamayacaktır.

Dünyaya karşı kapanmak ve içe dönmek demek İ’la-yi Kelimetulllah onurunu anlamamak ve haşa Allah’ın kelamını anlatmaktan ve savunmaktan vazgeçmek demektir.

Buna da olurumuz yoktur, onayımız yoktur, tarafı ve faili olmamız Müslüman Türk milleti olarak mümkün değildir.

Hep umutlu olacağız, ancak umudun gelecek üzerine bahse girip mevcut durumdan bir kaçış kapısı olduğunu asalakça uyduranlara hiçbir zaman aldırış etmeyeceğiz.

Biz yeryüzünde unutulmuş bir savaşın kayıp askerleri değiliz.

İrademizle, bilgimizle, tarihi müktesebatımızla, kültür hazinemizle, yeni bir dünyayı tahayyül eden cesaretimizle her meseleye ölü noktasından değil, can alıcı noktasından bakacağız.

İyi bir hayat kaçınılmaz olarak ahlaki temellere dayanmalıdır.

Bu ahlak statik değil dinamik bir içeriktedir ve hayatın her alanına tevzi etmek ana görevimizdir.

Nitekim iyiliğin asıl manası bireysel değil toplumsal olmasıyla tezahür edecektir.

Bugünkü şartlarda küresel ekonomik ve siyasi sistem ahlak buhranının tam göbeğindedir.

Bugünkü tüketim toplumu küresel bir toplumdur, içinde zenginlik adalarıyla yoksulluk okyanuslarını barındırmaktadır.

Öyle bir döneme gelinmiştir ki, aşırı kar hırsı, paradan para kazanma açgözlülüğü, vurgunculuk, karaborsacılık, gemisini kurtaran kaptan iddiaları, yıkıcı rekabetler, görünmez elin cazibesi, sonlu bir hayat içinde sınırsız servet iştahı beşeriyetin felaket habercisi haline dönüşmüştür.

Her gün bir fincan kahve fiyatının yarısıyla geçinmeye çalışan 1 milyar insan dünyanın harap bitap halinin ibretlik manzarası değil de nedir?

Müşterek anlam duygusundaki yarılmaların eşliğinde, on yıllardır insanlığı hasta eden kısa vadeli hesaplar taşınamayacak, kaldırılamayacak yük değil de nedir?

Otomatik olarak herkese fayda sağlayacağı iddia edilen, ancak zengini daha da zenginleştiren “Damlama Ekonomisi”nin aslında bir dolandırıcılık olduğu geçtiğimiz günlerde Oscar ödüllü bir iktisatçı tarafından itiraf edilmedi mi?

Bildiğiniz üzere, en büyük dev yıldızlar, kara deliklere veya nötron yıldızlarına dönüşmektedir, ama bazıları vardır ki, sadece beyaz cüceler olarak görünürler.

İşte küresel ekonomi cüceleşmiştir, motoru da teklemiştir.

Bunun yanında, Dünya genelinde küreselleşmenin sonuna gelindiği iddiaları günbegün akademik ve siyasi tartışmaların ana malzemesi durumuna gelmiştir.

18’inci yüzyılın meşhur iktisatçısı Ricardo’nunteorik bazlı ekonomi ve ticaret gemisi su almıştır.

Şayet su geminin altındaysa mesele yoktur, gemi yüzecektir; yok içindeyse o zaman geminin batması yalnızca zaman meselesidir ve ezcümle mukadderdir.

Bugünkü şartlarda küresel ekonomi fırtınalı bir havada, bozuk pusulayla yolunu bulma çabasındadır.

Stagflasyon ve resesyon ihtimal olmaktan çıkmıştır.

ABD, Birleşik Krallık ve Almanya yükselen enflasyona karşı faiz silahına sarılmışlardır.

Fakat silahtaki mermi gittikçe azalmaktadır ki, bir süre sonra tetik boşuna çekilecektir.

Rusya-Ukrayna savaşının neticesinde rekor kıran gıda ve enerji fiyatları küresel enflasyonu zirveye çıkarmıştır.

Fiyat artışlarından yakınmayan ülke neredeyse kalmamıştır.

Hayat pahalılığı kartopu gibi birike birike çığa dönüşmüş ve insanlığın üzerine yuvarlanmıştır.

ABD Dışişleri Bakanı’nın, “Dünyanın gıda arzı tam anlamıyla Rus ordusu tarafından rehin alındı” beyanatı sorumluluktan kaçan, suçluyu başka yerlerde arayan müflis bir politikacının sızlanmasından öte bir anlam da taşımamıştır.

Peki Birleşik Krallık ordusuna komuta eden general tarafından 3’üncü dünya savaşı riskinin bir kez daha telaffuz edilmesi, bu şahsın askerlerine “Avrupa’da savaşmaya hazır olun” demesi stratejik bir açıklama mı, yoksa potansiyel bir niyetin mi ifşasıdır? 

Gıda krizinin geri planında bu ve buna benzer yüksek düzeyli tehditvari açıklamaların hiç mi payı yoktur?

NATO Genel Sekreteri’nin “Savaşın yıllarca sürebileceği gerçeğine hazırlanmalıyız. Ukrayna’yı desteklemekten vazgeçmemeliyiz” sözlerini neye yormalıyız? Bu karamsar bakıştan nasıl bir sonuç çıkarmalıyız?

Gıda sorunu yaşanıyorsa, bunun öncelikle suçlusu barışçıl arayışları köstekleyen, kurulan müzakere masalarını dinamitleyen küresel emperyalizm değil midir?

Bunlar kime ne anlatmanın merakındadır?

Sayın Cumhurbaşkanımızın aktif girişimi sayesinde vücut bulan “Tahıl Koridoru” inşasıyla ilgili çabalara destek verilmesi gerekirken, Fransa Cumhurbaşkanı’nın, Almanya ve İtalya Başbakanlarıyla birlikte bir tren yolculuğuna çıkıp Kiev’e gitmesi, bu vesileyle Romanya üzerinde bir güzergah açılmasını istemesi bize göre aleni fırsatçılık, aynı zamanda siyasi yamyamlıktır.

Son seçimlerde Meclis çoğunluğunu kaybeden Macron’un, Türkiye ile Rusya arasında yapılan tahıl güvenliği anlaşmasını yok sayması asıl gündeminin barış ve huzur olmadığını iyice netleştirmiştir.

İnsanlar aç kalmış, açıkta yatmış, sözde gelişmiş ülkelerin umurunda değildir.

Batı’nın, Rusya’ya yönelik yaptırımlarla zorlayıcı diplomasiden medet umması hezeyandır, barış umutlarını zedelemektedir.

Geldiğimiz bu aşamada, Rusya-Ukrayna savaşının sonuçları tüm dünyada hissedilmektedir.

Bu savaş kapsamında, dünyadaki buğday ve arpanın yüzde 30’nun engellenmesi, bunun da yaklaşık 40 milyon insanı açlığa mahkum edeceği son zamanlarda sık sık dile getirilmektedir.

Mısır, bu olumsuz gelişmelerden en çok mağdur olan ülkelerin başında gelmektedir.

Putin’in, tek kutuplu dünyanın sona erdiğini ve Dünya jeo-politiğinde tektonik kaymaların yaşandığını ileri sürmesi kartların yeni baştan dağıtıldığına, oyunun yeniden kurulduğuna, müesses nizamın kale duvarlarının teker teker yıkıldığına en azından karine teşkil etmektedir.

Mühim olan Türkiye’nin alacağı pozisyon, üstleneceği tarihi roldür.

Gelişmelerin hızı tahmin edilenin ötesindedir.

Türkiye ekonomisinde sanal korkular oluşturup pireyi deve yapan siyasi sefillerin bir defa dünyanın nereden nereye geldiğini göremedikleri, böyle bir analitik ve milli akla sahip olmadıkları ortadadır. 

Çok şükür Türkiye, dünyanın yaşamış olduğu ortak sorundan pozitif olarak ayrışırken, yatırım, üretim, ihracat ve istihdam alanlarında bir adım öne çıkmaktadır.

Anadolu tahıl ambarıdır, üreterek, çiftçilerimizi destekleyerek, ekim alanlarını genişleterek gıda krizinin bize yansımasını en aza çekmemiz mümkündür.

Günün sonunda bozguncuların kaybetmesi mahut siyaset ve hayat gerçeği olarak bir kez daha teyit edilecektir.

Patates, soğan, domates, patlıcan fiyatlarını abartıp milletimize kötümserlik aşılayan bedhahlara diyorum ki, biraz insafınız varsa, biraz vicdanınız kaldıysa, bir parça da haysiyetiniz bulunuyorsa, kimin tarafında olduğunuzu açıklayınız.

Kimlerin değirmenine su taşıdığınızı söyleyiniz.

Delikanlıca ortaya çıkıp kimlerin nam ve hesabına işbirlikçilik yaptığınızı da itiraf ediniz.

İşte görüyorsunuz, TÜSİAD Başkanı işi gücü bırakıp İsveç ve Finlandiya’nın yanında saf tutmuş, Türkiye’nin haklı sıkıntı ve taleplerinin müzakere yoluyla, karşılıklı anlayışı geliştirerek ve ittifak ruhuna uygun şekilde çözülmesini tavsiye etmiş.

Neymiş, geleneksel politikalara dönmeliymişiz, üstelik fakirleşerek büyüyormuşuz.

TÜSİAD’ın menşei ve mensubiyet duyduğu ülke neresidir?

Bir kez olsun milli olun, bir kez olsun Türkiye’nin meşru tezlerine ve politikalarına destek verin.

Haydi vermiyorsunuz, güç ve çıkar odaklarına boyun eğdiniz, bari objektif konuşun, dürüst konuşun, adam gibi konuşun, konuşun da biz de size müteşekkir olalım.

“Benim Osmanlılığım Osmanlı Bankası kadardır.” diyen Meşrutiyet yıllarının Mebusu, aynı şekilde müfterisi ve müfsidi Boşo Efendi’den ne farkınız vardır?

Boş yapmayın, Boşo olmayın, Türk de olamıyorsanız bari insan olun.

TÜSİAD’ın göz kırpıp selam durduğu mesela İsveç, Kandil’in finans koridoruna dönüşmüştür.

İmralı canisinin fotoğrafı ve PKK paçavraları geçen günlerde devlet binalarına ışıklarla yansıtılarak terörizmin şovu yapıldı, TÜSİAD bundan memnun mudur? Bir şey diyecek midir? 

İsveç Dışişleri Bakanı “manipülasyon” dese de bu ülke bölücü terör örgütünün Kuzey Avrupa kampı haline gelmiştir, sorarım, zillet ittifakıyla TÜSİAD bu rezaletten mutlu mudur?

Bu aşamada, İsveç’in NATO’ya girmesi, terörün pençesindeyken üyeliğinin konuşulması züldür, zulümdür, tarihi bir hatadır.

Brüksel’de toplanan NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda PKK’nın elindeki İsveç yapımı AT-4 tanksavarların seri numaralarıyla birlikte fotoğraflarının da bizatihi Sayın Hulusi Akar eliyle muhataplarına gösterilmesi ihanetin ve husumet cephesinin nerelere ulaştığının delilidir. 

Anlaşılan İsveç’in terörden arınması, terörle arasına kırmızı bir şerit çekmesi şarttır.

Buna niyetleri varsa, terörün baskı ve dayatmasından kurtulmak için fırsat arıyorlarsa, yeter diyorlarsa, artık çekemiyoruz noktasına gelmişlerse, temennimiz Türkiye’nin terörle mücadelesini örnek almaları, dağ tepe demeden hainlerin alayını birden silindir gibi ezip geçmeleridir.

İsveç yönetimi aklından bir an olsun çıkarmasın ki, korkaklar her gün ölür, kahramanlar ise bir defa ölür.

Değerli Arkadaşlarım,

Üzülerek ifade etmeliyim ki, toplumsal bünyeyi ur gibi saran şiddet vakalarında bir türlü azalma, zayıflama ve gerileme emaresi görülmemektedir.

Aile faciaları, vahşet haberleri, seri cinayetler, kan donduran diğer menfur hadiseler maalesef milli vicdanı derinden yaralamaktadır.

Bazı diziler, gösterişe ve mübalağaya yaslanmış magazin programları, karamsarlık servis eden haberler hepimizi ve herkesi rahatsız etmektedir.

Sabahın en erken saatlerinden gecenin geç vakitlerine kadar kavgadan, kargaşadan, kutuplaşmadan, değerlerimize yönelik linç girişimlerinden başka ekranlarda hiçbir şey göze çarpmamaktadır.

Gidişat iyi değildir. 

Boşuna denilmemiş;

Arsıza yüz vermeyin tepenize çıkar.

Edepsize çok susmayın sabrınızı yorar.

Cahile çok vefalı olmayın bir pula satar.

Yordam bilmeyenle yola çıkmayın, istikametiniz şaşar.

Şiddeti aşağı çekmek amacıyla konunun uzmanları ve muhatapları tarafından iştirak edilecek geniş katılımlı bir şura toplantısı başta olmak üzere her çareye müracaat edilmelidir.

Netfilix’de küfür ve en seviyesiz esprilerin yer aldığı, şarlatanlıktan öte bir meziyeti olmayan sözde komedyenlerin rol aldığı diziler artık haddi aşmıştır.

Aile hayatı son sığınaktır.

Bu sığınağın yağmalanması için planlı bir propaganda devrededir.

Küfür etmenin neresine güleceğiz?

Kadını metalaştıran, erkeği yozlaştıran ucube dizi sahnelerinin neresini beğenip takdir edeceğiz?

Bir yanda magazin programlarıyla gözümüzün içine sokulan bohem ve aşağılık hayatlar varken, diğer yanda bu hayatları yaşayanların özgürlükçü ve hümanist poz vermeleri çelişkidir, alçak bir kumpastır.

Sebze ve meyve fiyatlarını eleştirip, mesela lüks bir mekanda veya tatil beldesinde, dar gelirli bir ailenin neredeyse bir aylık mutfak masrafına eşdeğer bir parayı bir saatte harcayıp gününü gün eden ve kursaklarını dolduranların,

Ya da, geceliği bir memurun aylık maaşına eşdeğer bir otelde keyif sürüp “ne olacak bu memleketin hali” diye gevşek gevşek konuşup, vur patlasın çal oynasın havasıyla har vurup harman savuranların;

Veya ön kapıda mağdur, arka kapıda mağrur; görünüşte düşünceli ve duyarlı, esasta fırsatçı, faizci ve fazilet yoksunu tatlı su solcularının, meyhane devrimcilerinin, merdane gibi dönen devşirmelerin, “böyle ekonomi olur mu, bu fiyat artışları ne olacak”diye sorup arkaya dolandıktan sonra yatlarla dolaşan, katlara doluşan, sonradan cebi para görmüş üçkağıtçıdemokratların bize anlatacak, bizimle paylaşacak hiçbir şeyleri olamaz.

Değersizliğin kuyusuna düşenlerle yol yürünemez, ortak bir gelecek hayali kurulamaz. 

Sözde gazeteci ve kiralık kalemlerin televizyon ve gazete köşelerinde, zillet ittifakının muhtemel adayını tartıştıkları kadar asıl ve öncelikli olarak ahlaktaki çözülmeyi tartışmaları gerekmiyor mu? Bunu beklemek haksız bir beklenti mi?

Hatırlarsanız, 16 Kasım 2021 tarihli Meclis Grup Toplantımızda, toplumsal şiddetin engellenmesi, mütemadiyen yaşanan cinayetlere bir son verilmesi hususunda görüş ve önerilerimizi maddeler halinde milletimizin bilgisine sunmuş ve şöyle demiştim: 

1- Ailenin korunması, şiddetin önüne geçilmesi konusunda kapsamlı bir Ruh Sağlığı Yasası’na ihtiyaç duyulduğu tartışmasızdır.

Şiddetin ruhsal ve psikolojik yönü mutlak surette analiz edilmelidir.

Bunun yanında yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

Evlilik hazırlığı içinde olan insanlarımızın ruhsal dengesinin yerinde olup olmadığı tartışması bu çerçevede ele alınmalıdır.

Parti olarak, 26’ıncı dönemde TBMM’ye sunmuş olduğumuz ve uzun bir hazırlığın mahsulü olan Ruh Sağlığı Yasa Teklifi’nin bir an evvel görüşülüp yasalaşması arzumuz ve isteğimizdir.

2- Şiddeti durdurmak maksadıyla hem güvenlik önlemleri hem de cezai müeyyideyeler derinliğine ve genişliğine arttırılarak hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmamalıdır.

Mahkemeler cinayet davalarında süratle karar vermeli, iyi hal indirimi, akli denge sorunu veya bir başka sebeple canilerin ceza indirimiyle taltif edilmelerine imkan tanınmamalıdır.

Çocuk istismarı, kadın cinayetleri, tecavüz suçlarında caydırıcı, kalıcı ve kapsayıcı sonuçlar alabilmek için gerekirse idam cezası bile tartışmaya açılmalıdır.

3- Medyada kadınlara yönelik cinayetlerin tekrar tekrar gösterim ve ifşasına kesinlikle son verilmeli, şiddeti özendirip teşvik edecek her türlü yayın ve haberden kaçınılmalıdır.

4- Son yıllarda yaygınlaşan, milli ve manevi değerlerimizi hedef alan dizi filmler geldiğimiz bu aşamada toplumsal hayatımızı zehirlemektedir.

Mülevves sahneler, müptezel ilişkiler, kokuşmuş hayatlar, şiddeti kışkırtan roller, kadın-erkek diyaloglarını yozlaştıran örnekler aile birliğimizi, manevi dengemizi, toplum düzenimizi doğrudan çürütme risk ve tehlikesi taşımaktadır.

Kazanç hırsıyla, rating uğruna bu kötülüğü milletimize teşmil etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Bizi bize anlatan, değerlerimizle beslenen, aldatmanın, cinayetin, şiddet dilinin gösterilmediği dizi filmlerin hazırlanması aynı zamanda senaristlerin, oyuncuların, ajansların ve medya patronlarının yegâne sorumluluğudur.

5- Üniversitelerin sosyoloji, psikoloji, psikiyatri, felsefe, ilahiyat gibi bölümlerinde görev alan değerli akademisyenlerin öncülüğünde ülkemizin şiddet haritası çıkarılmalı, şiddetle mücadelede ufuk ve yol açıcı çalışmalar tavsamadan yerine getirilmelidir.

6- Ayrıca ve önemle paylaşmak isterim ki, alanlarında parmakla gösterilen ilim ve gönül insanlarımızın emsalsiz çalışmalarıyla hazırlanan, insanlığa ve istikbale bakış vizyonumuzu belgelendiren “İnsanlığın Huzuru Projemiz”in her yönüyle tanıtılması, tartışılması ve toplumun her kesimine takdim edilmesi yaşadığımız şiddet buhranından çıkış arayışında müessir ve müstesna bir fırsat ve imkan sunacaktır.

Takdir edersiniz ki doğru bakış ve isabetli öngörülerle haklı çıkma arasında yakın ilişki vardır.

Bizim bütün söylediklerimiz ince tahlillere ve ustaca yapılmış hesaplara dayanmaktadır.

Ve hiç istemesek de uyarılarımız bir birçıkmaktadır, olayların akışı, milletin vicdanı bizi haklı çıkarmaktadır.

Alnımız açık, yüzümüz pak, mazimiz tertemizdir.

Çok konuşarak üstünü örteceğimiz yalanlarımız yoktur.

Kimseden sakladığımız, kapatacağımız ahlaksızlıklarımız yoktur.

Vicdanımız, ruhumuz ve yüreğimiz tertemizdir.

Nasıl görünüyorsak öyle oluruz, ne biliyorsak onu söyleriz.

Biz 53 yıl önce, Hakk’a inanarak, halka sığınarak yola çıktık.

Çok şükür ki, namusumuzla  ve şerefimizle bugünlere ulaştık.

Önümüzde üç  önemli görevimiz vardır:

Birincisi, toplumsal barışımızı, toplumsal huzurumuzu, toplumsal denge ve düzenimizi gücümüz nispetinde koruyarak suç ve suçluyla mücadele etmek, 2023 yılında Türkiye’nin bu kapsamdaki tek çaresinin, tek umudunun Cumhur İttifakı olduğu hususunda milletimizi uyarmaktır.

İkincisi, şiddetteki tehlikeli gelişmelerin, duygu sömürüsü yapan ahlaksızların, siyasi ve ekonomik alanlarda ülkemizi tökezletmek için pusuya yatan utanmazların foyasını ortaya çıkarmak için her insanımızı uyandırmaktır.

Üçüncüsü de, kurtuluşun kardeşlikte, milli birlik ve dayanışma azminde, her seviyede birleşmede, çözümün de Cumhur İttifakı’yla Milliyetçi Hareket Partisi’nde olduğuna milletimizi inandırmak, bu hususta ikna etmektir.

Bu nedenle, oturmayacağız, beklemeyeceğiz, dinlenmeyeceğiz.

Milletimize, komşumuza, arkadaşımıza, akrabamıza koşacağız.

Yılmayacağız, bıkmayacağız, usanmayacağız.

Başka çaresi ve çıkış yolu yoktur.

Türk milleti; içi boşaltılmış ve anlamsız kılınmış sloganlarla gerçek niyetlerini saklamak için çırpınan,

İftira ve asılsız suçlamalarla Türkiye’yi zan altında bırakarak kendilerini aklamaya çalışan,

Devleti ve milleti töhmet altında koyarak bozgunculuğun tellallığını yapan zillet ittifakını 2023’de Allah’ın izniyle fırlatıp atacaktır.

Demokrasiyi bölücülük ilacı olarak piyasaya süren;

İnsan haklarını etnik bölünme platformu olarak gören;

Sloganlar arkasına saklanarak devletin kuruluş ilkelerini, paylaşılan ortak değerleri ve milli birliğin temellerini işporta malzemesi haline getiren zillet ittifakına and olsun Türkiye bırakılmayacaktır.

Cenab-ı Allah üç misafiri habersiz gönderirmiş: Bunlar rızıktır, kaderdir, ölümdür.

Rabbim rızkımızı helal, kaderimizi güzel, son nefesimizi de imanlı eylesin inşallah.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi içtenlikle temenni ediyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 14 Haziran 2022

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Medyamızın Muhterem Temsilcileri,

Bu haftaki Meclis Grup Toplantımıza başlarken hepinizi en kalbi duygularla selamlıyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Yurt içinde ve yurt dışında yaşayan aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda hayat mücadelesi veren değerli kardeşlerimize yürekten selamlarımı gönderiyor, en iyi dileklerimi paylaşıyorum.

Son günlerde ülke genelinde yoğun olarak gözlemlenen sağanak yağışlar hayatın olağan akışını olumsuz şekilde etkilemiştir.

İstanbul ve Ankara başta olmak üzere pek çok il ve ilçemizde şiddetli yağışlardan dolayı hayat durma noktasına gelmiştir.

Aşırı yağışlarla oluşan sel suları özellikle Ankara merkez ve ilçelerinde ev ve işyerlerini basmış, cadde ve sokakları sular altında bırakmıştır.

Başkentimiz yoğun yağışlara teslim olmuştur.

Daha üzücü olanı ise can ve mal kayıplarının yaşanmasıdır.

Hem Ankara, hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi sel taşkınlarını, doğan mağduriyetleri acınası bir acziyetle ve sanki vurgun yemişçesine seyretmiştir.

Meteorolojinin tüm uyarılarına rağmen hiçbir adım atılmamış, hiçbir önlem alınmamıştır.

Basiretsiz ve beceriksiz belediye yönetimleri bir kez daha sınıfta kalmışlar, göz göre göre vatandaşlarımızı yüzüstü bırakmışlar, çaresizliğin girdabına terk etmişlerdir.

Sakin ve emniyetli bir denizde çapına ve çalımına bakmadan önüne gelen kaptanlık taslayabilecektir.

Mühim ve öncelikli olan fırtınalı bir ortamda gemiyi sağ salim ve güvenli bir şekilde limana yanaştırmaktır ki, usta kaptanların ortak meziyeti de bu olacaktır.

Doğal felaketlerle mücadele, felaket esnasında değil, bu felaket ihtimali kuyumcu titizliğiyle önceden değerlendirilip, eşgüdüm halinde planlanarak sahaya yansıtılmalıdır.

Bu sayede beklenen sonuca ulaşmak mümkün olacaktır.

Kar ve yağmur yağdıktan sonra yapılacak her mücadele boş bir gayret, boşuna bir emektir.

Risk ve tehlikeleri öngörememiş, farklı senaryolara göre hazırlığını yapamamış belediye yönetimlerinin tek sığınağı temelsiz bahanelerdir.

Ankara ve İstanbul’un talihine pranga vuran alt yapı eksiklikleri, tedbirsizliklerin derinleştirdiği zafiyetler, siyasi ihtiras ve ilkellikler, afetler karşısında beliren organizasyon yetersizlikleri, kısır ve kırılgan gündemlerle meşguliyetler, bunlardan mülhem şehremini onuruna vakıf olamamış zihniyetler bugünkü tablonun yegane müsebbipleridir.

Türkiye’miz zillete düşmüş siyasetçileri, vatandaşlarımızın üzerine karabasan gibi çökmüş kötürüm belediye yönetimlerini hak etmemektedir.

Hükümet, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinin boşluğunu gecikmeksizin doldurmuş, bu kapsamda seferberlik ruhuyla aşırı yağışların müessif sonuçlarına çok şükür müdahale etmiştir.

Belediye yönetimi laf üretme, polemik yapma, gizli siyasi hedefler peşinde koşma yeri değil, millete layıkıyla hizmet etme merciidir.

Bu duruş ve tutumu gösterenleri aziz milletimiz baş tacı yapacaktır.

Tam tersi bir niyet ve siyaset içinde olanları da zamanı geldiğinde rezil etmesini ve kenara çekmesini bilecektir.

Aşırı yağışlardan zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi bahusus iletiyorum.

Bu kapsamda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, ailelerine sabır ve başsağlığı dileklerimi bildiriyorum.

İnanıyorum ki, şiddetli yağışların yaraları kısa süre içinde sarılacak, ortaya çıkan zarar ve ziyanlar da elbirliğiyle telafi edilecektir.

Geçtiğimiz hafta sonu Van’ın Tuşba ilçesinde 5 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiş ve deprem çok geniş bir alan da hissedilmiştir.

Tesellimiz bu depremde herhangi bir can kaybının yaşanmamasıdır.

Bu vesileyle Van’lı kardeşlerimize çok geçmiş olsun diyorum.

Allah’tan dileğim, her türlü kaza, bela, hastalık ve afetten milletimizi esirgeyip koruması, gufranını üzerimizden eksik etmemesidir.

Ayrıca İtalya’nın Lucca kentinden havalanan, içinde Eczacıbaşı Holding’de görev yapan dört vatandaşımızın da bulunduğu bir helikopterin kaza kırıma uğraması sonucunda 7 kişi hayatını kaybetmiştir.

Bu elim kazadan kurtulamayarak ebediyete irtihal eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve Eczacıbaşı Holding’e başsağlığı diliyor, diğer vefat edenlerin ailelerine ve ülkelerine taziyelerimi sunuyorum.

Değerli Milletvekilleri,

11 Haziran 2022 tarihinde, Pençe-Kilit Harekat Bölgesi’nde teröristlerle çıkan çatışmada Uzman Çavuşumuz Ömer Yıldırım ile Uzman Onbaşımız Mehmet Ali Çap; ayrıca el yapımı patlayıcı saldırısı neticesinde Sözleşmeli Erimiz Fuat Özer ile Uzman Çavuşumuz Gökhan Demir şehit olmuş, iki askerimiz de yaralanmıştır.

Dün ise Uzman Çavuşumuz Ramazan Gök yine Pençe-Kilit Harekat Bölgesi’nde şehit düşmüştür.

Hain terör saldırılarını lanetliyorum.

Aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, büyük Türk milletine, silah arkadaşlarına ve kederli ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Şu anda tedavi altında bulunan gazilerimize şifalar temenni ediyorum.

Elbette acımız çok büyük ve tarifsizdir.

Ancak bir o kadar da soracağımız hesabın cesameti, ihanet karşısında sahip olduğumuz hamiyetin cesareti büyüktür.

Al bayrağa sarılmış şehit naaşları dualarla, gözyaşları eşliğinde vatan topraklarımıza emanet edilmiştir.

Onlar sadece toprağa değil yüreklerimize de gömülmüştür.

“Kalırsak devlet biziz, ölürsek cennet bizim” diyen kahraman şehitlerimizin damla damla dökülen kanları yerde bırakılmayacaktır.

Katillere hak ettikleri cezalar muhakkak surette kesilecektir.

Bu hesaplaşma yalnızca bir zaman meselesidir.

Hainlerin sırtını dayadıkları muhasım ve müstevli çevrelerin alacakları sert cevabın niteliği de kat’i ve kesin olacaktır.

Evlatlarımıza kast edenlerin hayatları zindan edilecektir.

15’inci yüzyılın müstesna ve mütefekkir şahsiyetlerinden olan, aynı zamanda Balkanlar’da Türk-İslam ruhunun yerleşmesinde saygıdeğer mücadelesi bulunan şair, eğitimci ve hukuk insanı Derviş Suzi Çelebi diyor ki:

“Türk azdır diye bulma bahane, odun bir şulesi besdir cihane.”

Yani demek istiyor ki, “kimse Türklerin azlığını bahane etmesin. Türk ateştir, bir kıvılcımı dünyayı yakmaya yetecektir.”

Merhum Şairimiz Namık Kemal’in ifadesiyle söylersek, “Vatan takriben değil katiyen bizimdir.”

Ve bu mutlak hakikat asla değişmeyecek, değiştirmeye hiç kimsenin nefesi yetişmeyecek, Türk milletinin beka tahtı asla devrilmeyecektir.

Terörle mücadele kıran kırana devam edecek, bu melanetin kökü her yerden, her zeminden, her mıntıkadan sökülüp atılacaktır.

Zira ikinci bir seçeneğimiz, ikinci bir tercih veya düşüncemiz hiçbir zaman görülemeyecektir.

Bugün Türkiye’nin karşısındaki en büyük tehdit kanlı terör ve bundan beslenen etnik bölücülüktür.

Türkiye’ye ihanet eden her kademedeki PKK’lı teröristler için üç ayaklı bir çıkış yolu vardır ve şunlardan ibarettir:

İlk olarak, terör saldırılarına önşartsız ve derhal son vermelidirler.

İkinci olarak, silahlarıyla dağdan inip veya sınır ötesinde silahlarıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim olmalıdırlar.

Üçüncü olarak da, Türk adaletinin haklarında vereceği hükümlere boyun eğerek kaçınılmaz cezalarını çekmelidirler.

Bunların dışındaki her yöntem, devletin teröre teslim olması ve teröristlerin önünde diz çökmesi anlamına gelecektir ki, şu anda devletin iradesini kahramanca müdafaa eden hiç kimse de böylesi bir müzakere ve mütareke hevesinin emaresi bile yoktur.

Nitekim Türkiye bölücü terör karşısında bir yol ayrımına gelmiştir:

Ya bu husumet ve hüsran cephesi Türk milletinin var oluş azim ve iradesini kırarak ülkeyi kanlı bir bölünme ve çatışma sürecine sürükleyecektir.

Ya da Türkiye Cumhuriyeti, milletimizin desteği ve duasıyla hunhar eylemlere gereken cevabı vererek ihanetin belini kıracak ve emelleriyle birlikte gömecektir.

Bu zilletin, bu rezaletin, bu hıyanetin sonu gelmiş; yılların birikimiyle, tecrübesiyle ve fedakarlıklarıyla tezahür eden operasyonel kabiliyet, stratejik kararlılık ve mücadele dirayeti hainlerin korkulu rüyasına dönüşmüştür.

Terörle mücadele süreci çok boyutlu, aynı zamanda çok zor ve zahmetli bir süreçtir.

Karşımızda yalnızca eli ve vicdanı kana bulanmış, emeli ve hedefi karanlığa bulaşmış teröristler yoktur.

Görülen ve gösterilen kanlı tablonun ardında terörizmin imalatçı ülkeleri; teröristlere ikmal, ikbal ve ilham kaynağı olan üniformasız barbarlar vardır ve esasen bu yalın gerçeği birazcık sezgi ve zeka sahibi herkes bilmektedir.

PKK, sadece PKK’dan ibaret değildir.

Veya FETÖ sadece FETÖ’dan mütevellit değildir.

Türk milletiyle kimlerin hesabı varsa, Türkiye’nin varlığından ve egemenlik haklarından kimler rahatsız ve memnuniyetsizse terörizmin baronları, terör örgütlerinin ümit aşısı onlardır.

Terörle mücadele emperyalizmin komplolarıyla biteviye süren bir mücadeledir.

Terörle mücadele Türkiye’yi zora sokmak, çıkmaza sürüklemek isteyen alçakların topuyla asimetrik bir mücadeledir.

Bir bakıma terörle mücadele Türk ve İslam düşmanlığını hücrelerine kadar sindirmiş haçlı zihniyetiyle hala bitmeyen, hala dinmeyen, hala sonu gelmeyen kesif bir mücadelenin tanımı ve tarifidir.

Teröristler kukladır, kuklacılar ise mayası, mazisi ve mahyası kapkara odaklardır.

Türkiye’nin haklı, hukuki ve meşru sınır ötesi operasyonu an meselesiyken, sınırlarımıza 3 km’lik mesafede bulunan Kamışlı’da ABD askerleriyle PKK/YPG’li teröristlerin birlikte devriye turları atması, beraberce poz vermeleri neyin mesajı, kimin tertibidir?

ABD’li askerlerin teröristlerle ne işi vardır?

Teröristlerle gezenlerin, teröristlerle bir ve beraber olanların hangi müttefiklik hukukundan bahsetmeye yüzleri olacaktır?

Mehmetlerimize silah sıkanlara, vatanımıza ve milletimize ihanet edenlere destek vermek, kol kanat germek insanlık onurunun, uluslararası hukukun neresiyle ve nasıl bağdaşacaktır?

ABD pozisyonunu netleştirmek mecburiyetindedir.

Bu ülke dost mudur? Yoksa düşman mıdır?

Dostsa bilelim, misliyle mukabele edelim.

Yok potansiyel bir düşmansa onu da öğrenelim, düşmana nasıl muamele edileceğini de açıkça gösterelim.

Tarihin hiçbir döneminde, Türk milletine reva görülen kötülükler cezasız ve karşılıksız bırakılmamıştır.

Hiç kimsenin, hiçbir ülkenin tarihin hakemliğinde tecelli eden bu sarih gerçeği unutmaması şarttır.

Aziz milletimiz, tek yürekle haykıracak ve;

Teslim olmamızı bekleyenleri reddedecektir.

Tavizimizden medet umanları reddedecektir.

Sömürü çarkında milli varlığımızı öğütmek için fırsat kollayanları reddedecektir.

Mahvımızı projelendiren bölücü terörü reddedecektir.

Ayrılığa ve kavgaya prim vermeyecek ve kesinlikle elinin tersiyle itecektir.

Türkiye, göstereceği yüksek irade ile bölünmeyeceğini, tahriklere ve tacizlere eyvallah etmeyeceğini bedeli ne olursa olsun dosta da, düşmana da göstermiş, alayına birden göstermeye de devam edecektir.

Müttefik olmak demek bir tarafın mütehakkim, diğer tarafın mahkum olduğu adaletsiz ve eşitsiz bir ilişki demek değildir.

Müttefikliğin ahlakıyla birlikte, bir müktesebat kültürü olmalıdır, egemenlik hak ve çıkarlarına karşılıklı saygı ve sorumluluğu esas alan ilkeli, tutarlı ve dengeli bir kavrayışı bulunmalıdır.

Bir yanda teröristlerle düşüp kalkarken, diğer yanda müttefiklik kisvesine bürünen ülke ya da ülkeler evrensel dolandırıcılığın, küresel sahtekarlığın hem figüranı hem de senaristi olarak anılacaklardır.

Bizim böylesi ucuz numaralara, bayatlamış taktiklere karnımız toktur.

NATO Genel Sekreteri, Türkiye’nin kaygılarını hakikaten de meşru görüp terörden çok çektiğini sözüyle değil özüyle teyit ediyorsa, bunu evvela ABD’ye ve bazı Avrupa ülkelerine anlatıp kabullendirmek durumundadır.

Bir başka altı çizilmesi gereken konu da şudur: Bizim endişelerimizin hududu sırf Finlandiya ve İsveç ile sınırlı görülemeyecektir.

Dost ve müttefik sandığımız mesela ABD’nin, sınırlarımızın mücavir bölgelerinde Türkiye düşmanı bölücü terör örgütüyle can ciğer kuzu sarması halinde bulunması tamiri, hatta izahı çok zor olacak ikiyüzlülüktür, asıl endişe kaynağımız da işte bu sinsiliktir.

Türk milleti dostun da, düşmanın da mert olmasını ister, mert olmasını bekler.

Çünkü Türk milleti merttir; kaldı ki mertliğinin sadakasını verse tüm cihana kıyamete kadar yetecektir.

Türkiye’nin terörle mücadeleden geri dönüşü yoktur.

Küresel emperyalizmin, yeminli Türkiye düşmanlarının içimize kadar sızmış etki ajanları, erdem yoksunu taşeronları bunu iyi bilmelidir.

Arkaya arkaya şehitler verdiğimiz bir sırada, terör örgütüne karşı çok etkili ve inanmış bir mücadelenin sürdürüldüğü bir dönemde, İstanbul Kadıköy’de aralarında HDP’li bölücü milletvekillerinin de bulunduğu bir güruhun İmralı canisinin serbest bırakılması için yürüyüşe geçip sokaklarımızı kirletmesi tek kelimeyle alçaklıktır.

Üstelik PKK kontenjanından Meclis’e giren bir kadın milletvekili görevini vatanseverlik şuuruyla icra eden polisimize adice yumruk sallamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nde askere, polise, masum vatandaşlarımıza saldıran, toplumsal huzuru bozmak, iç barış ortamını yıkmak için nifak saçan, önüne gelene hakaretlere yağdıran hiç kimse bu milletin mensubu olamaz.

Bu milletin mensubu olmayanların TBMM’de görev yapması da züldür, maşeri vicdana darbedir.

Hem devletimizden maaş alacaklar, hem Hazine yardımlarını Kandil’e göndermek amacıyla ceplerine indirecekler, hem de devlete ve millete iftiralar atıp güvenlik görevlilerimize fiili ve fiziki saldırıda bulunacaklar, böylesi bir şerefsizliğe, böylesi bir küstahlığa dünyanın hangi medeni ülkesi ruhsat verecektir?

İstanbul Kadıköy’de polise el kaldıran, diğer yandan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde izinsiz şekilde pankart asmaya teşebbüs ederken polislerimize saldıran milletvekili müsveddelerinin TBMM’de yeri olamaz, bu kutlu çatı altında kanun kaçaklarına, vatan hainlerine göz yumulamaz.

Bunların dokunulmazlığı süratle kaldırılmalı, mahkemenin önüne çıkmaları sağlanmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi bu uğurda atılacak her adıma sonuna kadar destek olacaktır.

HDP’nin kapatılması Anayasa Mahkemesi’nin adalete, tarihe, millete, şehitlere ihmali mümkün olmayan bir görevidir.

Teröristlerin namlusundan çıkan kurşun neyse, sözde milletvekillerinin saldırganlığı ve attıkları yumruklar aynısıdır.

Türk milleti bu kenelere, bu terörist uzantılarına daha fazla sabır ve tahammül gösteremez.

Sayın Kılıçdaroğlu, bu vahim manzara karşısında hala çıtın çıkmıyor, bir şey demiyorsun, diyemiyorsun.

Bu sessizliğini neye yoralım? Bu tepkisizliğini nasıl değerlendirelim?

Polise yumruk atan soysuzun yanında mısın? Karşısında mısın? Açıkla da duyalım.

Sözde Kürdistan çığlığı atan namertlere, vahşetin elebaşlarına itiraz edecek misin? Bunu ne zaman yapacaksın? Yoksa sükût ikrardan gelir diyerek zımnen onay mı vereceksin? Haydi konuş da bilelim.

Şımarttığın, masa altına saklayıp pışpışladığın bölücüler Türkiye’ye ve Türk milletine zalimlerin tazyik ve telkiniyle kafa tutuyor, susmaya, sinmeye, silik bir gölge gibi hadiseleri izlemeye devam mı edeceksin?

Kadıköy’de polise yumruk atan çürümüşün arkasında duran, arkasından gelen bellidir ve bugünkü CHP yönetimidir.

Kılıçdaroğlu’nun, “CHP eski CHP değildir”, açıklaması boş yere söylenmemiştir.

Eski CHP, yerini yenisine değil, Kandil’in ve zalimlerin kontrolüne resmen girmiş, iradesi zincire vurulmuş CHP yönetimine zoraki şekilde devretmiştir.

Nitekim CHP işgal ve iğfal edilmiştir.

CHP yönetimi ele geçirilmiş, kaynağından bütünüyle uzaklaşmıştır.

Kılıçdaroğlu 12 Haziran’da şehitlerimizle ilgili taziye mesajı yayımlamış.

Bu mesajda terör örgütüne tek bir atıf yok, tek bir kınama ibaresi yok, katil kim, şehitlerimize saldıranlar kimler hiç belli değil.

Sayın Kılıçdaroğlu, PKK’yı terör örgütü olarak görüyor musun? Görmüyor musun? Terörle mücadelenin safında mısın? Değil misin? Bu soruları açıklığa kavuşturman, eğmeden, bükmeden, kaçak güreşmeden cevap vermen milletimizin en doğal ve haklı beklentisidir.

Bilmelisin ki, ihanete tavır alamayan, ihanetin tarafındadır.

Cinayete tepki koyamayan, canilerin koynundadır.

CHP yönetimi tarihi bir imtihanın ortasındadır.

Deyim yerindeyse Sırat Köprüsü’ndedir.

Durduğu yeri göstermek, kimin safında yer aldığını berraklaştırmak zorundadır.

Kılıçdaroğlu ve zillet partileri masa altlarının izbeliklerinde kaybettikleri itibar ve saygınlıklarını, aydınlık diye sokak lambalarının önünde arayacak kadar şaşkın ve şuursuzdur.

Zillet ittifakı rotasızdır, ruhunu ve siyasi onurunu kiraya vermiştir.

Zillet ittifakının ıslah olmaz üyesi Serok Ahmet’in, Diyarbakır’da düzenlenen “Demokratik Geleceğimizin İnşası: Kürt Meselesi” çalıştayında yaptığı konuşma, bu çalıştaya PKK’lıların ve FETÖ’cülerin aleni katılımı bölücü bir provokasyondur.

Serok artık kartını açık oynamaktadır.

Ve PKK tezlerini savunacak kadar çukurlaşmıştır.

Serok Ahmet, Türkiye’nin başına sarılmış beladır, kumanda edilen mandacıdır, geçmişi ve geleceğiyle siyasi kundakçıdır.

Değerli Milletvekilleri,

Şu hususu da özellikle ifade etmek lazımdır ki;

Kılıçdaroğlu’nun mezhebi, etnik kökeni, doğduğu yer bizim siyasi eleştirimizin tamamıyla dışındadır. Ve mutlaka saygı gösterilmelidir.

Türk milletinin hiçbir ferdi Türk-Kürt, Alevi-Sünni, inanan-inanmayan, laik-antilaik diyerek ayrılamaz, tasnif edilemez, ayrımcılığa maruz bırakılamaz.

Kökeni, mezhebi, anasının dili ne olursa olsun bu millet benim, bu vatan benim, bu bayrak benim diyen herkes bizim kardeşimizdir.

CHP Genel Başkanı’nın Alevi İslam inancına sahip olması onun için bir kayıp, bir handikap, utanacağı veya mahcubiyet duyacağı bir özelliği değildir.

Bilakis Alevi İslam inancına sahip olan kardeşlerimiz bizim can beraberimizdir, kardeşlikle geçen Türk-İslam asırlarının gönül ve sevda erleridir.

Mezhep üzerinden fitne çıkarmaya heves ve tevessül edenler fitnenin çıbanbaşlarıdır.

Aynı ittifak içinde Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğinden kaygı duyanlar, bunu da kamuoyuyla bir kurgu çerçevesinde paylaşanlar sorumsuz olmakla birlikte milli birlik ve dayanışma ruhunu zedelemek isteyen görevli provokatörlerdir.

Bizim merakımız, Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini kamuoyuna taşıyanların bir rol paylaşımı içinde olup olmadığı, talimatla hareket edip etmediği, bu kumpasın arka dekorunda siyasi bir hesabın bulunup bulunmadığıdır.

Zillet ittifakının mezhep kışkırtmasına teşebbüs etmesinin aklını veren kimdir?

Bu Yezid siparişini hazırlayan kimlerdir?

Takdir edeceğiniz üzere peş peşe gelen özür mesajlarının hiçbir geçerliliği, hiçbir inandırıcılığı yoktur ve olamayacaktır.

Kılıçdaroğlu’nun laçka ve lekeli siyasetiyle gece gündüz gibi ayrı olsak da, doğuştan sahip olduğu etnik ve mezhebi hasletlerine saygı duymak insani, milli ve manevi bir sorumluluğumuzdur.

Türk milleti, köken ve mezhep farkı gözetmeksizin, kendisine biçilen kefeni yırtıp atma ferasetini gösterecek ve kurulan tehlikeli tuzaklara asla düşmeyecektir.

Vakit, hiçbir ayrım yapmadan, “bayrak”, “vatan” ve “millet” ortak paydasında buluşma vaktidir.

Vakit, göğsünü gere gere millete mensubiyet onurundan iftihar eden her bir insanımızla kucaklaşma vaktidir.

Bizim düşünce ve inanışımıza göre, Türkiye’de yaşayan 85 milyon vatandaşımız Cenab-ı Allah’ın kutsal bir emanetidir.

Hangi kökenden gelirse gelsin, Türk milletini oluşturan her fert şanlı tarihimizin kutsal bir hatırasıdır.

O tarih şahittir ki, zulme uğrayan, dost arayan kardeşlerimizin en emin sığınağı, yüzyıllar boyunca milletimizin konuksever ve şefkat dolu kalbi olmuştur.

Her yöremizi, bin yılın barışından ve kardeşliğinden doğmuş her insanımızı bağrımıza basıyoruz, hasretle kucaklıyoruz.

Bütün samimiyetimizle ve muhabbetle ortak paydamızda buluşan herkese elimizi uzatıyoruz.

Ancak bölünme gayreti içerisinde olanları da affetmemizin mümkün olmadığını buradan ilan ediyoruz.

Bu konuda, Milliyetçi Hareket Partisi ve Türk milliyetçileri, Türkiye’nin milli birliğini ve kardeşlik hukukunu korumaya her zaman olduğu gibi sonuna kadar azimlidir, ısrarlıdır.

Bilinmelidir ki, bu vatan sokakta bulunmamıştır.

Bu devlet icazetle kurulmamıştır.

Bağımsızlığımız sömürgeciler tarafından ikram edilmemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milli kimliği şehit kanlarıyla kazanılmıştır.

Biz, doğulusunu da, batılısını da, güneylisini de kuzeylisini de, Alevi’sini de Sünni’sini de, sadakat ve sevgiyle yoğrulmuş müşfik yüreğine sığdıran büyük bir davanın, kutlu bir hareketin mensuplarıyız.

Bu topraklara vatanım diyen,

Bu insanlara milletim diyen,

Bu bayrak benim,

Bu ülke benim diyen herkese kapımız da, gönlümüz de açıktır.

Kuşkusuz, günlük hayatın zorluklarının farkındayız.

Geçim sıkıntılarını da biliyoruz.

Ancak unutulmasın ki,

Yoksulluk bir gün giderilir.

Yağmacıdan bir gün hesap sorulur.

Ancak, vatan elden giderse ve millet bölünürse, bunun dönüşü yoktur, son pişmanlık ise fayda etmeyecektir.

Ayrıntıdaki farklılıklarımız bizi gerginlik ve kutuplaşma noktalarına taşımamalıdır.

Hiç kimse merak etmesin, enflasyon çıktığı gibi inecektir, ama asıl fitne fücur enflasyonunun, tezvirat ve tefrika stokundaki artışın önüne geçmek, buna engel olmak da boynumuzun borcudur.

Demokrasi, doğal farklılıklarımızı hukuk zemininde koruyan yegâne rejimdir.

Fakat demokrasi vatanın bölünmesinin ve milletin ayrışmasının gerekçesi olamayacak, zillet ittifakının elinde istismar edilmesine göz yumulmayacaktır.

Tekraren hatırlatırım ki,

Ayrılıkta hayır yoktur.

Bölünmede huzur yoktur.

Gün birleşme günüdür.

Gün bütünleşme günüdür.

Kucaklaşmanın adresi büyük Türk milletidir.

İstikbalin ve istiklalin güvencesi Türkiye Cumhuriyeti devletidir.

Cumhur İttifakı, Süper Güç Türkiye’nin mimarı, dünyaya Türkçe bakışın müdafisi, kızılelmanın kervan başıdır.

Türkiye’nin geleceğini inşa edecek ittifak Cumhur İttifakı’dır.

Huzur dolu, refah içindeki geleceğe ulaştıracak irade cumhurun tertemiz iradesidir.

Bir an için başımızı çevirip şöyle bir etrafımıza bakalım;

Irak karışıktır, hala dirlik bulamamıştır.

Suriye kan ve revan içindedir, hala dengeye ulaşamamıştır.

Filistin yine mahzun, yine zulüm altındadır.

Lübnan bunalımda, Libya istikrarsızdır.

Ukrayna ve Rusya arasındaki savaş sertleşmekte, kutuplaşma keskinleşmektedir.

Komşu coğrafyalar silahlı ve ölümcül çatışmaların hapsindedir.

Batılı ülkeler barış süreçlerini sabote etmektedir.

Kuzeyimize de, güneyimize de silah sevkiyatları yoğun olarak yapılmaktadır.

Dünya adeta zaman ayarlı bombaya dönüşmüştür.

Çin ile Tayvan arasındaki gerilim günbegün şiddetlenmektedir.

Milli davamız Kıbrıs’ın üzerinde ambargo ve baskı kuran Rum ve Yunan dayatmalarına Avrupa Birliği destek vermektedir.

Avrupa Parlamentosu’nun tavsiye kararı niteliğinde olan vizyonsuz 2021 Yılı Türkiye Raporu’nu 7 Haziran 2022 tarihinde kabul etmesi, sübjektif yargıları ve asılsız suçlamaları bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Türkiye alerjisi, terör örgütlerine sıcak ve sempatik yaklaşım Avrupa Parlamentosu’nun bünyesini iflah olmaz bir hastalık olarak sarmıştır.

Mezkur raporda, Türkiye’yi töhmet altında bırakan ve aleyhine kaleme alınan demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına ilişkin iddialar haksızdır, hayasızdır, ideolojiktir, temelsizdir bir isnattır.

Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında hukuk tanımayan, Türkiye’nin egemen devlet vasfını inkar eden Avrupa Parlamentosu’nun 2021 Yılı Türkiye Raporu bizim için yok hükmündedir.

Dahası yırtılıp atılacak kağıt parçasından farksızdır.

Avrupa Parlamentosu gerçeklerden tamamıyla kopuk olmakla birlikte Helenizm’in şakşakçısı, Megali İdea’nın savunucusudur.

Yunanistan’a en etkili mesaj, 9 Haziran 2022 Perşembe günü, 37 ülkenin katılımıyla icra edilen Efes 2022 askeri tatbikatıyla verilmiştir.

Bu tatbikatla yeniden görülmüştür ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’miz çelikten bilek, imanla çarpan yürek, kahramanlıkla dolup taşan ve gözleri kamaştıran iftihar kutbudur.

Türkiye’ye düşmanca bakanları uyarıyorum, sakın hesap hatası yapmayın, ölürsem şehit, kalırsam gaziyim diyen kahramanlar vatan nöbetindedir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın tarihe not düşen muazzam çıkışı Türkiye’nin haklı duruşunu ikazen ve inançla açıklayan bir konuşma olarak milli hafızaya kazınmıştır.

Cumhurbaşkanımızın tarihi nitelikli Efes konuşması ve Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin muharip, muteber ve muktedir karakteri şahsımın gurur ve heyecanı aynı anda yaşamasına neden olmuştur.

Ayrıca yine 9 Haziran günü, Cumhurbaşkanı adaylığını resmen açıklayan Sayın Cumhurbaşkanımızı da gönülden tebrik ediyor, beraberce başaracağımıza candan inanıyorum.

Ege’nin karşı kıyısında haksızlığı ve hukuksuzluğu yol haritası yaparak açıkça krize oynayan Yunanistan hükümetine diyorum ki;

Biz buradayız, hiçbir yere de gitmeyeceğiz.

Meydan boş değildir, aklını başına almayanın aklını almak bizim için çocuk oyuncağıdır.

Türkiye tarihi kazanımlarından, egemen devlet onurundan asla ödün vermeyecektir.

Ege’de gerginliği tırmandıran Yunanistan doğabilecek ağır sonuçların ağırlığı altında ezilmekten kurtulamayacaktır.

Hiç kimse sabrımızı sınamasın, gücümüzü denemeye kalkışmasın.

Aksi halde İstanbul’daki köprüleri bombalamayı hayal edenler, yeri gelirse Atina’nın başlarına yıkıldığını, Ege sularının ne kadar serin, ne kadar derin olduğunu ağır bedeller ödeyerek göreceklerdir.

Bu kapsamda ülkemizin atacağı adımlar olmalıdır ve bu çerçevede bizim önerilerimiz şunlar olacaktır.

İlk önce, Türkiye’nin Deniz Yetki Alanları Kanunu’nu bir an evvel hazırlayıp kabul ederek muhataplarına tebliğ ve ilan etmeliyiz.

Kara Suları Kanunu’nda bulunmayan ve Uluslararası Deniz Hukuku’nda yer alan Münhasır Ekonomik Bölge, Özel Balıkçılık Bölgesi, Bitişik Bölge kavramlarını çıkarılacak kanunla tanımlamalıyız.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge koordinatlarını resmileştirerek kesin bir dille duyurmalıyız.

İkinci etapta, Adalar Denizi’nde ülkemize ait olan, bir anlaşmayla herhangi bir ülkeye devredilmemiş coğrafi formasyonları Türkiye’nin bir parçası olarak denizcilik haritalarımızda göstermeliyiz, hitamında bu yeni statükoyu Birleşmiş Milletler nezdinde tescil ettirmeliyiz.

Söz konusu coğrafi formasyonları, kıyıda en yakın mülki idare yönetimlerinin görev alanına tevdi etmeliyiz.

Üçüncü etapta da, egemenlik hakları Türkiye’de olan coğrafi formasyonları kapsayacak şekilde süresiz NAVTEX ilanı yapmalıyız.

Muhterem Arkadaşlarım,

Bize yol gösteren geçmişin acı hatıralarıyla birlikte geleceğin aydınlık umutlarıdır.

Bizler her zorluluğu aşacak şuur, ahlak ve inanç sahibiyiz.

Türkiye bir karar aşamasına gelmiştir.

Kaybedecek zamanı yoktur.

Bunun arası ve orta noktası kalmamıştır.

Ya onurlu ve huzurlu bağımsız bir millet olarak yaşayacağız,

Ya da küresel oyunlara boyun eğerek bölünme tuzağına düşeceğiz.

Buradan Milliyetçi Hareketin son sözünü merak edenlere bir kez daha tekrarlıyorum.

Verilecek toprağımız yoktur.

Terk edilecek ilimiz yoktur.

Çizilecek sınırımız yoktur.

Bölünecek devletimiz yoktur.

Paylaşılacak vatanımız yoktur.

Vazgeçilecek insanımız yoktur.

İndirilecek bayrağımız yoktur.

Susturulacak ezanımız yoktur.

Gidilecek yurdumuz yoktur.

Başka bir coğrafyada gelecek arayışımız yoktur.

Çünkü biz büyük bir aileyiz.

Çünkü biz Türk milletiyiz.

Şu gerçek hiç unutulmamalıdır: Gelecek ay yıldızlı al bayrağımızın altındadır.

Hayatta şeref ve haysiyetten başka, her kaybın telafisi mümkündür.

Bir milletin şerefi ve haysiyeti, ortak değerler üzerinde yükselen milli birliği ve kardeşliğidir.

Milli birliğimiz yara alır, kardeşlik ruhumuz sarsılırsa, bunun geriye dönüşü mümkün değildir.

İnancım odur ki, Türk milleti yapay ayrımlara, iç ve dış mahreçli sinsi çabalara fırsat vermeyerek tarihi beraberliğini sonsuza kadar sürdürecektir.

Bunu başarmak; tarihe, aziz milletimize ve gelecek nesillere şeref ve namus borcumuzdur.

Bu borcun ödeneceği tarih, 2023 yılının Haziran ayı, Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümüdür.

Cumhur İttifakı’nın çağrısı kardeşlik çağrısıdır.

Cumhur İttifakı’nın çağrısı milli birlik çağrısıdır.

Cumhur İttifakı’nın çağrısı sağduyu çağrısıdır.

Cumhur İttifakı’nın çağrısı Türkiye’nin milli varlığını imha etmek isteyenlere karşı demokratik ve milli bir direniş çağrısıdır.

Başarmanın sınırı, mücadelenin sonu yoktur.

Çünkü hayat ve hadiselerin akışı devamlı değişime uğramaktadır.

Bu değişimin momentini anlayanlar, bu değişimin sistemsel mekaniğini çözenler taktik çelişkileri, stratejik gelgitleri aşma becerisi gösterenlerdir.

Milliyetçi Hareket Partisi işte böylesi bir beceriyi muvaffakiyetle perçinlemenin, daha da ilerletmenin, olanla yetinmeyen bir hedef büyüklüğünün izindedir ve iddiasındadır.

İnandığımız sürece, ilkelerimizin irfanına, davamızın itibarına bağlı kaldığımız müddetçe ne bir engel tanıyacağız, ne de iftira ve ihanetler karşısında yılgınlık göstereceğiz.

Her defasında kükremiş sel olup bendimizi çiğneye çiğneye, dikilmiş korkulukları devire devire, korku tacirlerinden hesap sora sora mücadelemizi müthiş bir seciye ve selametle süsleyeceğiz.

Doğru duracağız, dürüst davranacağız, düzgün yaşayacağız, dengeli olacağız, milletimizin derdiyle dertlenip, sevinciyle serpileceğiz.

Nerede bir mazlum varsa elinden tutacağız, nerede bir garip varsa yanında bulunacağız, nerede bir hain çıkmışsa tam karşı cephesinde yerimizi alacağız.

Biz Türkiye sevdalısıyız.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.

Biz Cumhur İttifakı’yız.

Ortak inanç ve şuurla, kutlu ülküler doğrultusunda kenetlenmiş iman neferleriyiz ve Türkiye’nin aşılamayacak, hisarları yıkılamayacak irade kalesiyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle, konuşmama son verirken siz değerli milletvekili arkadaşlarımı saygılarımla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.

Allah korktuklarımızdan emin, umduklarımıza da nail etsin diye dua ediyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 7 Haziran 2022

Muhterem Arkadaşlarım,

Değerli Basın Mensupları,

Partimizin bu haftaki olağan Meclis Grup Toplantısı’na başlarken saygın heyetinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.

Toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından takip eden aziz vatandaşlarımıza,  gönül ve kültür coğrafyalarımızda varlık ve birlik mücadelesi veren değerli kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyor, bilvesile şükranlarımı sunuyorum.

Ülkemizin her yöresiyle, milletimizin her ferdiyle gönül köprüleri kuruyor, bu köprüde kucaklaşmanın, uzlaşmanın ve paylaşmanın güzelliklerini tadıyoruz.

Yürekte olanı görmek için yürekten ilerliyor, yüreğimizle bakıyoruz.

Duruşumuzu samimiyet ve sevgiyle pekiştiriyoruz.

Mücadelemizi inançla ve iradeyle sürdürüyoruz.

Siyasi, ahlaki ve vicdani hiçbir ölçü tanımayan,

İlkesi, iradesi ve heyecanı olmayan,

Yalan, riya ve istismardan başka sermayesi kalmayan,

Sorunlara başka başkentlerin odağından bakan,

Başarısız, kötü niyetli, şaibeli ve zillete düşmüş çirkef siyasi zihniyetlerin maskesini indirmek için mücadele ediyoruz.

Bunun yanında Cumhur İttifakı’nın gelecek hedeflerini anlatıyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin muazzez siyasetini, muhtevalı mesajlarını yüksünmeden ve öf bile demeden aktarıyoruz.

Hiçbir insanımızı dışlamıyor, hiçbirisini önemsiz görmüyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bütün imkânlarımızı seferber ederek, bunun yanında geceyi gündüze katarak 2023 yılında yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerine hazırlanıyoruz.

“Adım Adım 2023; İlçe İlçe Anlatma ve Aydınlatma” temasıyla icra ettiğimiz çalışmaların cesameti günden güne etkinlik, derinlik ve genişlik kazanmaktadır.

Tıpkı bir derviş sabrıyla, tıpkı bir akıncı cesaretiyle, tıpkı vatan nöbeti tutan bir kahraman edasıyla, tıpkı sevdası uğruna dağları delen bir Ferhat adanmışlığıyla milletimize hizmet aşkıyla dolup taşıyoruz.

Merhum Şairimiz Necip Fazıl Kısakürek’in söylediği gibi;

Doğar bir gün benim günüm,

Çoğu gitti, azı kaldı.

Kırk gün, kırk gece düğünüm,

Çoğu gitti, azı kaldı.

Ektik, ektik yetişecek,

Çoğu gitti, azı kaldı.

Bütün yollar bitişecek,

Çoğu gitti, azı kaldı.

Yüze yüze kuyruğa kadar yaklaştığımız da ortadadır.

2023 yılında müstesna bir demokrasi şöleni, muhteşem bir cumhur zaferi, Cumhuriyet’in birinci yüzyılıyla birlikte ikinci yüzyılına girişinin ilk adımı da coşkuyla kutlanacaktır.

Şurası kesindir ki, yarın elbet bizim, elbet bizimdir.

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Kısır gündemlere sıkışmıyoruz, algı operasyonlarına bakmıyoruz, siyaset cambazlarına aldırmıyoruz, ters propagandalara aldanmıyoruz, sahte ve düzmece anketlere hiç takılmıyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin oy oranlarını düşük gösterenlere, siyasetimizi küçümseme hayasızlığına düşenlere, sipariş kamuoyu araştırmalarıyla devamlı itibar cellatlığı yapanlara diyoruz ki, sizler bizi yok sayacaksınız, Allah’ın izniyle biz daha çok var olacağız.

Sizler bizi hafife alacaksınız, günü geldiğinde ağırlığımız altında ezilmekten de kurtulamayacaksınız.

Anketler partimizi ha yükseğe çıkarmış, ha dibe çekmiş, ha uçurmuş ha uçurumdan itmiş, hiç ama hiç önemli değildir.

Ellerinden ne geliyorsa onu yapsınlar.

Hangi talimatı, hangi tembihi almışlarsa durmasınlar tatbik etsinler.

Birisi değil, tek tek değil, alayı birden üzerimize gelsinler.

Hiç fark etmez, demokrasiye ve millet iradesine kast etmek için sıraya giren güdümlü anket şirketlerinin hepsi birden ayaklarımızın altında paspastır.

Biz ankete değil, gönlünü ve yüreğini açan, dudaklarından dua ve destek sözleri tane tane dökülen yurdumun ve milletimin tertemiz insanlarına bakıyoruz.

Anketle doğmadık ki, anketsiz ölelim.

Anketle var olmadık ki, anket olmayınca yok olalım.

Dava ve siyasi mücadelemizi kundaklamak için ellerini ovuşturanlara Türk milleti günlerini gösterecek, bunları rezil edecektir.

Cumhur, fazilet ve feragatiyle sinesinden doğan ittifak ruhuna sahip çıkacaktır.

Cumhur, Milliyetçi Hareket Partisi’ni mükafatlandıracak, layık olduğu zirveye taşıyacaktır.

Cumhur, başkanını seçecek, o da Sayın Recep Tayyip Erdoğan olacaktır.

Merhum Yahya Kemal Beyatlı’nın “Deniz Türküsü” isimli şiirinde belirttiği gibi,

Çıktığın yolda, bugün yelken açık, yapayalnız,

Gözlerin arkaya çevrilmeyecek, pervasız,

Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!...

İnsan, alemde hayal ettiği müddetçe yaşar.

Biz yürüyoruz, yürüyüşümüz korkakları ürkütüyor.

Biz yürüyoruz, yürüyüşümüz hainleri telaşlandırıyor.

Biz yürüyoruz, yürüyüşümüz Türkiye düşmanlarının uykularını kaçırıyor.

Bizi durduracaklarmış, ne masal şey; bizim durmamız demek Türklüğün susması demektir.

Bizi durduracaklarmış, ne tuhaf şey; bizim durmamız demek tarihin sessizliğe gömülmesi demektir.

Şirret emel sahipleri boşuna heves etmesin, ne duracağız, ne yorulacağız, ne de yılacağız.

Cenab-ı Allah Necm Suresi’nde şöyle buyuruyor:

“İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır.”

Biz çalışıyoruz, Allah için, millet için, vatan için, istiklal için, istikbal için, evlatlarımız için, henüz doğmamış yavrularımız için çalışıp çabalıyoruz.

Çalışmamızın karşılığını üç beş anketçi müsveddesinden, beş on yarım porsiyon aydın ve kiralık kalemden beklemiyoruz, bunu aklımızdan dahi geçirmiyoruz.

Milletimiz görsün, duysun ve taltif etsin yeter diyoruz.

Allah’ımız bilsin ve takdir etsin tamamdır inancındayız.

Gerisi kuru gürültüdür, laf salatasıdır, zillet ağzıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi önüne bakıyor, mücadelesine odaklanıyor.

Cumhur İttifakı Türkiye’yi büyütme ve yükseltme arayış ve amacına kilitleniyor.

Şunun da farkındayız ki, gerçek anketi yapacak olan asıl güç millettir.

Hiç kimse suyu bulandırma, ortalığı karıştırma sinsiliğine kapılmasın.

Bu yolun sonu çıkmaz sokaktır, sonucu ise soytarılıktır.

Milliyetçi Hareket Partisi’ne kefen biçenler, günü saati geldiğinde o kefeni bizatihi kendileri giymek zorunda kalacaklardır.

Biraz daha kendi kendilerini avutsunlar.

Biraz daha yalana, dolana ve dalavereye bel bağlasınlar.

2023 yılında Türk milleti sevdalılarını mahcup etmeyecektir.

Hasımlarını da kesif bir mağlubiyetle tanıştıracaktır.

Dava arkadaşlarımdan bilhassa rica ediyorum, sahtekarların fermanı olan anketlere asla itibar etmesinler, hatta bununla da kalmayıp ellerine geçirdiklerini buruşturup çöp sepetine fırlatsınlar.

İl il dolaştık, ilçe ilçe dolaşıyoruz, köylere kadar gidiyoruz.

Nerede bir vatandaşımız varsa onunla görüşüyor, derdimizi anlatıyor, dertlerini dinliyor, 2023 yılı için anlaşıyoruz.

Henüz Cumhurbaşkanı adayını bile açıklayamayan zillet ittifakına Türk milletinin yüzü dönüktür. Bunu da çok açık görüyoruz.

HDP’nin, PKK’nın, FETÖ’nün, muhasım çevrelerin masa altında gizlendiği altılı masaya Türk milletinin itimadı asla yoktur.

Bu masa kinin, kirin ve kifayetsizliğin masasıdır.

Bu masa hıyanetin, husumetin ve hezimetin masasıdır.

Bu masa zilletin mayalandığı, her yerinde çatlakların ve çürüklerin olduğu zararlı kımıl masasıdır.

Türkiye’nin geleceği şaibeli masayla, Makyavelist komployla, siyaset mantarlarıyla değil, cumhurun muazzez iradesiyle tecelli edecektir.

Bizim ayaklarına çıyanların tutunduğu masamız yoktur, buna mukabil çok şükür milletimiz vardır.

Umudumuz millettir, huzurumuzun ufku milli birlik ve dayanışma ruhudur.

Biz masalara yüz sürmeyiz, masalarda keyif çatmayız, milletimiz ne diyorsa ona kulak veririz, ne istiyorsa onu yaparız, neyi hedefliyorsa onu söyler, ona hizmet eder, onunla bir ve beraber oluruz.

Sevdamız millettir, gücümüz devlettir.

Çünkü biz; Dedem Korkut’un, Ahmet Yesevi’nin, Hacı Bektaş’ın tarihten gelen sesiyiz.

Çünkü biz; Kürşad’ın, Ertuğrul neslinin, Milli Mücadele kahramanlarının maziden ulaşan heybetiyiz.

Bizim duruşumuz, zedelenmek, aşağılanmak, hor görülmek istenen milli onurun duruşudur.

Bizim sesimiz, teslimiyetçi, tavizkâr ve kişiliksiz zillet siyasetine karşı halkın, hakkın ve haklının gür sesidir.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

İlkeli, milli ve dürüst siyaset önümüzdeki çetin sorunların aşılması hususunda yegane imkan, aynı zamanda hayalleri gerçeğe dönüştürecek asıl fırsattır.

Aziz milletimizin meçhul ve mefluç maceralara kapılması, buna gönüllü olması elbette düşünülemeyecektir.

Türkiye’nin gelecek rotası zilletin ilkelliğiyle değil, cumhurun iradesiyle çizilecektir.

İçinden geçtiğimiz zaman diliminde bazı sorunlarımız olabilir.

Sorunsuz hayat, hayatsız sorun yoktur.

Marifet, karşımızda yığınak yapan sorunların el birliğiyle, güç birliğiyle, inanç birliğiyle çözüme kavuşturulmasıdır.

Birlikte çok daha güçlü olacağımız unutulmamalıdır.

Hayat pahalılığının kuşatması mutlaka kırılacaktır.

Hiçbir vatandaşımız enflasyon canavarına ezdirilmeyecektir.

Fırsatçıların, karaborsacıların, ganimet avına çıkanların, fiyat ve finansal istikrarı bozucu tahrik ve tertip içinde olanların birer birer tespiti yapılarak hak ettikleri cezayı almaları muhakkak sağlanacaktır.

Bu kapsamda hükümet dikkatli, dengeli, uyanık ve titiz bir mücadelenin içindedir.

Vatandaşımızın cebine ve cüzdanına göz dikenler hesap verecektir.

Fiyat etiketlerini sürekli yukarı yönlü güncelleme gayesinde olan vicdansızların iyi niyetinden bahsetmek mümkün değildir.

En başta, döviz fiyatları, gıda fiyatları, enerji fiyatları, kira ve konut fiyatları alanında gözlemlenen dengesizliklerin, insanımızı tedirgin eden fahiş oynaklıkların kuşkusuz ekonomik bir temeli, makul ve meşru bir nedeni yoktur.

Fiyat istikrarını sakatlayan piyasa aksaklıklarının yanı sıra, bu sorunu siyasi bir fırsata dönüştürüp toplumsal dayanaklılığı yıkmayı amaçlayan, spekülasyon ve manipülasyon silahıyla ekonomik huzur ve güvenliği yıpratmayı projelendiren iç ve dış odakların üzerine kararlılıkla gidilmektedir.

Nitekim ekonomik ve mali bağımsızlığımızı tehdit edenlere, vatandaşlarımızın helal kazancına, el emeğine, göz nuruna ve alın terine musallat olanlara seyirci kalınmayacaktır.

Şu anda küresel ekonomi bilhassa enflasyon artışından dolayı; gıda ve enerji arz güvenliğinin riske girmesi açısından çok ciddi bir sınavdan geçmektedir.

Muhatap olduğumuz, mücadele ettiğimiz ekonomik sorunların önemli bir kısmı küresel bağlantılıdır ve bu kanaldan Türkiye doğal olarak etkilenmektedir.

Tedarik zincirlerindeki sarsıntılar, para ve mal piyasalarındaki gelgitler, siyasal ve jeopolitik temelli kırılmalar sonuçta ekonomiye, dolayısıyla insanımızın omuzlarına ilave yük ve maliyetler bindirmektedir.

Bunun yanında fiyatların artışı konusunda adeta ajan provokatör gibi faaliyet halinde olanların lekeli varlığı da artık ihmal ve inkar edilemez seviyelerdedir.

Türkiye, bugünkü darboğazdan çıkacaktır.

Kaldı ki, bunun çok güçlü işaretleri alınmaya başlanmıştır.

2022 yılı birinci çeyrek Gayri Safi Yurt İçi Hasıla artışı, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 7,3 olarak gerçekleşmiştir.

Büyümedeki bu yüksek oran, aş demektir, iş demektir, refah demektir.

Diğer yandan ihracatımız rekorlar kırmaktadır.

Türkiye bütün siyasi ve ekonomik tuzakları teker teker bozmaktadır.

Ekonomiye pranga vurmak için hava koklayan, zemin yoklayan, fırsat kollayan kim varsa ademe mahkum edilecektir.

Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan buğday ve arpa alım fiyatları memnuniyet vericidir.

Pirim desteğiyle birlikte, sert ekmeklik buğday alım fiyatının ton başına 7 bin 50 lira; arpa alım fiyatının ton başına 6 bin lira olması çiftçilerimizin ümitlerini yeşertmiş, yüreklerine su serpmiştir.

Ayrıca bütün memurlarımızın ek göstergelerinde 600 puanlık bir artış yapılması kararlaştırılmıştır.

Yeni yıldan itibaren 5,3 milyon kamu görevlimizin bu haktan istifadesiyle birlikte, birinci derece terfi şartının yerine gelmesiyle hak sahiplerinin 3600 ek göstergeye ulaşacak olması hem sevindirici bir gelişme hem de geçim standartlarını yükseltici bir hamledir.

Nihayetinde acil bir ihtiyaç karşılanmış, verilen sözler tutulmuştur.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, memurlarımızın, emekliklerimizin ve tüm vatandaşlarımızın ekonomik yararını gözetecek, gelir ve ücret artışını sağlayacak, enflasyona karşı güvenlik kuşağı tesis edecek her adıma, her karara sonuna kadar destek vereceğiz.

TBMM’de üzerimize ne düşüyorsa mutlaka yapacağız.

Hiç kimseyi dara düşürmeyeceğiz, zorda bırakmayacağız.

Biz Türkiye’yiz, biz Türk milletiyiz, biz Cumhur İttifakı’yız.

Kriz severleri güldürmeyeceğiz, kaos bekçilerini keyiflendirmeyeceğiz, ekmeğimize ve emeğimize göz koyanları ise affetmeyeceğiz.

Zillet ittifakının Türkiye aleyhtarı tezgahları, tabansız telkinleri, bayağı tezvirleri, batık tenkitleri işe yaramayacak, ekonomik ve siyasi istiklalimizin dönen çarkına çomak sokamayacaktır.

Türkiye’ye güven duyan sonunda kazanacaktır.

Bugünleri aşacağız, bugünkü zorlukları yeneceğiz, muzaffer ve müreffeh günlere hep birlikte ulaşacağız.

Karamsarlığın zil takıp oynayan faillerine de Türkiye’mizi bırakmayacağız.

Değerli Arkadaşlarım,

Güney sınırlarımız boyunca çatısı örülmek istenen terör devleti, peş peşe yapılan askeri harekatlarla engellenmiş, ihanetin Akdeniz’e ilerleyiş ve çıkış noktaları kapatılmıştır.

Türkiye, bölücü teröre merhamet göstermeyeceğini, müsaade etmeyeceğini hem sınır içinde hem de sınır ötesinde güç kullanarak ve şehitler vererek kanıtlamıştır.

Bölücü terörün hudutlarımızda tutunması, mücavir bölgelerde yuvalanması, bunun yanı sıra ülkemizi zehirleme ve tehdit amacı Allah’ın inayetiyle başarılı olamayacaktır.

Fitnenin başı gövdesinden koparılacak, kökü de kazınacaktır.

Terörle mücadele bir millet kararıdır. Karşı çıkanlar teröristlerin safındadır.

Terörle mücadele hukuki temeli olan meşru bir müdafaa sürecidir.

Geçtiğimiz hafta PKK/YPG’li bir terör elebaşı, ABD’den ve NATO üyesi AB ülkelerinden silah aldıklarını açıklamıştır.

Ve de şerefsizce Türkiye’ye gözdağı vermiştir.

Bölücü terör örgütüne envaı çeşit silah veren, mühimmat temin neden, diğer pek çok alanda yardım ve yataklık halinde olan ülkeleri, ahlaken ve hukuken müttefiklik kategorisinde nasıl göreceğiz?

Hani NATO güvenlik mimarisi içinde yan yanaydık?

Hani terör bir insanlık suçuydu?

Terörizmin emel ve hedeflerine destek veren hiçbir ülke insan haklarından, insanlık değerlerinden, ittifak kültüründen, uluslararası hukukun normlarından bahsedemez, bahsetse bile buna inanan çıkamaz, çıkmayacaktır.

Terör örgütlerini Türkiye’ye tercih eden, cinayete, melanete ve ihanete kol kanat geren NATO üyesi ülkeler, bize göre Türk ve İslam düşmanlığının ortak paydasında buluşmuşlardır.

Yürek burkan ve yüksek risk ihtiva eden karşımızdaki bu tablonun NATO’nun kuruluş ilke ve esaslarına muvafık olduğunu aklı başında hiç kimse ileri süremeyecektir.

Soğuk Savaş’ı müteakiben, çatallaşan ve farklılaşan güvenlik ihtiyaçları çerçevesinde NATO her on yılda bir yeni yol haritası hazırlayarak Stratejik Kavram Belgesi yayınlamıştır.

Bunun sonucunda, caydırıcılık ve savunma, işbirliği ve güvenlik, ayrıca kriz yönetimine dayalı üç ayaklı bir strateji hazırlanarak tatbik edilmiştir.

Türkiye bugüne kadar NATO’nun sadra şifa destek ve dostane tavrını maalesef yeterince görmemiş, ittifakın aldığı karar ve belirlediği stratejilerin milli güvenliğine bir katkısına da şahit olmamıştır.

Bu değerlendirmemi abartılı bulanlar, 1952 yılından bugüne kadar NATO’yla süregelen ittifak ortaklığının 70 yıllık mazisine objektif bir gözle, temiz bir vicdanla, milli bir duyarlılıkla baktıkları taktirde, sancılı ve sarsıcı gerçekleri çarpıcı bir şekilde görebileceklerdir.

Terör örgütlerine aleni ve alçak desteğini sürdüren NATO üyesi ülkelerin Türkiye’ye şaşı ve şüpheli bakışı ortadayken, İsveç ve Finlandiya’nın ittifak ortağı olmasına nasıl tamam diyelim? Buna nasıl rıza gösterelim?

NATO’yu fiilen PKK/YPG ittifakına dönüştürmek için kolları sıvayanlara, Türkiye’nin kuyusunu kazmak için nifak seferine çıkanlara duyarsız, tepkisiz ve etkisiz durmamız söz konusu olamayacaktır.

Bizimle aynı güvenlik şemsiyesi altında toplanan veya buna talip olan ülkelerin, terörle aralarına hilesiz-hilafsız kalın ve kesin bir çizgi hattı çekmesi insan şerefinin, devlet olma onurunun ikamesi olmayan mecburiyetidir.

İsveç ve Finlandiya hükümetleri öncelikle ellerine bulaşan kanları yıkamak durumundadır.

Türkiye’nin bu iki ülkeden iade talebinde bulunduğu 33 teröristin derhal ve gecikmeksizin verilmesi de şarttır ve süreç samimiyet testi olarak değerlendirilmelidir.

Terör örgütünü savunmanın, teröristleri sahiplenmenin, demokrasi ve özgürlüğün infaz ve ihlal hükmü olduğunu hiç unutmamak gerekmektedir.

Terörizmi bir hak arayışı gören ülkeler, eğer bu ilkel ve düşmanca tutumu devam ettirmekte ısrar ediyorlarsa, buyursunlar, Kandil’de ve sınır ötesinde ne kadar terörist varsa kendi ülkelerine taşısınlar, tepe tepe kullansınlar, hatta Avrupa’nın göbeğinde coğrafi bir alan belirleyip terörizmin karargâhını kursunlar.

Ancak biz teröre ve teröriste taviz vermeyeceğiz.

Canileri araya araya bulacağız ve hepsini birden de imha edeceğiz.

Terör örgütü neredeyse, katillerin ürediği ve yuvalandığı bölgeler neresi ise, oralar Türkiye’nin ezici müdahalesine sahne olacaktır.

Bundan kaçış yoktur, teröristlerin kurtuluş şansları sıfırdır.

Tel Rıfat ve Münbiç’te dip bucak temizliği yapılmak suretiyle, terör örgütü Fırat’ın doğusundan da batısından da sökülüp atılmalıdır.

Türkiye’nin bu kararlı ve kahramanca duruşundan rahatsız olan malum ülkelerin Yunanistan’ı koz olarak sahaya sürmesi tesadüfi değildir.

Miçotakis’in tıpkı dedeleri gibi tekraren maşalığa heves etmesi, Ege’de gerginliği tırmandırıcı söz ve politik eylemleri bardağı taşıracak aşamaya doğru hızla mesafe almaktadır.

Egemenliği tartışmalı olan ve burnumuzun dibinde bulunan adaları ziyaret ederek Türkiye’yi tahrike yeltenen küstah Miçotakis, Ege’yi bir Yunan denizi haline getirmek, gerekirse de silahlı bir çatışma ortamı yaratmak için devamlı provokasyon halindedir.

Emperyalizmin miçosu haddini aşmaktadır.

ABD ile AB’nin arkasında olduğunu iddia ederek Türkiye’ye aba altında sopa gösterme yanlışına düşmektedir.

Bizim dileğimiz Ege’nin bir barış ve huzur denizi olması, bu şekilde kalmasıdır.

Tam tersi bir iklim vasat bulursa, sonuçlarına katlanacak sadece ve sadece bedbaht Miçotakis ve hükümeti olacaktır.

Ülke ülke, ada ada gezip Türkiye’ye silah gösteren, Mavi Vatan haritamızı her gittiği yerde şikayet konusu haline getiren Miçotakis bilmelidir ki, el atına binen çok çabuk inecek, güvendiği dağlara da kar yağacaktır.

Bizim tasavvur ve telakkimize göre, vatan vatandır, vatan namustur, denizi, karası olamaz, nihayetinde haremi ismetimize uzanacak muhasım eller ise kırılıp atılacaktır.

Ege’de boğulmak isteyen hiç durmasın çıksın karşımıza.

Türk milleti hakkından vazgeçmez, egemenlik haklarını çiğnetmez, sorulacak hesabı da hiçbir mihrakın yanına bırakmaz.

Lozan ve Paris Anlaşmalarına göre, gayri askeri statüde olması gereken adaları silahlandıran Yunanistan yönetimi suçludur, insanlık ve uluslararası hukuk nezdinde sorumludur.

Dahası 12 Ada’nın yüzü ve yüreği de Türkiye’ye dönüktür.

Damarımıza basan kim olursa kalbini sökeceğimizi iyi bilsin, müstevli kalıntıları şehadete kucak açıp milli onurumuzdan ödün vermeyeceğimizi de sefil akıllarına iyice yerleştirsinler.

Muhterem Milletvekilleri,

Türkiye, terörle mücadeleyi ve küresel emperyalizme direncini hamd olsun imanla ve muazzam bir iradeyle sürdürmektedir.

Ancak CHP Genel Başkanı’nın gündemi bambaşkadır.

Ülkemizin yüksek mücadelesine en küçük desteği yoktur.

Devamlı üç maymunu oynamakla meşguldür.

Kılıçdaroğlu’nun hangi ülkenin siyasetini yaptığını, kimin hesabına çalıştığını, kimlerin dümen suyunda çırpındığını aziz milletimiz doğal olarak merak etmekte ve haysiyetli bir izah beklemektedir.

Diğer zillet partilerinin ne söyledikleri, neyi önerdikleri, Türkiye’nin yanında mı karşısında mı hizalandıkları hakikaten de muammadır.

Ülkemizin en kritik döneminde CHP kayıptır, diğer marjinal zillet partileri su kaynatmış ve kenara çekilmişlerdir.

Sırayı erken seçim yaygarasının koparılması alınca hepsi kuyruğa girmektedir.

Bunlar bir süre sonra söyledikleri yalanlara kendileri inanacak kadar da akıl ve zeka yoksunu olduklarını her seferinde ispat etmektedir.

Beğenseler de beğenmeseler de seçim zamanında yapılacaktır, o demokratik randevunun tarihi ise 2023 yılının Haziran ayıdır.

Gerçekte milli güvenlik sorunu olan zillet ittifakının boşuna kurduğu bir komisyon vasıtasıyla seçim güvenliğiyle ilgili çağrıda bulunması ve yaptığı sözde çalışmayı kamuoyuyla paylaşması tam bir pişkinlik ve çelişkidir.

Bunlar seçim güvenliğini sağlama yetkisini nereden almayı düşünmektedir?

Bu devletin hakimi varken, savcısı varken, polisi varken, jandarması varken, zillet ittifakı sandık güvenliğini hangi vasıtalarla sağlamanın peşindedir?

Yoksa bizim bilmediğimiz bir hazırlıkları mı söz konusudur? Mesela dağdan indirecekleri teröristleri sandık başına mı dikecekler? Güvenliği bölücülere mi havale edecekler?

Birbirine benzemeyen partilerin ittifakıyla vücut bulan zillet bedeni, taşınması çok külfetli siyasi bir ağırlık haline gelmiştir.

Bunların elle tutulacak hiçbir projesi yoktur.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ezberi dışında söyledikleri ikinci bir şey yoktur.

Türkiye’ye inançları yoktur.

Türk milletine mensubiyet ve muhabbetleri yoktur.

Henüz kimi Cumhurbaşkanı adayı gösterecekleri de derin bir anlaşmazlık ve tartışma konusudur.

Sayın Kılıçdaroğlu, bal yapmayan arı gibi vızıldamayı bırak, mertsen çık söyle, adamsan kararını açıkla, aday mısın? Değil misin?

Neden susuyorsun? Niçin duruyorsun? Neyi bekliyorsun? Hangi mantıkla keçeyi suya atıp çıkan yerlerini taşlıyorsun?

Sayın Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı adayı olacak yürek sende var mı onu söyle? Gözün kesiyor mu ondan bahset? Er meydanına çıkabilecek cesaretin var mı onu ifade et?

Cumhurbaşkanı adayını belirlemekten dahi aciz bir zihniyete ve siyaset köhneliğine aziz milletimiz hiç prim verir mi?

Böylesi bir dağınıklığa, böylesi bir çarpıklığa, Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini protokole bağlamayı düşünen siyaset ve hukuk cahillerine Türkiye’nin geleceği emanet edilebilir mi?

Kılıçdaroğlu aday olup olmayacağıyla ilgili kesin bir dil kullanmasa da, buna çok hevesli, çok istekli ve çok iştahlı olduğu herkesin malumudur.

Ne var ki, masanın altında ve üstünde sabitlenen zillet ortaklarından hala vize çıkmamış, dar alanda kısa paslaşmalar, mevzi mücadeleler, marazi cepheleşmeler günbegün kökleşmiştir.

Kılıçdaroğlu aday olursa, bu adaylığı yeminli Türkiye düşmanlarının telkin ve tembihiyle gerçekleşebilecektir.

Kılıçdaroğlu, terörist Demirtaş için adaylığa hazırdır.

Kılıçdaroğlu, Sorosçu Osman Kavala için adaylığa gönüllüdür.

Kılıçdaroğlu FETÖ’cüleri eski görevlerine iade etmek için adaylığa heveslidir.

Kılıçdaroğlu, Türkiye’yi şikayet ettiği yabancı ülke sefirlerinin talimat listesini yerine getirmek, Biden’ı memnun etmek için adaylığa sıcaktır.

Bu zat önceliğimiz Türkiye diyor. Bu sözüne aslında kendisi bile inanmıyor.

Sayın Kılıçdaroğlu ne senin ne de ittifak ortaklarının önceliği Türkiye değildir, hiç de olmamıştır.

Bize hikaye anlatmayın, sizi bilen biliyor, Türk milleti topunuzla birlikte sandık başında hesaplaşmak için sabırsızlanıyor.

Terörle mücadelemiz kararlılıkla icra edilirken, yeni bir harekatın eli kulağındayken, Kılıçdaroğlu’nun Terörle Mücadele Yasası’nı yumuşatma sözü vermesi işbirlikçiliğin ve Batı’nın namına siyaset yaptığının belgesi ve tescilidir.

Sayın Kılıçdaroğlu, Terörle Mücadele Yasası’nın neresinden rahatsızsınız ?

Bu yasayı uluslararası hukuk normlarına göre nasıl şekillendireceksiniz?

AB’nin her yıl hazırladığı İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin bu yasa nedeniyle eleştirilmesine sahip mi çıkıyorsunuz?

Terörle mücadeleden geri mi dönelim?

Silahı bırakan terör örgütü değil de, Türkiye mi olsun?

Bu kapsamda, CHP’li Maltepe Belediyesi tarafından 4-5 Haziran 2022 tarihinde düzenlenen, “Yeni Dönemde AB ve Türkiye Forumu”nda belirlenip kamuoyuna açıklanan sonuç bildirgesi Kılıçdaroğlu ve zihniyetinin utanç ve teslimiyet belgesidir.

İnançla haykırıyorum ki, zillet ittifakının, tarihi vakarımızdan ve milli varlığımızdan rövanş ve intikam almaya gücü yetmeyecektir.

Biz bu oyunu bozarız, zalimlere figüranlık yapan kokuşmalara asla boyun eğmeyiz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak önemle ve altını kalın bir şekilde çizerek ifade ediyoruz ki:

Türkiye Cumhuriyeti adıyla ve üniter devlet çatısı altında, Türk milleti kimliği ile beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde Atatürk ve kurucu kahramanlar tarafından konulmuştur.

Bu tarihi gerçeği değiştirmek hiç kimsenin harcı olamayacaktır.

Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, milli marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve Anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti, ülkesiyle, milletiyle bölünmez bir bütündür, egemenlik unsurları itibariyle tektir, milli ve üniter bir devlettir.

Türk milleti tarihi ve kültürel kökleri bakımından birdir, diridir, çelik gibi sağlamdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, istiklâl mücadelemizin taçlandırılmasıdır.

Ay yıldızlı al bayrağımız şehitlerimizin örtüsü, bağımsızlığımızın,  egemenliğimizin, birlik ve beraberliğimizin sembolüdür.

İstiklal Marşımız, bu onurlu mücadelenin kahramanlık destanıdır ve o günlerin aziz hatırasıdır.

Milli birlik ve bölünmez bütünlüğümüzün dayandığı temeller tek devlettir, tek millettir, tek vatandır, tek bayraktır, tek dildir.

Biz bu kutlu değerleri ve kutsal emanetleri, göstermeye ant içtiğimiz yüksek fedakârlıkla, kararlılıkla, milli şuur ve millet sevgisiyle korumaya ve geleceğe taşımaya yeminliyiz.

Bunlar, bizim varlık ve yaşama nedenlerimiz, kırmızı çizgilerimizdir.

Bizim diyalog zeminimiz ancak bu kurucu ruha ve kurtuluş felsefesine saygı ve riayetle mümkündür.

 Bizim ayrılıkta, bölünmede, çözülmede, dağılmada, bölücü terörün ve Türkiye düşmanlarının dayatmalarında mutabakat aramamız, korkup sinmemiz asla ve asla mümkün değildir.

Beklentimiz ve ümidimiz, devamlı olarak yaptığımız sağduyu ve kucaklaşma çağrılarının bu ilkeler etrafında cevap bulması, zillet ittifakının da aklını başına alıp milletimizin ayranını kabartmaktan mutlak surette kaçınmasıdır.

Nitekim rüzgar eken, aynen ektiği yerde, ektiği zaman sadece fırtına değil, milli iradenin tufanını da biçmek durumunda kalacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken siz değerli milletvekili arkadaşlarımı saygılarımla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

 

Permakültür | Sürdürülebilir Tarım
Ülkü Ocakları olarak dünyada ve ülkemizde yaşanabilecek sorunlara yönelik çözümler üretebilmek adına çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Yaz döneminde ise tüm il ve ilçe ocaklarımızda Permakültür yani sürdürülebilir Tarım projemizi başlatıyoruz. Permakültür, özellikle şehirlerde; balkon, teras ve bahçe gibi değerlendirilebilir alanlarda herkesin kendi sebze ve meyvesini yetiştirmesini sağlayan ve bunun da sürdürülebilir olmasını sağlayan bir tasarım modelidir. Bu vesileyle tüm ülküdaşlarımızı gelecek günlerde duyuracağımız permakültür projemize katılmaya davet ediyoruz.
Odak2023
ODAK 2023, başta Türk gençliğinin hizmetine sunmuş olduğumuz; kullanıcıların dikkatlerini artırmak, odaklanma becerilerini geliştirmek ve okuma bozukluklarını gidermek amacıyla geliştirilmiş olan bir eğitim programıdır.
BilgiOcakta
BilgiOcakta; 2 ana modülden oluşan bir eğitim ve bilgi sınama sistemidir: 1-Bilgi Yarışması Bilgi Ocakta eğlence modülü ile dokuz kategoride yüzlerce soruyla kendini test edebilir, genel kültürünü geliştirebilirsin. Günlük,haftalık ve aylık puan tablosuyla arkadaşlarınla ve Türkiye genelinde kıyasıya rekabete girebilir, yarışarak eğlenceye ortak olup aynı zamanda sürpriz hediyelerin sahibi olabilirsin. 2-Eğitime Destek: Bilgini Ölç, Dersleri Pekiştir! Ülkü Ocakları online eğitim modülünde lise, üniversite ve çeşitli sınav seviyelerine kadar her öğrencinin ihtiyacına uygun, uzman hocalar tarafından MEB ve ÖSYM müfredatına göre hazırlanmış sınava yardımcı sorular sayesinde okulda gördüğün dersleri test çözerek pekiştirebilir doğru ve yanlışlarını test bitiminde anlık olarak kontrol edebilirsin.
Ocaktabul
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından hazırlanan; Büyük Türk milletinin binlerce yıllık tarihi ve Ülkü ocaklarının şerefli mazisinden özenle seçilmiş 816 kelimenin olduğu bu oyunu oynayanlar; Türk Dünyası'nın kavramlarını ve önemli şahsiyetleri öğrenecek, Kendini ifade etme becerisini ve konuşma yeteneğini geliştirecektir. Ocakta'Bul oynarken öğretir, öğretirken eğlendirir bu sayede bilgileri kalıcı hale getirir.
Tercih Robotu
Ülkü Ocakları Tercih Robotu; puan türü, başarı sırası aralığı, ücret/burs, şehir, üniversite türü, öğretim türü, doluluk/statü filtrelemelerini yaparak üniversite tercihinizde uzman rehberlik hizmeti sunar.

VİDEOLAR | OCAK TV

ÜLKÜ OCAKLARI EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI | VİDEOLARA GÖZ AT

ÜLKÜ OCAKLARI DERGİSİ

FARKLI DİL SEÇENEKLERİ İLE ÜLKÜ OCAKLARI DERGİSİ'Nİ HEMEN İNCELE

TÜRK BÜYÜKLERİ
OKUMA SERİSİ

ÇİZGİ ANİMASYONLARI

Türk Milletinin geleceğinin teminatı evlatlarımız için hazırladığımız Türk Büyükleri Okuma Serisi'nin tüm çizgi animasyonlarını sunuyoruz.