GENEL BAŞKANIMIZ AHMET YİĞİT YILDIRIM ÜLKÜ OCAKLARI ERZURUM İL BAŞKANLIĞI TARAFINDAN DÜZENLENEN TURANA DOĞRU GECESİNE KATILDI
Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Ülkü Ocakları Erzurum İl Başkanlığı tarafından düzenlenen Turana Doğru gecesine katıldı. Genel Başkanımız katılımını "Ülkü Ocakları Erzurum İl Başkanlığımızın,Atatürk Üniversitesinde düzenlediği programa katıldık. Programda emeği geçen tüm ülküdaşlarımıza teşekkür ederi Türk gençliği; Samsun'da, Amasya'da, Sivas'ta, Erzurum'da,Ankara'da şahlanan milli mücadele ruhu ile geleceğe yürü...
LİDERİMİZ SAYIN DEVLET BAHÇELİ BEY'İN SOSYAL MEDYA HESABINDAN YAPTIĞI AÇIKLAMALAR-25.05.22
Pençe-Kilit operasyon bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada; Teğmen Abdülkadir Güler, Uzman Çavuşlar Onur Doğan, Hüseyin Cankaya, Bican Kapılay ve Sözleşmeli Er Celal Tekedereli şehit olmuş, iki askerimiz de yaralanmıştır. Bu şehadetler milli yüreklere ateş düşürmüştür. Aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor; kederli ailelerine, cesaret timsali silah arkadaşlarına ve büyük Türk milletine sabır ve başsağlığı teme...
GENEL BAŞKANIMIZ AHMET YİĞİT YILDIRIM ÜLKÜ OCAKLARI ARDAHAN İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ
Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Ülkü Ocakları Ardahan İl Başkanlığımızı ziyaret etti. Genel Başkanımız ziyaretini "Ülkü Ocakları Ardahan İl Başkanlığımızı ziyaret ederek ülküdaşlarımızla bir araya geldik.  Kıymetli ülküdaşlarımıza çalışmalarında başarılar diliyorum." İfadeleri ile paylaştı. ...
LİDERİMİZ SAYIN DEVLET BAHÇELİ BEY'İN GRUP TOPLANTISI KONUŞMALARI-24.05.22
Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Medyamızın Değerli Temsilcileri, Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımız münasebetiyle hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Yurt içinde ve yurt dışında yaşayan, toplantımızı televizyon ekranlarından, radyo kanallarından, sosyal medya platformlarından takip eden aziz vatandaşlarımızı, gönül ve kültür coğrafyalarımızda hayat mücadelesi veren muhterem kardeşlerimizi selamların en güzeliyle sela...
GENEL BAŞKANIMIZ ÜLKÜ OCAKLARI ARTVİN İL BAŞKANLIĞI TARAFINDA DÜZENLENEN ÜLKÜDE BİRLİK ÜLKEDE DİRLİK TÜRK GENÇLİK ŞÖLENİNE KATILDI
Ülkü Ocakları Genel Başkanımız Ülkü Ocakları Artvin İl Başkanlığımız tarafından düzenlenen Ülküde Birlik Ülkede Dirlik Türk Gençlik Şölenine katıldı. Genel Başkanımız katılımını "Ülkü Ocakları Artvin İl Başkanlığımızın düzenlediği"Ülküde Birlik Ülkede Dirlik Türk Gençlik Şöleni"konserine katıldık.  Programda emeği geçen tüm ülküdaşlarımıza teşekkür ederim Türk gençliği zekasıyla, inanç ve ahlakıyla geleceğimizi yazan kalem, çağı okuy...
ÜLKÜ OCAKLARI MERSİN İL BAŞKANLIĞINA YAVUZ AKGÜL ATANDI
Ülkü Ocakları Mersin İl Başkanlığına Yavuz Akgül atanmıştır. Yeni görevinde başarılar diler, görevini devreden Murat Sezer'e ve Mersin’de davasının emrinde, Ülkücü çizgiden ayrılmayan ülküdaşlarımıza teşekkür ederiz. ...
Tüm Haberlere Git
ATATÜRK’ten

Mazinin kararsız, çürümüş zihniyeti ölmüştür. Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, haysiyetini, şerefini tanıtmaya kadirdir. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar.

BAŞBUĞ'dan

Bati memleketleri maddi ilerleme sağladı, ama insanlığa huzur getiremedi. Doğu ise geriledi ve sefalet ile cehaletin bataklığına saplandı. Madde ile manayı birleştiren, her ikisini de kucaklayan yeni görüş ise Milliyetçi Hareket Partisinin sunduğu 9 Işık görüşüdür.

LİDER’den

Dava adamı inanç ve iman adamıdır. Dava adamı ilke ve ülkü abidesidir. Dava adamı samimiyet ve dürüstlük anıtıdır. Hep ülkücü yaşadık, hep ülkücü kaldık, Allah nasip ve kısmet ederse de ülkücü olarak hayata gözlerimizi yumacağız.

Genel Başkan’dan

Yüce Türk milletinin şanlı tarihinden ve mücadelesinden ilham alarak; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde; Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in yolunda ve Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin emrinde; Ülkücü Türk Gençliğine yakışır bir duruş ve olgunlukla milletimizin her bir gencine ulaşmayı planlıyoruz.

KONUŞMALAR


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 17 Mayıs 2022

Muhterem Arkadaşlarım,

Değerli Basın Mensupları,

Partimizin bu haftaki olağan Meclis Grup Toplantısı’na başlarken mümtaz heyetinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.

Toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından takip eden aziz vatandaşlarımıza,  gönül ve kültür coğrafyalarımızda varlık ve birlik mücadelesi veren değerli kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyor, bilvesile şükranlarımı sunuyorum.

Aziz milletimiz bugün iki ayı uçta sabitlenmiş siyaset tarzıyla karşı karşıyadır:

Bir yanda eser ve hizmet siyaseti milli şuurun refakat ve riyasetinde devamlı serpilirken, diğer yanda iftira ve yalan siyaseti gittikçe etkinlik ve derinlik kazanmaktadır.

Türkiye’mizin büyümesinden, gelişmesinden, gücüne güç eklemesinden rahatsız olanların nasıl bir zafiyete, nasıl bir zillete düştüğü fazla söze hacet bırakmayacak ölçüde ortadadır.

Milletimizin nam ve hesabına yapılan her icraata kulp takanlar esasen kafalarına fitne külahı geçirip haset ve hüsran içinde çırpınan zavallılardır.

Her atılıma, her yatırıma, her milli kazanıma leke sürmek için fırsat kollayanların bize göre basiretleri kapanmış, vicdanları katılaşmıştır.

Türkiye hak ettiği seviyelere, layık olduğu gelişmişlik mertebelerine hamd olsun aşama aşama ulaşmaktadır.

Siyaset ve ekonomide zorlu şartlara rağmen ülkemiz dev bir şantiye görüntüsündedir.

Yollar yapılmakta, köprüler kurulmakta, havalimanları açılmaktadır.

Ekonomik büyüme, sosyal gelişme ve milli bütünleşme yolunda atılan sağlam ve sağduyulu adımlar umutlarımızı kamçılamaktadır.

İhracat rekorları kırılırken hızlanan yatırım seferberliği, yaygınlaşan hizmet siyaseti Türkiye’mizin çehresini değiştirmekle kalmayıp geleceği lehimize çevirme iradesini de güçlendirmektedir.

İnanıyorum ki, pazarda, markette ve diğer alanlarda insanımızın refahını ve geçim standartlarını olumsuz etkileyen fiyat artışlarının da önüne geçilecek, enflasyon canavarının başı mutlaka ezilecektir.

Niyet hayır olduğundan akıbetin de hayır olacağına güvenmek lazımdır.

14 Mayıs 2022 Cumartesi günü tarihi bir güne, muazzam bir yatırımın açılışına milletçe şahit olduk.

Deniz dolgusuyla inşa edilen Türkiye’nin ikinci, dünyanın da beşinci havalimanının hizmete girmesinden gurur duyduk.

 Rize-Artvin Havalimanı ulaştırma alanında önemli bir boşluğu doldurmakla kalmayacak, vuslatın sıcaklığını, kucaklaşmanın saadetini de uzakları yakın ederek takviye edecektir.

Coğrafyamızın en uç noktasında yapılan bu havalimanı, doğu-batı koridoru üzerinde bir geçiş köprüsü, bir buluşma potası, mesafeleri kısaltan bir sembol eser olarak sivrilmiştir.

Doğu Karadeniz’in çetin doğa şartları milletimize hizmet aşkının, kalkınma hamlelerinin önünde duramamıştır.

Dedeleri karadan gemi yürüten bir milletin denizin üzerine havalimanı inşa etmesi kanın ve fıtratın değişmediğinin delili, şanlı ve şerefli mazimizin zincirleme devam ettiğinin yegane ispatıdır.

5 yılda 4,4 milyar liralık yatırımla tamamlanan, 3 milyon metrekarelik alanıyla, yıllık 3 milyon yolcu kapasitesiyle göz dolduran Rize-Artvin Havalimanı’nın milletimize ve yöre insanımıza hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Huzurlarınızda Karadeniz’in yiğit insanlarına sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.

Bu havalimanın proje aşamasından yapımına kadar emeği geçen başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Ulaştırma ve Altyapı Bakanımıza, yüklenici firmalarımıza, mühendis ve mimarlarımıza, emek veren bütün işçi kardeşlerimize gönülden teşekkür ediyorum.

Ayrıca gıpta edilen açılış münasebetiyle haklı sevincimizi paylaşmak maksadıyla düzenlenen törene katılan Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’e de içtenlikle teşekkür ediyorum.

Türkiye-Azerbaycan, iki ezeli, iki ebedi kardeş.

Soyumuz bir, huyumuz bir, hedefimiz bir, iki devlet tek milletiz.

Ayrımız yoktur, gayrımız yoktur, çünkü biz Türk milletiyiz.

 

Değerli Arkadaşlarım,

Siyasi ve fikri görüş ayrılıkları ortak milli ve manevi değerlerdeki kenetlemenin önünde engel teşkil etmemelidir.

Siyaset yapıyor olmanın bir ahlakı, bir vasfı, bir vakarı, ilkesel bir vaziyeti olmalıdır.

Milletimizin haklı gururunu paylaşmaktan korkup saklananlar siyasetin değil siyasetsizliğin ve sevimsizliğin tarafıdır.

Sorarım sizlere, sevincimiz aynı değilse acımız nasıl aynı olacaktır?

Türkiye’ye ve Türk milletine dev eserler kazandırmanın, çözüm odaklı proje siyasetinin neresi yanlıştır?

Milliyetçi Hareket Partisi olarak yerli ve yabancı husumet odaklarına tamahkar ve tavizkar, ancak ülkesinin gelişmesine tahammülsüz ve tacizkar bir muhalefet anlayışını sancılı ve sakat değerlendiriyoruz.

Türkiye hepimizindir.

85 milyon Türk vatandaşı cananımız ve can beraberimizdir.

Milletimizin yararına çalışan, üreten, geliştiren, hayalleri gerçekleştiren, kısacası taş üstüne taş koyan kim olursa olsun şükran duymak, Allah razı olsun demek hem insani hem de vatandaşlık görevimizdir.

Fuzuli suçlamalar, eften püften şikâyetler, temelsiz sızlanmalar makul ve mantıklı değildir.

İncir kabuğunu doldurmayan bayağı eleştireler ahlaki değildir.

Zillet ittifakı yıkmaktan, bozmaktan, yozlaştırmaktan, akıntıya karşı kürek çekmekten başka bugüne kadar ne yapmış, ne söylemiş, neyi önermiştir?

Yol yapılır, telaşa kapılıp sözde çetelerden bahsederler.

Köprü yapılır, nefret saçıp sözde yolsuzluktan dertlenirler.

Havalimanı yapılır, karalamak için bir yalana bin yalan eklerler.

Ne talihsizliktir ki, Türkiye’de hâkim muhalefet zihniyetinin dünyada eşi ve benzeri yoktur.

Bu muhalefet ziyandadır, zillettedir, iktidara değil ülkesine ve milletine açıktan muhalif, yabancıların da muhbiri ve muhibbidir.

Her tohumda, tomurcuk tomurcuk açan her fikirde bir özlem gizlidir.

Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum aslında bir elma bahçesidir.

Ancak bu tohum bir kayaya rastgelirse ondan herhangi bir şey çıkmayacaktır.

Zillet ittifakı da sert bir kayaya çarpmış, istikametini, itibarını ve iradesini kaybetmiştir.

Kaldı ki bunlardan hiçbir yol olmayacaktır.

Türkiye’nin ayak bağı olan zillet ittifakı aynı zamanda demokratik siyasetin kelepçesi, milli hedeflerin barikatı, tarihi haklarımızın karşı cephesidir.

Bu düşüncelerimin elbette pek çok gerekçesi vardır ve kalbi temiz her insanımız tarafınca da bilinmektedir.

Geçtiğimiz hafta sonu zillet partilerinden birisinin başkanı çıkmış, “ seçime bir yıl kaldı, ondan sonra her şeyi cümbür cemaat değiştireceğiz” diye konuşmuş.

Allah fırsat vermesin, bunlar değiştirse değiştirse parti değiştirirler, ev değiştirirler, ülke değiştirirler, fikir değiştirirler, rota değiştirirler, bunun dışında bir şey değiştirmeye Türk milleti asla izin ve icazet vermez, elhak vermeyecektir.

Vesayet altında bulunan, statüko labirentinde sıkışan çarpık bir zihniyetin iktidar ruhsatını alması zaten mümkün değildir.

CHP’nin İstanbul il başkanıyla ilgili Yargıtay tarafından verilmiş kararın hitamında zillet ortak paydasında buluşan bütün partiler ağız birliği halinde aynı kaftana sarılmışlardır.

Bizim doğrudan muhatabımız söz konusu marjinalleşmiş ve kriminal bir vaka haline gelmiş il başkanı değildir, nihayet Türk yargısı hükmünü vermiş ve konu kapanmıştır.

Ne var ki adalet ve hukuku temelinden istismar eden CHP Genel Başkanı karar açıklanır açıklanmaz soluğu milletvekilleriyle birlikte İstanbul’da almış, şov sahnesine çıkmıştır.

İstanbul’a doğru bir kez daha yalın ayak yürür diye bekliyorduk, fakat bunu göze alamadığını ve cesaret edemediğini de görmüş olduk.

CHP’nin İstanbul il başkanı özellikle kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret etmiş, Türkiye Cumhuriyeti devletini alenen aşağılayarak seri katil demiş, suç işlemiştir.

Cumhurbaşkanı’na terbiyemizin müsaade etmediğinden dolayı ağzımıza alamadığımız şekilde hakaret ederek suç işlemiştir.

Sonuç itibariyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2’inci Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu hükümler temyiz edilmiş; zanlının toplam üç ayrı suçtan aldığı 4 yıl 11 ay 20 günlük hapis cezaları Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi tarafından onanmıştır.

CHP Genel Başkanı bize açık açık söylemelidir; Türk devletine seri katil iftirasının yanında mıdır, karşısında mıdır?

Türkiye Cumhuriyeti devletinin alenen aşağılanmasına destek midir, yoksa itiraz mı etmektedir?

Sayın Kılıçdaroğlu susma, sinme, saklanma, çık karşımıza devlete seri katil demek namertliktir diyecek dirayeti göster.

Yaparsan eyvallah, yapamazsan bu ihanete, bu melanete, işlenmiş bu suça sen de ortak sayılırsın, bu şerefsiz bühtanın sen de faili olmaktan kurtulamazsın.

Çeyrek porsiyon domuz etini yedi dakikada bitirmekle övünenlerin partisi CHP’dir, ittifakı zillettir.

Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul İl Başkanlığı önünde “zulme son vereceklerini, her bir vatandaşımızın onuruyla ve özgürce yaşayabileceği bir ülke yaratacaklarını” iddia etmiş, gene sap yiyip saman savurmuştur.

Sayın Kılıçdaroğlu şimdi iyi dinle; bebek katilinin posterleri altında şarkılı türkülü konser veren sözde sanatçı müsveddelerine sahip çıkmak zulmün ta kendisidir.

Kürtçe müzik yasak diyerek toplumu kamplaştırmak zulümdür.

Zulüm, devlete katil demektir.

Zalim ise buna ses çıkarmayan alçaktır.

Zulüm, Türkiye düşmanlarına yanaşmalık ve yandaşlık yapmaktır.

Zalim ise buna gönüllü razı olan, vatan ve millete zehir saçandır.

Sayın Kılıçdaroğlu zalimi görmek istersen, zulme tanık olmayı düşünürsen abartısız ifade ediyorum ki, Türkiye düşmanlarıyla çektirdiğin aile fotoğraflarına, kendi yüz hatlarına, gizli bağlantılarına, bölücü emellerine, aldığın talimat listelerine dikkatle bakman, dikkatle incelemen yeterlidir.

Tarihin hiçbir döneminde milletimizin sinesinden zalim çıkmadı, tiran çıkmadı, bundan sonra da çıkmayacaktır.

Türk milletinin her ferdi onurludur, saygındır, eşit haklarla ve hürriyetle yaşamaktadır.

Tam tersi iddia ve isnadın figüranları hakikatin aydınlığında gözlerini kapatan siyaset yarasalarıdır.

CHP’nin İstanbul il başkanı için siyaset yolu kapanmış, artık siyaset yasağıyla tasfiye olduğu hukuken netleşmiştir.

Bu kapsamda kesinleşen ceza bir yıldan fazla olduğu için gerek Milletvekili Seçim Kanunu gerekse de Mahalli İdareler Kanunu mucibince tartışmaya mahal kalmamıştır.

Siyaset suçun ve suçlunun himaye edileceği bir alan olamaz.

Siyaset devletin ve milletin hükmü şahsiyetine, insan hak ve onuruna saldırıların sevk ve idare merkezi hiç olamaz.

Kim suç işlemişse bunun bedeline katlanmak durumundadır.

Tunceli’de bir HDP’li milletvekilinin şerefli Türk polisine taş atması da suçtur, ihanettir, bir terör yöntemidir.

Askerimize, polisimize uzanan eller kırılmalı, uzanan diller koparılmalıdır.

Herkes haddini bilsin, hukukun sınırlarını zorlamaya, milletini sabrını sınamaya asla heves etmesin, bunu aklında dahi geçirmesin.

Bilinmelidir ki, alemde şer, Oğuz’da da er tükenmez, tükenemez, tükenmeyecektir.

Bu devlet sokakta bulunmadı, istiklalimiz spot piyasadan alınmadı, ne devletimiz, ne de milletimiz sokak serserilerine, husumet senaristlerine teslim edilmeyecek, hiçbir vatan evladı zillete boyun eğmeyecek, taviz vermeyecektir.

Türk milleti tesadüfen bir araya gelmedi, asırların göz nuruyla, şehitlerimizin tertemiz kanıyla, büyük bir kaynaşma hasletiyle, meydanlarda Allah Allah haykırışlarıyla; sevgi, hürmet, kardeşlik, ortak kültür ve ortak kader bağlarıyla bir oldu, diri oldu, iri oldu, yeryüzünün adalet ve huzur burcu haline yükseldi.

Milliyetçi Hareket Partisi; bu şuurla, bu inanışla, 2023 yılının Haziran ayında yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerine hazırlanmakta, bütün imkan ve inancıyla çalışmalarını sürdürmektedir.

Vesikalı hainlere Türkiye’yi bırakmayacağız.

Ne efendi olacağız ne de uşak.

Ne mağrur olacağız ne de mahkum.

Yalnızca hizmetkar ve sevdalı bir gönülle aziz milletimizi bütün güzellikleriyle kucaklayacağız.

Derler ki, bir insanın değerini ve yüreğini öğrenmek isterseniz başardıklarına değil, başarmak istediklerine bakınız.

Bizim hedeflerimiz yüksek, başarma azmimiz sınırsızdır.

Sevmek insana verilmiş en büyük hediyedir.

Biz milletimizi ve vatanımızı canımızdan aziz bilip her zamanki gibi çok seveceğiz.

18 Şubat 2022 tarihinde, “Adım Adım 2023; İlçe İlçe Aydınlatma ve Anlatma” toplantılarımızın ilk etabını başlatmış, bu çerçevede 132 ilçemizde çalışmalarımızı tamamlamıştık.

Ramazan ayı münasebetiyle ara verdiğimiz gönül seferberliğimizin ikinci etabına 13 Mayıs 2022 tarihinde tekrar başladık ve şu ana kadar 41 ilçemizi ziyaret ettik.

18 Şubat 2022 tarihinden buyana 173 ilçemizde vatandaşlarımızla, sivil toplum kuruluşlarıyla, muhtarlarımızla, kanaat önderlerimizle, emeklilerimizle, esnaflarımızla, işçilerimizle, memur ve çiftçilerimizle buluştuk.

Planlanan çalışma takvimiz uyarınca Kurban Bayramı’na kadar durmayacağız, sürekli sahada ve gönüllerde olacağız.

Adım adım 2023’e ulaşacağız, ilçe ilçe gezip insanlarımızla görüşeceğiz, konuşacağız, desteklerini isteyeceğiz, mutlaka da anlaşacağız.

Yaz ayının hemen bitiminde, yani Eylül başında siyasi çalışmalarımızda üçüncü etaba geçmiş olacağız.

Bu süreçte ilçe ilçe dolaşıp siyasetimizi, ilkelerimizi, mesajlarımızı, duruşumuzu ve hedeflerimizi birer birer aydınlık bir mizaçla anlatan siz değerli milletvekili arkadaşlarıma, MYK ve MDK üyelerimize, fedakarlık numunesi teşkilatlarımıza çok teşekkür ediyorum.

Allah hepinizden razı olsun diyorum.

Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımızın koordinasyonunda ifa ve icra edilen çalışmalarımızın karşılığını inşallah göreceğiz.

Gayret bizden, tevfik Allah’tan, takdir aziz milletimizdendir.

Sefer bizden zafer Allah’tandır.

Kalemiyle ve kelamıyla şiire ruh aşılayan merhum Şairimiz Necip Fazıl Kısakürek “Utansın” isimli şiirinde bakınız neler diyordu:

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!

Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi Noel ağacı;

Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,

Geride ne varsa bırak utansın!

Ey binbir tanede solmayan tek renk;

Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

Yine bir başka şairimizin dediği gibi:

Dudaklarımızda Türk’ün türküsü,

Elde bayrak, şafaklarımın süsü,

Turan vatan, Kızılelma Ülküsü,

Yürüyoruz kutlu hedefe doğru.

Niyazım odur ki, Allah samimi çabalarımızı mübarek etsin, dilerim ki emeklerimiz zayi olmasın, geleceğimiz mağlup düşmesin, milletimiz mahcup etmesin.

 

Değerli Milletvekilleri,

Rusya ile Ukrayna arasında süregelen çatışma ortamının bölgesel ve küresel boyutlarda tehlikeli sonuçlara kapı açtığı, tehdit saçan gelişmelere açılım sağladığı her türlü izahtan varestedir.

Bu iki devlet arasında günbegün çetrefilleşen mahut krizin çözümü hususunda samimiyetle ve sorumluluk bilinciyle mücadelesini sürdüren yegane ülke Türkiye’dir.

Silahların susması, akan kanın durması, mağduriyetlerin son bulması, müzakere masasında görüşülen konu başlıkları üzerinde mutabakat sağlanması bölgesel ve küresel tüm aktörlerin çıkarınadır.

Moskova ile Kiev arasında barış köprüsünün inşası için henüz arayışlar sonlanmamış, ümitler solmamıştır.

Ancak Ukrayna savaşını körükleyen, fiilen yayılmasını tetikleyen, Rusya’nın enerji ve gücünün irtifa kaybını hedefleyen devletlerin ve uluslararası kuruluşların varlığı da artık gizlenemez noktadadır.

Kan tacirleri, silah baronları, küresel cinayet şebekeleri devrededir.

Çok açık ifade etmek gerekirse, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın hazmedilebilir ve kontrol edilebilir ölçülerde devamını amaçlayan ülkelerin takip ettikleri politikalar, insanlığın ortak hafızasına, ortak mirasına, ortak değer ve kazanımlarına haksızlık ve hayasızca karşı çıkıştır.

Özellikle ABD’nin öncülük yaptığı Batı bloku tehdit algılamalarını Ukrayna’yla sınırlı tutmaktansa Doğu Avrupa’dan İskandinav ülkelerine kadar yayma, krizin çapını esnetme gayretindedir.

Adeta bir dünya savaşının test sürüşü yapılmakta, cephe hatları kalın şekilde çizilmekte, stratejik mevzilere biteviye tahkimat ve yığınak faaliyeti sistematik olarak devam etmektedir.

Bize göre gidişat normal, barışçıl gayretleri destekleyici ve dahası hayra alamet değildir.

Gelişmeler kaygılı bekleyişleri, kabus senaryolarını, kara kampanyaları teşvik etmiş, tedavüle sokmuş haldedir.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyesi olmasıyla ilgili sürecin tartışmaya açılması, önemle ifade etmek isterim ki, Ukrayna savaşının dozajında, kapsamında ve şiddetinde azalmaya değil, bilakis artışa, kronikleşmesine ve hatta küreselleşmesine yol açabilecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu şartlar altında oluşturduğu politikası, gündeme taşımak istediği görüş ve düşünceleri şunlardan ibaret olacaktır:

1– NATO, 1949 tarihinde kurulduğunda 12 üyesi bulunuyorken şu andaki mevcut ve mecmu üye ülke sayısı 30’dur.

NATO bugüne kadar tam sekiz genişleme evresinden geçmiş, en son 2017’de Karadağ, 2020’de de Kuzey Makedonya Atlantik Paktı’nın içine girmiştir.

Rusya’nın bilinen en ciddi ve göze çarpan itirazlarından birisi NATO’nun doğuya genişleme stratejisidir.

Ukrayna’da savaş sürüyorken, Rusya’nın tahrik edilmesi, bölgesel gerilimi daha da sertleştirecek maksatlı ve marazi tertiplerin NATO’yu Rusya sınırlarına tutundurması dünya barışına hizmet eden bir hedef olamayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi, NATO’nun genişleme ve doğuya açılma stratejisini bugünkü statükoda ve siyasi angajmanlar muhtevasında oldukça mahsurlu değerlendirmektedir.

2- İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girme sürecinin, bu konuda yapılan müspet analiz ve çağrıların bize göre üç ayaklı sakıncası vardır ve şöyledir:

Birinci olarak, bu üyeliklerin gerçekleşmesi halinde Rusya’nın askeri veya siyasi tepkiselliği de kışkırtılmış olacaktır.

Ayrıca Finlandiya’nın Rusya’yla sınır uzunluğu bin 340 km’dir.

Şayet bu iki Kuzey Avrupa devleti NATO’ya alınırsa, Ukrayna savaşının Finlandiya’dan İsveç’e kadar sıçrama ihtimalini hiç kimse yabana atmamalıdır.

İkinci Dünya Savaşı’nın başında Hitler’in Kuzey Avrupa’yı işgal stratejisini yeniden gözden geçirmek, tarihten doğru ve nesnel sonuçlar çıkarmak önümüzü görmek adına mühim bir ihtiyaçtır.

Finlandiya ile İsveç’in NATO’ya alınması demek Ukrayna savaşının uzaması, hatta coğrafi olarak genişlemesi demektir ve bize göre böylesi bir niyet insanlık suçudur, uluslararası norm ve değer piramidinin yıkımı anlamına gelecektir.

İkinci olarakhem Finlandiya hem de özellikle İsveç’in Türkiye düşmanlarına nasıl kucak açtığı herkesin bildiği gerçekler arasındadır.

PKK’nın, FETÖ’nün, DHKP-C’nin barınağı, ikmal ve ihanet merkezi İsveç’tir.

Hiç kimse bize maval okumasın, hikaye anlatmasın.

Viking mantığı vandal mantığıdır.

Asırlar evvel bize sığınan İsveç Kralı’na müşfik kollarını açan aziz ecdadımıza vefasızlık yapanların, yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’i yakanların, bize laf yetiştirmeye ne yüzleri olacak ne de yürekleri yetecektir.

Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Gayri Resmi Toplantısı’nda Sayın Mevlüt Çavuşoğlu belge, bilgi ve fotoğraflarla terör örgütlerine verilen desteği muhataplarının yüzüne vurmuştur.

Mehmetlerimize kurşun sıkan, vatandaşlarımıza zulmeden damgalı hainleri periyodik olarak ziyaret eden, sonra dönüp bu kez de malum bölücü teröristleri başkentlerinde ağırlayan ülke ya da ülkelerle bir güvenlik mimarisi altında, karşılıklı müttefiklik hukuku içinde bir araya gelmemiz nasıl mümkün olacaktır?

Bir yanda elimizi sıkarlarken, diğer yanda sırtımıza hançer vurmalarına seyirci mi kalalım?

Terör örgütleriyle silah çatanların, katillere yardım ve yataklık edenlerin sözüne nasıl güvenelim? İttifaklarına hangi mantıkla itimat ve itibar edelim?

Finlandiya ile İsveç’in bekleme odasına alınması geldiğimiz bu aşamada akla yatkın en doğru seçenektir.

Merhum Vatan Şairimiz Akif’in dediği gibi;

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Üçüncü olarak, Kuzey Avrupa’nın mezkur iki ülkesinin NATO’ya girmesiyle ilgili hazırlık süreci, bir bakıma tehditleri Batı Avrupa’dan süpürme ve uzaklaştırma sinsiliğinden başka bir şey değildir.

Bunu görüyoruz, bu sarih gerçeği fark ediyoruz.

Batı Avrupa’ya yüklenen ağırlık Kuzeye kaydırılacaktır.

Baltık Denizi ve mücavir bölgeleri askeri ve siyasi kutuplaşmalara havale edilecektir.

Bu itibarla, Milliyetçi Hareket Partisi Finlandiya ile İsveç’in NATO üyeliğini zamansız, yersiz, gereksiz olarak değerlendirmekte ve soğuk bakmaktadır.

3- Türkiye’ye bazı NATO ülkeleri tarafından kısıtlama ve yaptırım uygulanmaktadır.

ABD’yle süren stratejik sorunlar çözüm kulvarına hala girememiştir.

F-16 savaş uçakları konusunda somut bir gelişme yoktur.

F-15 savaş uçaklarını ağzına alan yoktur.

Üstelik ABD, PKK/YPG’ye inatla, iştahla, isyan ettiren ilkellikle destek vermeyi sürdürmektedir.

ABD Dışişleri Bakanı’nın, “fikir birliğine varacağımızdan eminim” demekten önce terör örgütleriyle fikir ve emel birliğinden ne zaman vazgeçeceklerini itiraf etmesi tutarlı ve ilkeli bir açıklama olacaktır.

Biden yönetimi, geçtiğimiz hafta, ABD’lilerin terör örgütü PKK/YPG’nin Suriye’de fiilen işgal ettiği bölgelere yatırım yapmalarının önünü açmıştır.

Yani Suriye’ye uygulanan yaptırımlar terör örgütünün bulunduğu alanlarda geçerli olmayacaktır.

Bu şu demektir: ABD, yani müttefikimiz, NATO’da beraber olduğu Türkiye’ye yaptırım uygularken, terör örgütlerini bundan muaf tutmuş, kollamış, pozitif ayrımcılık muamelesi yapmıştır.

Bu küstahlık bize reva mıdır? Bu kadir bilmezlik bize hak mıdır? Bu kifayetsizlik meşru mudur? Böylesi kasıtlı ve kindar tutuma hangi vatan evladı tamam diyebilecektir?

NATO’nun genişleme patikasına girebilmesi için Türkiye’nin tavrı belirleyicidir.

Çünkü NATO kararı, 30 üye ülkeden her birinin müşterek şekilde vereceği oyun sonucudur ki, tüm kararlar oy birliğiyle somutlaşmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin kanaati bellidir: ABD’nin Batı’yı ve NATO ülkelerini konsolide etmek için fırsat gördüğü Ukrayna savaşı bitmeden, ateşkes ve barış rejimi temin ve tesis edilmeden NATO’ya yeni üye katılımı insanlığı yeni bir ateşe sürükleyecektir.

Finlandiya ve İsveç’in muhtemel çok riskli NATO üyeliği, Avrupa’nın güvenlik haritasını kaotik ölçülerde güncellemekle kalmayacak, var olan dengeleri sarsarak Rusya’yı daha farklı ve kuvvet kullanımını provoke eden bir pozisyona taşıyacaktır.

Herkesi uyarıyorum, bunun sonu ve sonucu barış değil, topyekûn savaştır.

Türkiye barışın, huzurun, istikrarın, demokrasinin, insan hak ve hukukunun yanındadır, mazlumların da sonuna kadar davacısıdır.

Değerli Arkadaşlarım,

Merhum Mithat Cemal Kuntay, Merhum Mehmet Akif’in çok yakın arkadaşıydı.

Bir gün Akif’e, Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı ima ve işaret ederek bu defa nasıl inandığını sorar.

Akif’in verdiği cevap etkileyicidir ve şu şekildedir:

“Başımızdaki adamı kim görse inanırdı.”

Yine bir keresinde söylediği şuydu: “Vallahi azizim, eğer Atatürk olmasaydı bu zafer kazanılamazdı.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk yalnızca duygusuyla değil, yalnızca heyecanıyla değil; aynı zamanda akıl, sabır, ihtiyat, strateji, iman, denge, sorumluluk ve milli değerlerle hareket etmiş, hedeflerine kilitlenmişti.

Zorluklar karşısında geri adım atan değil, üstüne üstüne giden, sonuç almak için direten, direnç gösteren azim ve irade sahibi bir kumandandı.

Zulme ve zulmete boyun eğen değil, bunlara karşı direnen ve kazanan, başka seçeneği aklının ucuna getirmemiş bir siyaset dehasıydı.

Mustafa Kemal, 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’ni duyar duymaz, “bütün felaketlere rağmen ben, Türk’ün sesini işittirebileceği kanaatindeyim. Bu yolda işe başladım.” demişti.

13 Kasım 1918’de Adana treninden inip Haydarpaşa rıhtımına ayak basınca karşısındaki tablo içler acısıydı.

Düşman donanması bayraklarını açarak İstanbul’a girmişti.

Sahiller Levantenlerin sarhoş çığlıklarıyla, palikaryanın meydan okumasıyla çınlıyordu.

Bu kahredici manzara karşısında bile ürkmedi ve dedi ki; geldikleri gibi giderler.

Çok şükür, gün geldi aynen de dediği gibi oldu.

Tutsak alınmış Anadolu’yu milletiyle tek nefes olarak ve emsalsiz bir kurtuluş mücadelesiyle haçlı bakiyelerinden birer birer temizledi, bağımsızlığımızı kazandırdı.

Biliyordu ki, esir düşmüş insan yürüyen ıstıraptır.

Bunu kabullenmedi, istilayı reddetti, zillete rıza göstermedi.

Bu maksatla da 103 yıl önce Samsun’a çıktı, sönmeyecek meşaleyi tutuşturdu.

Anadolu’ya taşınan bağımsızlık ülküsü ve mücadele azmi önce Havza’da alevlendi, Amasya’da körüklendi, Erzurum’dan yayıldı ve Sivas’tan tüm vatan sathında yankı buldu.

Türk milleti, onun liderliğinde hürriyetini zincire vurmak isteyen zalim tutkulara karşı amansız ve acımasız bir savaş verdi.

Bu savaş haklıydı, haysiyetliydi ve meşruydu.

Bilinsin ki, 103 yıl önce, Türk milleti etnik topluluklar koleksiyonu olsun diye Samsun’a çıkılmadı.

103 yıl önce, etnik ve mezhepsel aidiyetler millet bilincinin önüne geçsin diye ilk adım atılmadı.

Samsun’a Türk milletinin namus ve şerefini kurtarmak, kimseye muhtaç olmadan var olabilmesini sağlamak ve sağlama almak için ayak basıldı.

Ne kadar övünsek azdır ve ne kadar gururlansak yetersizdir.

Önemle altını çizmek isterim ki;

Milli beka için gösterdiğimiz duruş ve kararlılığı siyaset icabı, zayıflık, acizlik zannederek göz ardı edenler, geçen yüzyılın başlarında milletimizi kurtaran ve devletimizi kuran kahramanları tıpkı dönemin işgalcileri gibi fark edememiş olanlardan başkası değildir.

Bu bakımdan Türkiye'nin milli birliği ve kardeşliğinin devamı için sergilediğimiz sorumlu ve sağduyulu tutumu, öngördüğümüz uyarıları hiç kimse bir zaaf belirtisi olarak görmemeli, sonu ağır olacak hesap hatasına düşmemelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi 19 Mayıs ilkeleriyle bezenen, kurucu ve kurtarıcı bir fikre dayanan, işgal ve ihanete asla prim vermeyen, vermeyecek olan muhteşem bir millet eseridir.

Biz damarlarımızda dolaşan kanın kudretinden şüphe duymayan bir duruşun neferleriyiz.

“Ne Mutlu Türküm Diyene” seslenişi bizim irade bayrağımızdır.

Türk tarihi övüncümüzün, milli ömrümüzün, daha büyük işler yapma azmimizin kaynağıdır.

Şehit ve gaziler var oluşumuzun manevi sırrı ve güvenceleridir.

19 Mayıs’tan intikam ve 29 Ekim’in rövanşını aramak için pusuya yatmış köksüz ve işbirlikçiler önce bizi aşmak, bizi yenmek, bizi etkisiz hale getirmek mecburiyetindedir.

Milliyetçi Hareket Partisi Samsun’a çıkan fikirdir, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Büyük Taarruz’da düşmanı mahv-ı perişan eden, önüne kattığı gibi kaçtıkları yere kadar kovalayan kahramanlığın varisidir.

19 Mayıs; teslimiyet belgelerini yırtıp atan cesaretin timsalidir.

Aynı zamanda manda ve himaye çağrılarını düşmanla birlikte bozguna uğratan ilham ve istiklal sevdasının ta kendisidir.

19 Mayıs 1919 unutulmamış, unutulmayacak, unutturulmayacaktır.

Cenab-ı Allah’ın himayesi ve aziz milletimizin fedakârlıklarıyla Samsun’da başlayan tarihi yolculuk gün gelmiş başkent Ankara’da Cumhuriyet’le birlikte taçlanmıştır.

Ne var ki, geçen yıllar içinde Türk milletinin maruz kaldığı operasyonların ve hunhar saldırıların seyrinde bugüne kadar bir azalma, bir hafifleme, bir zayıflama olmamıştır.

Milli ve manevi değerlerimizi tahrip ve imha etmek için bu defa da maşa kullanmaya heveslenenler dün alamadıkları sonuçları bugün almayı denemişlerdir.

FETÖ maşadır, PKK/YPG maşadır.

Zillet ittifakı da maşalığa dünden gönüllüdür.

Hiçbir kötü ve aşağılık oyun başarıya ulaşamayacak, tehditler mesafe alamayacak ve bağımsızlık iradesi kırılamayacaktır.

Elbette 19 Mayıs’ın; ‘Gençlik ve Spor Bayramı’ olarak kutlandığı dikkate alındığında, Türk gençliğine çok büyük görev ve sorumluluklar düşeceği de ortadadır.

Gençlerimizin, dünün saygın hatıralarına mutlaka sahip çıkacağına, art niyetlilere ve bunlara çanak tutanlara fırsat vermeyeceğine yürekten inanıyorum.

Temennim, her bir gencimizin huzurlu, mutlu ve gelecek kaygısı taşımadan hayatlarını sürdürmeleri, geleceğe hazırlık yapmalarıdır.

Biz bunu sağlamak için varız, başarmaya da kararlıyız.

Rivayet odur ki, zamanın Venedik büyükelçisi itimatnamesini sunmak için Payitahta gelerek Yavuz Sultan Selim’in huzuruna çıkar.

Görüşmesi bittikten sonra ülkesine döner ve kiminle karşılaşmışsa cihan padişahının nasıl birisi olduğu sorusuna muhatap olur.

Venedik büyükelçisi bu soruları “Yavuz Sultan Selim’i göremediğini”, söyleyerek geçiştirir.

Bu defa da, huzura kabul edilmesine rağmen nasıl göremediği sorulur.

Söz konusu büyükelçi bu sorular karşısında şu kulaklara küpe olacak cevabı verir: “kılıcı öyle parlıyordu ki yüzüne bakamadım.”

Bunu duyan Hünkarımız çevresine şunları söyler:

“Osmanlı’nın kılıcı parladığı sürece düşmanların başı daima eğik kalır. Amma Allah korusun, bu kılıç bir kınına girer de paslanmaya başlarsa, işte o zaman bu kafalar yavaş yavaş dikilir ve bize bir gün yukardan bakar.”

Türk gençliği aklıyla, ahlakıyla, inancıyla, zekâsıyla, zarafetiyle, edebiyle, erdemiyle, cesaretiyle parlayan kılıçtır, tutan kalemdir, okuyan kabiliyettir, seven kalptir, sevilen kalenderliktir.

Türk gençliği öz ufkumuz, göz nurumuz, gönül surumuzdur.

Türk gençliğine en büyük hediyemiz bağımsız ve güçlü bir ülke, kutlu bir millet varlığı, parlak bir gelecek, iş ve aş sorunlarının tamamen çözüldüğü huzurlu ve güvenli bir ortam bırakmak olacaktır.

Canları sağ olsun, kime oy verdikleriyle değil, onların gül yüzünü daha fazla nasıl güldüreceğimizin derdindeyiz.

Gençlerimiz geleceğe yazılmış ve henüz açılmamış mesajımızdır.

Hepsi var olsun, hepsi mutlu olsun, yolları ve bahtları da açık olsun.

Bu vesileyle büyük Türk milletinin ve değerli gençlerimizin iki gün sonra karşılayacağımız 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı şimdiden kutluyorum.

103 yıl önce başlayan istiklal mücadelesi neticesinde, bizlere vatan kazandıran başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere; Milli Mücadele kahramanlarına ve aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyor, muhterem anılarını hürmetle yâd ediyorum.

Konuşmamın sonunda hepinizi saygılarımla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 10 Mayıs 2022

Saygıdeğer Milletvekili Arkadaşlarım,

Medyamızın Değerli Temsilcileri,

Bu haftaki Meclis Grup Toplantımızda sizlerle paylaşacağım düşüncelerime geçmeden evvel hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.

Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranları, sosyal medya platformları, radyo kanalları vasıtasıyla toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan değerli kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyor, şükranlarımı sunuyorum.

Geçtiğimiz hafta mübarek Ramazan Bayramı’yla müşerref olduk, bayram günlerinin müstesna heyecanını milletçe ve hep birlikte yaşadık.

Bu nedenle grup toplantımıza ara verdik.

Kovid-19 salgının iyice zayıfladığı, menhus etkisinin en aza indiği bir dönemde umutla karşıladığımız Ramazan Bayramı’nı mana ve ruhuna müzahir şekilde kutladık.

Doğudan batıya, kuzeyden güneye büyük bir aile olan aziz Türk milleti bayramlaşmanın mehabetiyle, vuslatın muhabbetiyle, kucaklaşmanın meftuniyetiyle kenetlendi.

Bayram münasebetiyle gönüller alındı, ziyaretler yapıldı, mesafeler kısaldı, dargınlıklar atıldı, küçükler sevildi, büyükler saygıyla hatırlandı.

Bayramlar, bizi bir yapan, aynı hissiyatla yoğuran, tecelli eden birlik ve kaynaşma halinden bir millet ve medeniyet incisi çıkaran kültürel ve manevi kaynaklarımızdan birisidir.

Bayram kardeşliktir, barıştır, kader ortaklığıdır, milli karakterin karşılıklı diyalog ve ilişkiler kalıbına dökülmesidir.

Bizi ayırmaya, ayrıştırmaya, aramıza fitne tohumları saçmaya heveslenen menfur çevrelere en güçlü cevaplardan birisi hiç kuşkusuz bayramlardır.

Bayram vesilesiyle sergilediğimiz birlik ve dayanışma ruhunu şayet hayatın ve zamanın diğer etaplarına taşıyabilirsek inanıyorum ki, hiçbir alçak emel, hiçbir hain hedef surumuzda gedik açamayacaktır.

El ele verdiğimiz müddetçe hiçbir oyun bize sökmeyecektir.

Omuz omuza duruş sergilediğimiz sürece kanlı ve kalleş senaryoların akıbeti sadece yırtılıp atılmak olacaktır.

Hakkâri’den uzanan eli Edirne’de tutan, Trabzon’dan uzatılan ikramı Mersin’de alan, Kars’tan söylenen selama İzmir’de aleyküm selam diyen milli yürekler oldukça ve bu asil yürekler toplu vurdukça, ne tefrikanın hükmü geçecek, ne de tezviratın hücumu sonuç verecektir.

Türk milleti bayramıyla, barışıyla, bayrağıyla, bakışıyla, bağımsızlığıyla, bağlanışıyla, tüten bacasıyla, açık bahtıyla tarih boyunca mazluma ses, zalime de set olmuştur.

Bu duruş şanlı mazimizin altın sayfalarından aynısıyla tebarüz edilmiş, bundan sonra da tezahürüyle birlikte dosta güven düşmana korku salmaya Allah’ın izniyle devam edecektir.

Siz değerli arkadaşlarımın, aziz milletimizin, Türk-İslam âleminin bir kez daha Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyor, Allah’tan tekrarına hep birlikte ulaşmayı diliyorum.

 

Muhterem Milletvekilleri,

Öz, kabuk tarafından esir alınırsa, maneviyatın yerini maddiyat alırsa, samimiyet sahtelikle aşınırsa, dürüstlük dalavereyle alçalırsa, mertlik namertlikle aşağılanırsa hayatın ve siyasetin olağan akışı tıkanmakla kalmayacak, insan ve toplum huzuru bütünüyle sarsılacaktır.

İkbal hırsları ilkesel hassasiyetlerinin, ülke haysiyetlerinin önüne geçen siyasetçilerin vatana ve millete sadakat duymaları, sevgi beslemeleri, kalpten hizmet etmeleri boş bir beklentidir.

Hadiselerin akış demetine hesabi yaklaşanların ne sözü sözdür ne de adamlıkları bahis mevzudur. Bugüne kadar milletimizin sinesinden öyle muhteşem ve mücessem namus insanları çıkmıştır ki, tıpkı bir dağ silsilesini geziyor gibi, her seferinde onların bir başka zirvede görülmesi mukadder bir akıbet olmuştur.

Yeri gelince emeğini, yeri gelince alın terini, yeri gelince malını, yeri gelince de canını vatanı ve milleti için feda etmekten zerre miskal kaçınmayan fedakârlık simgeleri her zaman geleceğimize ışık tutmuşlardır.

Çıkarlarıyla değil çınar gibi yüksek iradeleriyle var olan feragat timsalleri tarihe hem nam hem de iz bırakmışlardır.

Bu değerlerimizin hatırı bizim nezdimizde tarifsiz ve tanımsızdır.

Nefislerini terbiye etmiş yüce gönül sahipleri bizim her zaman ilhamımızdır.

Kibrin tasallutuna boyun eğen, cehalet ve dalaletlerini cüretkarlık şalıyla örten zübük zadelerin maalesef kaynağı halen kurumamıştır.

Merhum Yahya Kemal Beyatlı diyor ki, “bu halka vakfedecek milk-ü malimiz yoktur, beş on gazelle şu kalb-i harabdan başka.”

 Bizim ise vakfedecek yegâne mülkümüz, vazgeçecek yegâne mirimiz bilinmesini isterim ki, taşıdığımız can emanetinden başka bir şey değildir.

Ve bu vatana, bu millete, bu devlete de bin defa helali hediyedir.

İstismarı ve inkârı siyasi mücadelelerinin cümle kapısı haline getirmiş bozuk ve bulanık zihniyet sahiplerinin bizim tavrımızı, bizim tarzımızı, bizim tahayyülümüzü anlaması eşyanın tabiatına aykırıdır.

Siyasetteki gelecek tasavvurlarını dış mihrakların insaf ve icazetine bağlayan yerli işbirlikçi güruh her fırsatı ganimete çevirmenin kuralsızlığıyla ve kurnazlığıyla meşguldür.

Tanzimat devrinde Batı’yı taklit etmek suretiyle gerilemenin ortadan kalkacağını iddia eden bir avuç kaygısız zümre ve kaymak tabaka, bu yolla İmparatorluğumuzu ayakta tutan iç dinamiklerin yıkılışına bilerek ya da bilmeden hizmet etmişlerdi.

O yıllarda, hatırlı ve yetkili bazı devlet ricaline hâkim olan yabancıların gözüne şirin görünme, onların ağzına bakma merakı ne yazık ki makûs talihin, meşum tarihsel anların çatısını örmüştü.

Bugün de ülkemizin asıl sorunlarından birisi değişmeyen bu kafa yapısıdır.

Türkiye’nin siyasi ve demokratik varlığına, egemen devlet vasfına, tarihsel kazanım ve çıkarlarına yabancı başkentlerin prizmasından bakanlar düştükleri zilleti, yuvarlandıkları rezaleti fark edemeyecek kadar körleşmiş ve kaskatı kesilmişlerdir.

Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi bizatihi kendi geçmişiyle, mirasına konduğu tarihi birikimle, dahası aziz Atatürk’ün tam bağımsızlık idealiyle tenakuz halindedir.

Öyle bir zaman aralığındayız ki, maalesef dağda çakal, ormanda tilki kalmamış, hepsi siyasetin sağ ve sol kanadına kapılanmıştır.

CHP’ye bakınız bunu görürsünüz.

Zillet ittifakının diğer paydaşlarına bakınız aynısıyla karşılaşırsınız.

Aylardır devam edegelen cumhurbaşkanı adayının kim olacağı sorusuna henüz kalıcı bir cevap verilebilmiş değildir.

Israrlı arayışlar inatçı görüş ayrılıklarını derinleştirmiştir.

Zillet ittifakı partileri birbirlerine çalım atmayı, minder dışına itmeyi, birbirlerini faka bastırmayı, zorda bırakmayı adeta meslek edinmişlerdir.

CHP’de hayır yoktur, umut yoktur, gelecek yoktur.

Çünkü CHP yönetiminin, ismi tedavüle sokulan müzmin aday adaylarının itibarı yoktur, iradesi yoktur, inandırıcılığı hiç yoktur.

Kılıçdaroğlu’nun aday olma iştahı, aday gösterilme isteği her seferinde yeni bir karşı duruşla kırılmaktadır.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın bayramda Karadeniz turuna çıkıp Trabzon ve Rize’de belediye bütçesiyle dar katılımlı mitingler düzenlemesi ortamı tekrar kızıştırmış, 6+1 formatlı masaya baskı kurmuştur.

Bizim anlayamadığımız, açıklamakta müşkülat çektiğimiz can alıcı husus, bu belediye başkanının hangi şehrimizin siyasi sorumluluğunu üstlenmiş olduğudur.

Otobüse doldurduğu gazetecilerle bu belediye başkanı nereye gidiyor? Hangi gizli ve siyasi gündemlerin peşinden sürükleniyor?

Doğrusunu isterseniz biz de merak içindeyiz, İstanbul’un şehremini bayram günlerinde Karadeniz’de ne aramıştır? İstanbul’u yüz üstü bırakıp gitmesi siyasi ahlakın neresine sığmıştır?

Bir belediye başkanının şehrini terk edip siyasi hesaplar içine girmesi, vızır vızır ortalıkta gezinmesi hangi akla, hangi amaca hizmettir?

Bu şahıs, cumhurbaşkanı adaylığı için sorulan bir soruya, “bu sadece siyasetin işi değil, 6’lı masanın işi değil, milletin işidir” cevabını vermek suretiyle Genel Başkanı’yla açık bir çatışma içine girmekte herhangi bir beis ve sakınca görmemiştir.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı şayet cumhurbaşkanı adayı olmak arzusundaysa, dış bağlantılı bir talimat veya tembihat almışsa, karşımıza çıkıp mertçe itiraf etsin, etsin ki, biz de ona göre muamele, ona göre mukabele edelim.

Bizim tespitimiz nettir ve o da şudur: İstanbul, İstanbul olalı böylesi bir zillet, böylesi bir hezimet ne görmüş ne de yaşamıştır.

Asıl vız gelecek tırıs gidecek şahıs İmamoğlu’dur ve iradesi de ipoteklidir.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, emanetine tevdi edilen göreve layık olmadığını defalarca ispatlamıştır.

İstanbul ziyan edilmiştir.

İstanbul kaderiyle baş başa bırakılmıştır.

Bu ayıbın kara lekesi hem belediye başkanının hem de parti yönetiminin alnına kazınmıştır.

Kılıçdaroğlu, “bayramı karamsar geçirdik. Gülümsemeyi unuttuk.” diye mesaj yayımlamış.

Sayın Kılıçdaroğlu bayramda bol yıldızlı otellerde tatil keyfi sürerken neşeni kaçıran, seni karamsarlığa iten asıl sebep İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı makamında oturan zattan başkası olmadığını artık çocuklar bile duymuştur.

Bu gidişle Kılıçdaroğlu’nun merhum şairimiz Akif’in şu dizelerini okuması hiç kimseyi şaşırtmamalıdır:

“İlâhî! Pek bunaldım, nerde nurun? Nerde gufranın?
Cehennem gezdirip dursun mu afakımda hicranın?”

CHP’de sular durulmaz.

CHP’de fırtına dinmez.

CHP’de fitne bitmez.

Çünkü CHP kulislerin, kuryelerin, hiziplerin, menfaat yarışlarının partisidir.

Zillet ittifakı kimi aday çıkarırsa çıkarsın, 2023 yılının Haziran ayında sandıktan volkan ağzı gibi fışkıracak, sağanak olup yağacak, sel olup taşacak, sevda olup bayraklaşacak irade Cumhur İttifakı’dır, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da yeniden ve açık ara farkla seçilecektir.

Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri 2023 yılının Haziran ayında yapılacaktır.

Seçimlerin erkene alınması diye bir şey söz konusu olamayacaktır.

Türk milleti belirsizliğe prim vermez.

Türk milleti kuzguna gönül vermez.

Türk milleti maceraya heves etmez.

Verir oyunu sağlam iradeye, bozar alayını inceden inceye.

2023’de Cumhuriyeti’mizin yüzüncü yıl dönümünü cumhurun muazzam başarısıyla süsleyeceğiz.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin TBMM’de milletvekili sayısı itibariyle çok güçlü bir şekilde temsili için adeta ışık hızıyla çalışacağız.

Kurtuluşumuzun aziz hatıraları, kuruluşumuzun mümtaz hakikatleri zilleti yıkıp geçecek, cumhuru yeniden yükseltecektir.

2023’de yalan, yıkım ve yozlaşma kaybedecektir.

2023’de ihanet, ilkellik ve işbirlikçilik kaybedecektir.

2023’de tarih tekerrür edecek, müstevliler ve onların taşeronları mağlup edilecektir.

Kazanan Türkiye, kazanan Türk milleti, kazanan Türk vatanı, kazanan Cumhur İttifakı, kazanan Milliyetçi Hareket Partisi olacaktır.

 

Değerli Milletvekilleri,

Huzurumuzu kaçırmak, iç barış ortamımızı karıştırmak ve kargaşaya hapsetmek için faal halde bulunan odaklar bayramda iyice su üstüne çıkmışlardır.

Türkiye’de bulunan yabancılarla ilgili duygusal tonu ağırlıklı, tepkisel yönü baskın, provokasyon dozajı yüksek kirli malumatlar, gerçek dışı iddialar, çarpıtılmış haber ve fotoğraflar özellikle sosyal medya kanalıyla yoğun olarak servis edilmiştir.

Kabul edilmelidir ki sığınmacı meselesi ülkemizin yumuşak karnı, istismara müsait bir zaafı haline gelmiştir.

Öncelikle sağduyulu ve soğukkanlı kavrayış ihmal edilemez bir zorunluluktur.

Önü arkası hesaplanmadan, sonuçları basiretle öngörülmeden atılacak her adım, toplumun sinir uçlarını tahriş ve tahrip edecek her yaklaşım doğruca uçuruma açılacaktır.

Anlaşılan sığınmacılar konusunun kaşınıp kanatılmasıyla ilgili vahim bir tertip ve tezgâh artan ölçekte körüklenmektedir.

Dikkatli, tedbirli, temkinli, donanımlı ve gelecek perspektifli politikalar partiler üstü bir anlayışla ele alınıp kademe kademe tatbik edilmelidir.

Elbette Türkiye yolgeçen hanı, göçmen ve sığınmacı kampı değildir.

Elbette Anadolu coğrafyasına mühür vuran aziz millet varlığının demografik özellikleri, sosyal dokusu, kültürel müktesebatı korunmalıdır.

Bunlara titizlik gösteriyorken, yabancı düşmanlığını ve ırkçılığı teşvik eden boyunduruk altındaki çevrelerin söz, yazı, açıklama ve şedit tuzaklarına da azami derecede uyanık olmak şarttır.

Biz gelecek nesillere her anlamda güvenceye kavuşturulmuş bir vatan, bir millet, bir devlet emanet etmekle mesul ve mezunuz.

Biz il sayısı 100 olan, nüfusu da 100 milyona ulaşmış bir Türkiye’yi hedefliyoruz.

Şunun da farkındayız ki, sığınmacı sorunu Türkiye’nin uzun yıllar taşıyabileceği, hazmedebileceği ve tahammül edeceği bir sorun olmaktan tamamen çıkmıştır.

Ancak bu çarpıcı gerçek ülkemizde misafir halde bulunan sığınmacılara cephe açmak, sosyal ve ekonomik hayattan tecrit etmek anlamına gelmemelidir, bize göre de gelmeyecektir.

Nihayetinde Suriyeli sığınmacılar bugün misafirimizse, yarın komşumuz olacaklardır.

Komşu komşunun külüne de her zaman muhtaçtır.

Bir defa Türkiye’nin sığınmacı akınına ve düzensiz göçe karşı alacağı etkili önlemler; geniş çaplı, gerekçesi ve gelecek hedefleri isabetle belirlenmiş milli siyaset planlamasıyla gerçekçi bir boyut kazanmalıdır.

Çünkü sığınmacı sorunu aynı zamanda kapalı devre faaliyet gösteren örgütlerin, istihbarat kuruluşlarının telkin, tazyik ve yönlendirmesine son derece açık haldedir.

Üstelik toplumsal tansiyonu yükseltmek, birkaç münferit asayişsizliği sanki her yerde yaşanıyormuş gibi takdim ve teşhir etmek için pusuda bekleyen sorumsuz ve hastalıklı zihniyetlerin son zamanlarda tehlikeli şekilde yaygınlaştığı da malumlarınızdır.

Bu karanlığın içinde Türkiye aleyhtarı ajanların cirit attıklarını ileri sürmek de bir vehim olarak değerlendirilmemelidir.

Bazıları çıkmış sığınmacı sayısını 8 milyon, bazıları da 10 milyon olarak iddia ediyor.

Bunların hepsi palavradır ve temelsiz iddiadır.

Devletin kayıtları ortadadır ve bizi bağlayan da bu kayıtlardaki verilerdir.

Yapılan son resmi açıklamalara bakarsak, ülkemizde 5 milyon 500 yüz bin 690 yabancı bulunmaktadır.

Türkiye genelinde sığınmacı sayısı 4 milyon 82 bin 693’tür.

Bu toplam içinde geçici koruma statülü Suriyeli sığınmacı sayısı da 3 milyon 762 bin 686’dır.

2017 yılından buyana Suriyeli sığınmacılara yeni katılımların olmadığı anlaşılmaktadır.

Ülkemizde 1 milyon 417 bin yabancının ise ikamet izni bulunmaktadır.

Bunların 300 bini uluslararası koruma kapsamındadır.

Bunun yanında düzensiz göçle ülkemize gelenler vardır ve bunların uyrukları da bellidir.

Sığınmacılar mülteci değildir, göçmenler de sığınmacı değildir.

Evvela kavramların hukuki netliği mutlaka sağlanmalıdır.

Türkiye’nin geçici koruma statüsüyle ağırladığı Suriyelileri gönüllü, güvenli ve onurlu şekilde yurtlarına ve yuvalarına sevk etmeleri önümüzdeki en önemli gündem konularından birisi olmalıdır.

Ayrıca düzensiz göçe kesinlikle müsaade edilmemeli, yakalananlar hemen ülkelerine gönderilmelidir.

Suriyeli sığınmacıların ülkelerinden kopuşlarına neden olan iç çatışma ortamı geçer geçmez, yanan ateş söner sönmez, kaos ortamı biter bitmez, sükûnet sağlanır sağlanmaz ülkelerine dönüşleri elbirliğiyle, güç birliğiyle, insan haklarına muvafık şekilde ve hepsinin rızasıyla hayata geçirilmelidir.

Suriye devlet başkanının 30 Nisan 2022 tarihinde ilan ettiği genel af kararı mühim ve geri dönüşleri kolaylaştırıcı bir gelişmedir.

Bu kapsamda hükümetin uygulayacağı her politikayı sonuna kadar destekleyeceğimiz herkes tarafından bilinmelidir.

Fırat Kalkanı, Barış Pınarı ve Zeytin Dalı Hareket Bölgeleri’nde Türkiye güvenliği temin etmiştir.

Bugüne kadar Afrin, Azez, El Bab, Cerablus, Mare, Tel Abyad ve Resulayn’a toplamda 490 bin Suriyeli yerleştirilmiştir.

Uluslararası finansman imkanlarından istifadeyle, yani külfetin eşit paylaşımıyla, terörden arındırılmış bölgelerde insani yaşam alanlarının kurulması ve Suriyelilerin yurtlarına emniyet içinde kavuşmaları mümkündür.

Kaldı ki hükümetin iradesi de bu yöndedir.

Ancak hiçbir sığınmacıyı, hiçbir masumu elinde hançerle bekleyen cellatlara teslim edemeyiz, böylesi bir vahşete ortak olamayız.

Bize göre briket evlerin yapımı değerli bir adım, insani ve vicdani bir atılımdır.

Geçici koruma statüsü altında bulunan Suriyeli kardeşlerimizi kavganın ve kutuplaşmanın içine çekmek isteyen, bu suretle milletimizi tahrik ve tacize yeltenen kim ya da kimler varsa Türkiye’nin hasmıdır.

Bunlar aynı zamanda görevli provokatörlerdir.

Türkiye’nin yarınlarında sığınmacı sorunu inşallah olmayacaktır.

Bu sorun çözüm iradesiyle buluşturularak demografik istikbalimizin güvenliği sağlanacaktır.

Cumhur İttifakı’nın kararlılığı budur.

Fakat şunu da unutmayalım ki, Türk milleti kapısını ve gönlünü açtığı hiçbir mazluma sırt dönmemiş, bundan sonra da dönmeyecektir.

Aziz varlığına sığınanlara yüzünü çevirmemiş ve çevirmeyecektir.

Yabancı düşmanlığıyla siyaset yaptığını zannedenler Türk milletinin asaletini bilmeyen, ahlakını ve soylu duruşunu tanımayan gafillerdir.

Tekraren ifade etmeyi mecburi addediyorum ki, sınır aşan göç konusunu bir proje olarak hazırlayan, nesnel tekliflerini kamuoyuyla paylaşan, mültecilere, sığınmacılara, göçmenlere karşı takip edilecek politikaları sosyolojik, ekonomik, psikolojik ve tarihsel boyutlarıyla analiz edip siyaset oluşturan tek parti Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Cumhur İttifakı ne yaptığının farkındadır.

Milliyetçi Hareket Partisi ne söylediğinin şuurundadır.

Gerginlik çıkararak düşmanlığa yatırım yapanlar art niyetlidir.

Bunların lügatinde kardeşlik, hoşgörü ve duyarlılık diye bir şey yoktur.

Gitsinler demekten başka bir şey söylemekten aciz olanlar Türkiye’nin imajını ve itibarını karalayan hastalıklı zihniyetlerdir.

Her türlü sorunu milli, manevi ve tarihi tecrübeyle çözecek tek irade Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı’dır.

Gerisi sadece köhne ve küstah sokak dedikoducularıdır.

Türk milliyetçiliği ırkçılığı kesin bir dille reddeder.

Türk milliyetçiliği yabancı düşmanlığını amasız, fakatsız telin edip elinin tersiyle iter.

Hiç kimse sırtımızdan kurban kesmeye heveslenmesin.

Hiç kimse rol çalıp bizim değerlerimiz ve fikriyatımız üzerinden ahkâm kesmeye teşebbüs etmesin.

Biz evimizin önünde gecekondu dikmeye hazırlanan siyaset simsarlarına izin vermeyiz.

Türk milliyetçiliği bir gönül hareketi, bir sevda seferberliği, bir ahlak meziyeti, milletine aşkla ve karşılık beklemeden bağlanmış bir şehadet ve kahramanlık kervanıdır.

Kervanımızı taşlayan olursa, yolumuza çıkan bulunursa, tekerimize çomak sokmak için fırsat kollayan görülürse, buradan hepsini uyarıyorum, sanmasınlar kapandı kara kaplı defterler, bir gün mutlaka ödenecek en ağır bedeller.

 

Değerli Arkadaşlarım,

Rusya ile Ukrayna arasında süren savaşın 76’ıncı gününde tarafların ateşkese bir türlü yanaşmaması, barışçıl hamlelerin şu ana kadar sonuç vermemesi endişeli bekleyişlerin tırmanmasına neden olmaktadır.

Nükleer savaş ihtimalinin son günlerde sık sık telaffuz edilmesi de bir başka kâbus senaryosu olarak dünyanın gündem başlıkları arasındadır.

Nükleer başlıklı Rus füzelerinin Ukrayna’ya en çok silah gönderen ülkelerin başkentlerini vurma süreleri de zaman zaman farklı kanallardan paylaşılmaktadır.

Cepheleşme Rusya ile Batı bloku arasında gittikçe sertleşmektedir.

Putin yönetimi NATO’yla dalaşmaktadır.

Karşılıklı yaptırım kararlarının, tehditvari mesajların seriye bağlanması, silah ve füze dilinin olağanlaşması barış umutlarını ne yazık ki sekteye uğratmaktadır.

Putin, 9 Mayıs Zafer Bayramı münasebetiyle yaptığı konuşmada, “küresel savaşın dehşetini durdurmak için elimizden geleni yapma görevimiz var” sözleriyle bir bakıma çok tehlikeli bir ihtimali tekrar gözler önüne sermiştir.

Küresel savaş riski insanlık için şüphesiz bir felakettir.

Bunun önüne geçmek, barışın müdafaasını yapmak tüm ülkelerin güvenlik ve gelecekleri için tarihi görevdir.

Her zamanki gibi bizim temennimiz Rusya ile Ukrayna arasındaki krizin derhal ve kalıcı olarak çözüme kavuşmasıdır.

Bu arayış zor gibi görünse de imkansız değildir.

İnanıyorum ki, Türkiye bu süreçte aktif, çok yönlü ve bütün taraflarla masaya oturabilme ve konuşabilme özelliklerinden dolayı barışın yeşermesine güçlü destek vermeyi sürdürecektir.

ABD’den AB’ye kadar Ukrayna savaşının devamını amaçlayan ülkelerin doğru, tutarlı, adil ve ahlaki bir çizgide olmadıklarını insanlık vicdanı bir gün mutlaka haykıracaktır.

Enerji ve gıda arz güvenliği konusunda beşeriyet çetin bir imtihandan geçmektedir.

Savaş her ülkeyi doğrudan veya dolaylı, az ya da çok etkilemektedir.

Diğer yandan Türkiye’nin terörle mücadelesi kararlılıkla sürmektedir.

Bölücü terör örgütü darbe üstüne darbe yemektedir.

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, emniyet teşkilatımız canla, başla ve kahramanlıkla vatan savunmasını yerine getirmekte, terör örgütüne kök söktürmektedir.

Komuta heyetimiz sınır hattındadır.

Gözler ufukta, eller tetiktedir.

Sıcak gelişmeler anbean takip edilmektedir.

Allah hepsinden razı olsun diyorum.

Niyaz ediyorum ki, ayaklarına taş değmesin, yolları açık, gazaları da mübarek olsun.

Terörle mücadele esnasında şehit olan evlatlarımıza da Rabbim merhamet ve rahmetiyle muamele etsin.

Milli bekamızı, milli güvenliğimizi koruma ve kollama sorumluluğunu eksiksiz yerine getiren kahramanlarımıza, devlet ve siyaset adamlarımıza milletimiz müteşekkirdir.

Ukrayna’da savaş hakimken, Türk devleti bütün imkanlarıyla bölücü terör örgütünün kökünü kazıma mücadelesi veriyorken kurgulanmış kara propagandalara tetikçilik yapanlar Türkiye karşıtı odakların değirmenine su taşımakla vakit harcamaktadır.

Terörle mücadelenin en kilit bakanlıklarından birisi İçişleri Bakanlığı’dır.

İçişleri Bakanımız bayramı Hakkari Şemdinli’de kahraman Mehmetlerimizle ve yöre insanımızla karşılamıştır.

Bugüne kadar İçişleri Bakanlığı’nın önünde eylem yapmak, olay çıkarmak sadece ve sadece teröristlerin gayesi olmuş, çok şükür buna da şu ana kadar muvaffak olamamışlardır.

Geçtiğimiz hafta nefret ve öfkesine hakim olamayan marjinalleşmiş siyasetçiler tarafından İçişleri Bakanımızın hedef alınması, bunların mezkur bakanlığın önüne yığınak yapmaları milletimizde haklı bir tepkiye yol açmıştır.

Terörle mücadelede büyük başarısı olan bir bakanı ve onun şahsında hükümeti parmak sallayarak tehdit etmek utanç verici bir alçalma halidir.

İçişleri Bakanlığı’nın önüne gelenler Türkiye’nin önünü kesmek isteyenlerdir, terörün ömrünü uzatmak için çırpınan zavallılardır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şerefli komutanlarına, kahraman askerlerimize, İçişleri Bakanımızla Milli Savunma Bakanımıza bühtan içinde olanların, sanki komut almışçasına saldırı düzeneğine geçenlerin, bir senaryo dahilinde yıpratmaya kalkışanların tam karşısında Milliyetçi Hareket Partisi vardır ve taviz vermesi imkansızdır.

Teröristlerin dahi cesaret edemediği protestolarla İçişleri Bakanı’mıza saldırmak, itibarsızlaştırmaya çabalamak su katılmamış edepsizliktir, hainlere yol açan, yol gösteren densizlik ve terbiyesizliktir.

Buna da hiç kimsenin hakkı olamayacaktır.

Kimin bir meselesi varsa, kimin bir hesabı bulunuyorsa hukuk yolu açıktır.

İçişleri Bakanlığı’nın önünde toplanıp tehditler savurmak, sayın bakana ismiyle ve kaba bir şekilde hitap etmek devlet umurunu, devlet vakarını saygısızca ayaklar altına almak demektir.

Hiçbir bakanlığımız gelişigüzel nümayiş yeri değildir.

Hiçbir bakanlığımız siyasi rant devşirmenin alanı değildir.

Devletin itibarını lekelemeye çalışanlar önce kendi itibarsızlıklarına, kendi izansızlıklarına kafa yormalıdır.

İçişleri Bakanı’mıza ismiyle hitap edip erkeklik hatırlatması yapan ve aklınca meydan okumaya kadar işi götürenler öncelikle hangi melanetin ümidi, hangi kumpasın figüranı olduklarını düşünmelidir.

Bir kez daha dile getiriyorum, terörle mücadeleyi muazzam bir irade ve inanmışlıkla icra eden devlet ve siyaset adamlarımıza dil uzatanları sonuna kadar kınıyor, akıllarını da başlarına almalarını hassaten tavsiye ediyorum.

Meydan boş değildir.

Kuru gürültüye pabuç asla bırakılmayacaktır.

 

Değerli Milletvekilleri,

Zillet ittifakının terörist Demirtaş ile Soroscu Osman Kavala hayranlıkları, bu Türkiye düşmanlarına methiyeler düzmeleri akılla, mantıkla izah edilemeyecektir.

Osman Kavala hakkında verilen mahkumiyet kararından sonra CHP’sinden İP’ine kadar zillet partilerinin hepsi zıvanadan çıkmışlar, hop oturup hop kalkmışlar, maksat ve meşreplerini tamamıyla deşifre etmişlerdir.

Bu şer cephesi hangi milli meselede bu kadar ortalığa dökülmüşlerdir?

Bu Osman Kavala’nın sırrı nedir?

CHP’deki ağırlığı, diğer zillet partilerindeki sempati halkası, hayran kitlesi nasıl yorumlanmalıdır?

Gezi Parkı olaylarında baş aktör olan, 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsünün öncesi ve sonrasında karanlık ilişkiler ağı içinde bulunan bir suçlunun avukatı kesilen siyasetçiler ihanete destek çıktıklarını ne zaman göreceklerdir?

Adliye binalarının önünde nefretlerini kusanlar Soros’un kuklaları, zalimlerin Truva atlarıdır.

Bunlar ne adalet bilirler, ne hukuk tanırlar, ne de milli ve manevi değerlere saygı duyarlar.

Cumhurbaşkanı’na hakareti normal, bir suçlunun ceza almasını anormal görecek kadar çılgına dönen bu ucubelere Türkiye emanet edilemez, Soros kalıntılarına Türk milleti müstahak olamaz.

Sorosçu Osman’la yatıp Sorosçu Osman’la kalkanlara özellikle hatırlatırım ki;

Biz Hz. Osman’ı biliriz, Osman Gazi’yi biliriz, Plevne kahramanı Osman Paşa’yı biliriz, dahası Topal Osman’ı biliriz, ancak Soros’a ruhunu satmış Osman Kavala’yı bilmeyiz, bilmeyeceğiz.

Bizim diğerleriyle aramızdaki fark buradadır.

Çok şükür bizim mazimizde pek çok imrenilecek Osman vardır ki, bunlardan birisi de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakınında bulunan, cesaretiyle nam salmış Topal Osman’dır.

Ankara’da Papaz’ın Bağı’nda düzenlenen suikastla hayatını kaybeden Topal Osman’ın aziz anıları duruyorken, Osman Kavala’nın peşine düşenler tarihin yanlış tarafına savrulan işgal tortularıdır.

Rahmetle ve hürmetle yad ettiğimiz merhum Topal Osman’ın hakkının yendiği, haksızlığa uğradığı sonraki yıllarda tescil edilmiştir.

Madem bir hak teslimi zaruridir, o halde Türklüğün bu bıçkın, korkusuz ve aslan parçasına iadei itibarı da yapılmalı, vatan ve millete hizmetleri takdirle ve hürmetle sahiplenilmelidir.

Bizim Osmanlarımız bize sonuna kadar yeter.

Türk düşmanlarının Osmanlarına, onlara omuz verenlere, onlarla işbirliği yapanlara ruhumuzla karşı durmaya, şuurumuzla karşı çıkmaya, hesaplarını bozmaya muktediriz, hepsinin bileğini Allah’ın izniyle de bükeriz.

Bizim Osmanlarımız soyludur, dualıdır, vatanseverdir.

Onların Kavalalı Osmanı da Türkiye’nin sabıkalı düşmanıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken, hepinizi bir kez daha hürmet ve muhabbetle selamlıyor, başarılı ve sağlıklı bir hafta geçirmenizi diliyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 26 Nisan 2022

Değerli Milletvekilleri,

Değerli Basın Mensupları,

Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımızda sizlerle paylaşmayı arzu ettiğim düşüncelerime geçmeden evvel hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Bugünkü toplantımızı televizyon ekranlarından, radyo kanallarından, sosyal medya platformlarından takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda hayat mücadelesi veren muhterem kardeşlerimize şükranlarımı sunuyorum.

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennem azabından kurtuluş olarak müjdelenen mübarek Ramazan-ı Şerif’in sonuna yaklaşıyoruz.

Bu ay içinde tutulan oruçların, edilen duaların, verilen fitre, sadaka ve zekâtların Allah indinde kabul ve makbul olmasını halisane duygularla niyaz ediyorum.

Ramazan ayı kalp temizliği için bir fırsat, vicdan muhasebesi için bir tedrisat, günahlardan arınmak için manevi bir tahsisattır.

Aynı zamanda daha iyi bir insan olmanın, merhamet ve müşfik bir münasebet ağının, hayır ve hasenatla yoğrulmanın ruhsatıdır.

İnsan içinden yenilenmeyince dışından eskirmiş, bu suretle Ramazan ayı iç dünyamızın yenilendiği, yeni baştan yeşerdiği kutlu bir dönemdir.

Bu mübarek günlere manen fakir girip himmet ve hidayete vasıl olarak ruhen zenginleşmek gıpta edilecek bir bahtiyarlık halinin tecessümüdür.

Mazi kayıtlarımıza geçen veciz bir sözü hatırlatırım ki, insan esas itibariyle efkârından değil ef’alinden sorumludur.

Ef’alimizle, yani fiil ve eylemlerimizle hak yolunda, hakikat yolunda, nihayet Allah yolunda, tıpkı karıncanın ateşe su taşıyarak tarafını belli etmesine benzer şekilde, vaki tarafımızı açıkça gösterebildiğimiz ölçüde dengeli, tutarlı ve adam gibi bir hayatı iliklerimize kadar yaşamaya müstahak oluruz.

Bir Müslümanın kalbi selime ulaşması, ne cemaatin, ne de cemiyetin işidir, nitekim bu durum kişiye özeldir, yani zata mahsustur.

Ramazan nice manevi güzellik ve mükâfatlarının yanı sıra, kalbi selime erişmek, hatta aklı selime terfi etmek için de münhasır ve müstesna bir dönemdir.

Allah nasip ederse yarın bin aydan daha hayırlı bir gece olan Kadir Gece’mizi idrak edeceğiz.

Kadir Gecesi’nin nimetleriyle, tan yeri ağarana kadar devam eden esenliklerle müşerref olabilmeyi Rabbim’den tüm hissiyatımla diliyorum.

Bu vesileyle siz muhterem milletvekillerimizin, aziz vatandaşlarımızın, Türk-İslam âleminin Kadir Gecesi’ni tebrik ediyor, bu mübarek geceden layıkıyla müstefit olmayı, ayrıca bu gecenin nice manevi ikrama, nice diriliş arayışlarına kapı aralamasını gönülden niyaz ediyorum.

Biz kadir biliriz, kader biliriz, kanaat biliriz, kıymet biliriz,

Biz vefa biliriz, vecibe biliriz, velayet biliriz.

Ancak ihanet bilmeyiz, iftira bilmeyiz, idbar bilmeyiz, icbar bilmeyiz, ihtiras bilmeyiz, ihtikar bilmeyiz.

Niye diye soran varsa, cevabını vereyim, çünkü biz Türk ve Türkiye sevdalısı Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.

 

Muhterem Arkadaşlarım,

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, milletimizin bekası, ülkemizin bağımsız geleceği için dünden daha önemli bir görevle karşı karşıyadır.

Bu görev tarihidir, tehiri ve tevzisi düşünülemeyecektir.

Maruz kaldığımız stratejik tehditler küresel senaryoların bölgemizde gösterime sokulan bugünkü sahnesinden başka bir şey değildir.

Milli birliğimizi, milli güvenliğimizi, milli çıkarlarımızı, milli varlığımızı, milli gelecek projelerimizi sömürge hesaplarına, lord planlarına, egemen güçlerin inisiyatifine teslim etmek isteyenler faal haldedir.

Dünya’nın enerji ve su kaynaklarını kontrol etmek isteyen yeni emperyalizm, bunlara sahip milletler üzerinde hunhar oyunlar peşindedir.

Maalesef büyük çoğunluğu din kardeşimiz ve soydaşımız olan geniş coğrafyalarda kin, nefret, zulüm devamlı körüklenmektedir.

Anlaşılan buralarda petrol bitmedikçe, gaz bitmedikçe, su bitmedikçe, paylaşacak toprak bitmedikçe savaşlar da bitmeyecektir.

Görünen odur ki, bu kaynaklar tükenmedikçe gözyaşları da sona ermeyecektir.

Afrika’nın bir ucundan, Asya’nın bir ucuna kadar milyarlarca insan bir lokma ekmek, bir parça hürriyet, bir nebze olsun haysiyet mücadelesi için canını dişine takmaktadır.

Kaybedenler, nehir gibi kanı dökülenler tarihin her devrinde olduğu gibi yine mazlumlardır.

Bugün milyarlarca insan kendi emeğiyle ayakta durmak, ürettiğini satmak, huzur içinde yaşamak, sahip oldukları kaynakları refahı için kullanmak istemektedir.

Kaldı ki bu istek haklıdır ve meşrudur.

Bu masum talepleri sekteye uğratmak maksadıyla adına bazen terörizmi önlemek, bazen barış getirmek, bazen demokrasi kazandırmak denen küresel baskı ve dayatma mekanizması sürekli canlı tutulmaktadır.

Terörizm, büyük ve bereketli toprakları sömürmenin, parçalamanın, sınırları değiştirmenin bugünkü bahanesidir.

Bunun adı 19’uncu yüzyılda “Şark Meselesi” idi.

Terörizm, aynı zamanda hedef ülke ya da ülkelerin içişlerine karışmanın, bunları zaman içinde fiilen ele geçirmenin de gerekçesi olarak değerlendirilmiştir.

Dün bunun da adı “medeniyet götürmek”ti.

Bugün emperyalizmin hedefi Afrika’nın Okyanus kıyısından, Doğu Türkistan havzasına kadar uzanan engin coğrafyalardır.

Bu ülkeleri hizaya getirme, direnişlerini kırma, rejimlerini dönüştürme projeleri hız kazanmıştır.

Bunun maskesi ise “yeni dünya düzeni”dir.

Milletiyle birleşip bu küresel yağmaya direnen, bu vandallığı sorgulayan liderler ve hükümetler gönderilmek, indirilmek istenmektedir.

Ancak bu karanlık dönemin perdesi kapanmaktadır.

Milli egemenliğe dayanan demokratik yönetimlerin dış müdahalelerle tasfiyesi, terörizmin komplolarıyla, terör örgütlerinin kanlı suikastlarıyla köşeye sıkıştırılması artık ham bir hayaldir.

Geldiğimiz bu aşamada bilhassa Türkiye geri dönülemez bir yoldadır.

Fatih Sultan Mehmet’ten 3’üncü Selime kadar askerimizin dilinden düşmeyen “Kızılelmaya kadar varız” sözü bugün tekrar ete kemiğe bürünmüştür.

Merhum şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun haykırdığı gibi;

Yiğitler kan döker, bayrak solmaya,

Anadolu başlar, vatan olmaya,

Kızılelma’ya hey Kızılelma’ya.

En güzel marşını vurmadan mehter,

Ya Allah, Bismillah, Allahuekber.

1954 yılında elim bir uçak kazasında hayatını kaybeden, fikriyatımızın büyük isimlerinden Merhum Remzi Oğuz Arık Hocamız der ki:

“Vatan alelade bir toprak parçası değildir.

Hakiki kimliğini üstünde yaşayan insanlardan, onların eserlerinden alır…

Müşterek tarih toplumları millet yapar…

Yaşanılan acı tatlı hatıralar bir potada eriyip dökülerek coğrafyayı vatan yapar.

Toprak çiğnene çiğnene vatan olur…Coğrafyamız her yandan o kadar düşmanla, rakiple sarılmıştı ki felaketler arasında durmadan bilendik.

Bir toprağın coğrafyadan vatana yükselişi kaç milyon faciaya, acıya, hatıraya mal olmuştur. Çocuğun doğarken kaç kere anasını öldürüp öldürüp dirilttiği gibi, coğrafya da vatan olurken üstündeki milleti öldürüp öldürüp diriltir.”

Muhatap olduğumuz her müşkülat, katlandığımız her müessif olay daha huzurlu ve daha güvenli bir geleceğin kefaretidir.

Türk milleti son sözünü Malazgirt’te söylemiş, ayak bastığı toprakların ruhuna vatan sedasını can pahasına üflemiştir.

O günden bugüne vatan tektir, adı Türk’tür.

Binlerce yıldır millet tektir, adı Türk’tür.

Bunun dışında her arayış, her yoklayış, her zorlayış maceradır, mutlak butlanla maluldür.

Kurtuluş Savaşı’nın en çetin anları devam ederken 22 Ağustos 1921 tarihinde, Büyük Millet Meclisi’nin Kayseri’ye nakli tartışmaları sürdüğü bir esnada kürsüye çıkan Tunceli Mebusu Diyap Ağa’nın: “Efendiler! Buraya kaçmaya mı geldik, yoksa gerektiğinde kavga ederek ölmeye mi?” seslenişi bizim nazarımızda hala geçerliliğini koruyan bir azmin beyanıdır.

Kendimize has fazilet ve meziyetimizle, şahsi haslet ve kabiliyetimizle, bıçkın cesaret ve hamiyetimizle hiçbir kuşatmaya eyvallah etmedik, hiçbir saldırıya boyun eğmedik.

Hamd olsun bugün de eğmiyoruz, bilinsin ki, bundan sonra da yalnızca rükûda eğileceğiz.

Dün müstevliler, manda ve himaye mübaşirleri, işbirlikçi müflisler, ihanet mültezimleri vardı, bugün ise emperyalizmin piyonları, küresel güçlerin kiralık katilleri olan terör örgütleri vardır.

Dün işgalciler denize süpürülmüştü, bugün ise teröristler bulundukları, görüldükleri her yerde gömülmektedir.

Türk’e kefen biçmeye cüret edenlerin sonu tarihin her döneminde hüsrandır, rüsvadır.

Türk milleti terörün belini kıracaktır, teröristler döktükleri şehit kanlarında çırpına çırpına boğulacaklardır.

Bu meselenin başka yolu, bir başka yordam ve seçeneği yoktur.

Türkiye’ye silah çekenler, pusu kuranlar, sınır güvenliğimizi ihlal edenler, mücavir bölgelerde nifak üretenler, insanımıza ve topraklarımıza musallat olanlar doğduklarına bin pişman olacakları gibi, bedelini de çok acıklı, çok ağır şekilde ödeyeceklerdir.

Milli Mücadele zaferle pekişerek vatan düşmandan temizlenmiş ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmişti.

Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümünde bu defa da düşman imalatı olan terör belası, bölücülük illeti Türk milletinin makus talihi olmaktan kesinlikle çıkarılacak, bu kanlı döngüye son nokta koyulacaktır.

Hem yurt içinde hem de yurt dışında terörün kaçacağı yer kalmamıştır.

Pençe operasyonlarıyla teröristlerin ülkemize sızma ve intikal sahaları kapatılmış, bütünüyle kontrol altına alınmıştı.

Operasyon yapılmayan tek bölge de Zap Bölgesi kalmıştı.

İşte Pençe-Kilit Harekatıyla bu bölgede de hamd olsun bayram temizliği yapılmaktadır, canilerin defteri dürülmektedir.

PKK/YPG için emniyetli hiçbir yer yoktur.

Bölücü terör örgütü psikolojik yıkım içindedir.

Kahramanlarımızın proaktif ve entegre mücadele stratejisiyle terör örgütleri kırsal alanlardan sökülüp atılmaktadır.

Terör nereden kaynaklanıyorsa, hainler nerede barınıp saklanıyorsa meşru hedef orasıdır ve and olsun hepsinin sonu gelmiştir.

Irak’ın kuzeyinde yuvalanan terör örgütüne düzenlenen hava harekatları, Pençe 1-2-3; Pençe-Kartal, Pençe-Kaplan, Pençe-Şimşek operasyonlarıyla terör örgütünün hayat damarları kesilmiş ve koparılmıştır.

PKK/KCK’nın sözde yürütme konseyi üyelerinden olan terör elebaşları nokta operasyonlarla imha edilmiştir.

Bölücü terör örgütünün Irak’ın kuzeyindeki bazı alanlarda varlığını halen sürdürmesi, buralarda mevzilenmesi ve geniş çaplı saldırı hazırlığı içinde olduğunun tespit edilmesi üzerine 17 Nisan 2022 tarihinde Pençe-Kilit Harekatı başlatılmıştır.

Terör barınakları yerle bir edilmiş, sayıları 50’yi aşan terörist etkisiz hale getirilmiştir.

Hainler başlarını mağara deliklerinden çıkaramaz hale gelmişlerdir.

Başta Irak olmak üzere tüm komşu devletlerimizin sınırlarına, siyasi ve toprak bütünlüğüne saygılı ve meşru müdafaa hakkı çerçevesinde terör örgütlerinin kafasına pençe darbeleri indirilmiş, sınırlarımız yılanlara çıyanlara karşı kilitlenmiştir.

Allah nazarlardan saklasın, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz taktik ve operatif anlamda, önleyici strateji ustalığıyla destan yazmaktadır.

Kanlı örgüt saldırı ve toplu eylem yapabilme kabiliyetini yitirmiş, can çekişmeye başlamıştır.

İlki 2018 yılının Mart ayında devreye giren Pençe Harekâtlarının devamı ve tamamlayıcısı olan Pençe-Kilit hamlesiyle terör örgütü komaya sokulmuştur.

Türkiye’nin kesintisiz mücadelesi yoluyla, Irak topraklarında sınırlarımıza paralel şekilde doğuda Hakurk bölgesinden batıda Sinat-Haftanin’e kadar 270 kilometre uzunluğunda, 20 kilometre derinliğindeki alan A’dan Z’ye güvenliğe kavuşturulacaktır.

Eli ve vicdanı kanlı terörist Duran Kalkan, operasyonların devam etmesi halinde sözde savaşı şehirlere taşıyacaklarını korkakça iddia etmiştir.

Geçtiğimiz hafta Bursa’da infaz koruma memurlarının içinde bulunduğu ve bir kardeşimizin şehit düştüğü terör saldırısıyla İstanbul’da TÜGVA’ya yapılan bombalı saldırı PKK’nın ve taşeron örgütlerin hain bir eylemi olarak tespit edilmiştir.

İnanıyor ve kahramanlarımıza güveniyorum ki, başta bu terörist Kalkan olmak üzere, terör elebaşlarının cezalandırılacakları günler uzakta değildir.

Bir babayiğidimiz, bir aslan parçamız, bir yiğidimiz Türkiye’yi tehdit etmeye yeltenen hainleri ümit ve temenni ediyorum ki ya leşini yere serecek ya da başlarına çuval geçirerek Türk adaletine teslim edecektir.

Şehirlerimizde eylem hazırlığı içinde olan kim varsa tavsiyem kefenlerini de yanlarında taşımalarıdır.

Şerefini kaybetmiş bir insan yaşayan ölüdür.

Teröristler şeref ve namuslarını bedeli mukabilince satmış insanlık defolarıdır.

Türk milleti bu canileri affetmeyecektir.

Pençe-Kilit Harekatı’nda etkisiz hale getirilen teröristlerden bazılarının hüviyet ve ülkelerine bakıldığında karşımızdaki dehşet verici küresel husumetin tüm yönleri açığa çıkacaktır:

Kahramanların yüksek iman ve iradesiyle yok edilen teröristlerden 8’nin Ermeni, 5’nin Fransız, 7’sinin ABD’li, 3’nün İngiliz, 2’sinin de Alman olduğu anlaşılmıştır.

Bu çok uluslu tablo tesadüf değildir.

Arka planında derinleşmiş Türk ve İslam husumeti yatmaktadır.

PKK/YPG terörü, haçlı emellerine refakat eden, zalimlerin Türk milletiyle yarım kalan tarihi hesaplaşmasını mahallinde ikmal için uzaktan kumandası yapılan, kimin çıkarına uygunsa onun tarafından kullanılan, parayı verenin işini gören, silahı sağlayanın emrine giren kanlı ve kalleş bir örgüttür.

Terörle mücadele, koynunda haç taşıyanlara karşı hilalin duruşudur.

Terörle mücadele, haramı geçim kapısı yapanlara karşı helalin şuurudur.

Terörle mücadele, batıla hizmet edenlere karşı hakkın teslim olmaz ruhudur.

Terörle mücadele gazilerimizin, şehitlerimizin alacak davasıdır, karşı çıkanlar da şeytanın yanındadır.

PKK ve taşeron örgütleri bir başka anlatımla Hınçak’tır, Taşnak’tır, Asala’dır, Eoka’dır, Megali İdea’dır, FETÖ’dür, DEAŞ’tır, DHKP-C’dir, MLKP-C’dir, TİKKO’dur, Türk ve Kürt kanından geçinen, emperyalizmin namına istiklalimize namlu çeviren zulüm ve zillet figüranlarıdır.

Bunlara destek olan namertler de aynısıdır.

Bunları koruyup kollayanlar da terörizmin alçak failleridir.

Terörle mücadele esnasında, en son olarak Pençe-Kilit Harekatı’nda şehit olan vatan evlatlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum.

Aileleri, silah arkadaşları, milletimiz başta olmak üzere hepimizin başı sağ olsun diyorum.

Kahramanlar vurulunca değil, unutulunca ölürler.

Kahraman toprağa düştü mü şehit, terörist düştü mü leş olur.

Kararlılıkla belirtiyorum ki ne kahramanlarımızı, ne de sorulacak hesaplarını unutacağız.

 

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye olağanüstü bir süreçten geçerken, terörle mücadele çok boyutlu ve inanmış bir halde sürdürülürken, zillet ittifakının herhangi bir partisinden en küçük destek mesajı paylaşanını gördünüz mü?

Milli meselelerde duyarlı ve diğerkâm davranıp sorumlu ve ahlaklı tavır sergileyenini hiç duydunuz mu?

Merhum Hocamız Prof.Dr. Nurettin Topçu bakınız ne demişti:

“Menfaat yaşamak, ahlak yaşatmak ister. Bu ikisi bir arada asla bulunamaz.”

Menfaatine düşkün olan milletine yabancıdır.

Siyasi ikbali için Türkiye’nin istikbaline gölge düşürmeye azmetmiş zillet ittifakı iyice yoldan çıkmış, hepten yozlaşmış, istikametini şaşırmıştır.

24 Nisan 2022 tarihinde 6+1 formatında üçüncü kez toplanan partilerin ortak açıklamasının, hayatın ve siyasetin olağan akışıyla, Türkiye’nin yüksek mücadele anlayışıyla bağdaşan veya çakışan bir yanı var mıdır?

Milli egemenlik haklarımıza, tarihsel emanetlerimize, devletimizin ve milletimizin hükmü şahsiyetine hürmet ve bağlılık zillet ittifakı açısından söz konusu mudur?

Merhum vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un aynen dediği şuydu:

Bir halas imkanı var: Ahlakımız yükselmeli.

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır;

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundadır.

Haydi bunlar kuldan utanmıyor, bari Allah’tan korksunlar.

Zillet ittifakı Türk milletinin ekmeğini yese de gavurun kılıcını sallamaktan rahatsızlık duymuyor.

Bu ittifak ortakları sadece “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” masalıyla avunuyorlar.

Toplanıp toplanıp dağılıyorlar.

Sahte gülümsemelerle günü kurtardıklarını sanıyorlar.

Nalıncı keseri gibi, her birisi kendine yontuyor, kalpleri çıfıt çarşısına dönmüş haberleri olmuyor.

Birbirlerine kazık atıyorlar, tuzak kuruyorlar, dedikodu yapıyorlar, sonra dönüp birbirlerinin gönlünü almaya çalışıyorlar.

Her numara zillet ittifakında, ne ararsanız bu ittifakın yamalı bohçasında.

Bunların dilinde şehitlerimize rahmet yok, Türkiye’ye övgü yok, teröristlere tepki yok, gelecekle ilgili umut yok, yüzlerinde meymenet yok.

Kimin hesabına, kimlerin hizmetine siyaset yaptıklarını da bilmeyen yok.

Zillet ittifakını Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem dolduruşuna getirip yuvarlak masa bildirilerini hazırlayan dış güçlerdir, Cumhur İttifakı’nın ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin mayası da, mimarı da, mihmandarı da büyük Türk milletidir.

Bizim medarı iftiharımız, yegane mensubiyetimiz aziz milletimizdir, zillet ittifakının müşahidi ve membaı yabancı ülkelerin Türkiye’deki sefirleridir.

Zillet ittifakı Türkiye’nin tarafında değildir, yol haritaları karışık ve bulanıktır.

Nerede duruyorlar, hangi mihrakların esareti altındalar artık bilmeyen kalmamıştır.

Merhum Cemil Meriç diyordu ki:

“Taraf tutmayan insan şahsiyeti felce uğramış insandır. Ben tarafım, hakikatin tarafıyım.”

Biz de tarafız, hem hakkın, hem halkın, hem de hakikatin tarafındayız.

Zillet ittifakının tarafı Türkiye’nin tahribidir.

Zillet ittifakının tarafı Türk milletinin önüne koyulmuş takozdur.

Bu ittifakın çekicisi CHP Genel Başkanı ise ne yapacağını, ne söyleyeceğini, hangi provokasyonu servis edeceğini şaşırmış vaziyettedir.

Faturayı üç ay boyunca ödemeyen Kılıçdaroğlu’nun beklendiği üzere elektriği kesilmiştir.

Bu çarpık zihniyet karanlıktan ülkemizin aydınlık ortamına gölge düşürmeye çalışmıştır.

Elbette olacağı buydu, şahsen uyarmıştım, faturayı ödemezse elektriğinin kesilmesi gerektiğini ifade etmiştim.

Hatta Kılıçdaroğlu’na insani ve vicdani destek olmak adına bütün il teşkilatlarımızın birer kandil göndermesini talimatlandırmıştım.

Nasıl olsa Kandil’e yabancılık çekmiyordu, nasıl olsa Kandil’e ümit bağlamıştı.

Biz de onun anladığı ve bildiği Kandil’i değil de ışık saçan kandili adrese teslim göndermiştik.

Huylu huyundan vazgeçmiyor, karanlık emelleri olanların tercihi yine karanlıktan mesaj vermektir.

Kılıçdaroğlu ve zillet ittifakı karanlıktır, kumpastır, kumpanyadır.

CHP Genel Başkanı, kalkmış içinde bulunduğu karanlıktan aydınlığı taşlıyor, bir hafta boyunca da karanlıkta oturacağını açıklıyor.

“Önemli olan sesi duyurmaktı, bir hafta sonra faturayı ödeyeceğim” diyerek iç huzur ortamını karıştırmak, istismar çarkını döndürmekle uğraşıyor.

Bazı siyasi odaklar da faturayı ödemek için kuyruğa giriyor.

Alın birini vurun ötekine, bunların hepsi aynı tornadan çıkmış gibidir.

Kılıçdaroğlu’nun elektrik faturasıyla ilgili iddiaları, bu suretle 4 milyon hanenin elektriğinin kesildiğini ileri sürmesi kuyruklu yalandır.

Yapılan resmi açıklamalar kapsamında, elektriği kesik abone sayısının 278 bin olduğu anlaşılmaktadır.

Kılıçdaroğlu fellik fellik karanlıkları dolaşırken, karanlıktan rant elde etmeyi planlarken, hiç kimse unutmasın ki, Türkiye’nin hayat ve varlık ışığını söndürmeye asla güç yetiremeyecektir.

Zillet ittifakının trafoları patlak, enerji nakil hatları kopuk, zihni ve siyasi santralleri ise bozuktur.

Sayın Kılıçdaroğlu bilmelisin ki, Türkiye’yi karanlığa boğamayacaksın, iç ve dış mahreçli çıkarcı yarasalara bu aziz vatanı peşkeş çekemeyeceksin.

Hz. Mevlana’nın dediği gibi, ey Kılıçdaroğlu, ümitsizlik köyüne gitme, ümitler var, karanlığa doğru yürüme güneşler var.

Korkunun palazlandığı yer karanlıktır.

Kılıçdaroğlu’nu da korku dağları sarmıştır.

Kafasının içi gece gibi karanlık düşüncelerle doludur.

Bizim görüşümüze göre, gökyüzü güneş olsa, millet yoksa, vatan yoksa, bayrak dalgalanmıyorsa asıl karanlık işte o zamandır.

Bu karanlığın müdafaası zillet ittifakı eliyle yapılmaktadır.

Ancak korkunun ecele faydası yoktur.

Zillet ittifakı 2023 yılının Haziran ayında kaybedecek, altına imza attıkları ortak açıklamaları da başlarına külah diye geçirilecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi karanlık emellere surdur, kararmış gecelere nurdur, kapanmış gönüllere ufuktur, kahramanca hedeflere uğurdur, milli kaderin de ilanihaye huzurudur.

 

Muhterem Arkadaşlarım,

23 Nisan’ın bir gün öncesinde, Gazi Meclisi’mizin 102’inci yıl dönümünü kutlamaya hazırlanırken, TBMM’ne HDP’li bir müptezel tarafından sunulan kanun teklifinde, sözde Ermeni soykırımının tanınması istenmiş, çok şükür bu rezil teklif anında küstah sahibine iade edilmiştir.

Maalesef TBMM’nin çatısı altında diasporanın bir ajanı bulunmaktadır.

Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili kanun teklifi hazırlamak ecdadımıza hakarettir, hıyanettir, su katılmamış bir müfteriliktir.

Böylesi bir zelilin, böyle bir fitnecinin TBMM’de yer alması hepimiz adına bir züldür.

Bu kokuşmuş milletvekilinin kimden cesaret aldığı, kimlerle dayanışma içinde olduğu ayan beyan ortadadır.

Sözde soykırım iddiasının kanun teklifi olarak hazırlanması Türkiye’yi tahrik etmek ve milletimizi töhmet altında bırakmak için kurgulanmıştır.

Herkesi uyarıyorum TBMM, Meşrutiyet Meclis’i değildir.

Gayri Müslim azınlıkların meydan okuma yeri değildir.

Gözümüzün içine baka baka Türk milletine katliamcı, soykırımcı diyenlerin barınacağı, bulunacağı, buluşacağı bir mekan asla değildir.

Meclis-i Mebusan’da görev yapan ve Osmanlı’yı sırtından hançerleyen mesela Pastırmacıyan Efendi’nin, Papazyan Efendi’nin, Varteks Efendi’nin, Viramyan Efendi’nin dönemi çok gerilerde kalmıştır.

Tarihi hadiseler günlük politikanın oyuncağı haline getirilemez.

Gerçeğin özünü ve ana çizgisini hiç kimse sulandıramaz.

1915 olaylarının içyüzünü, perde arkasını, asıl mahiyetini saptırmak bir defa tarih suçudur, Türk milletine saygısızlıktır.

Bu çatı altında sözde soykırımı tanıyan ve kabul eden varsa, bunu aklından dahi geçiren bulunuyorsa yeri ve adresi TBMM olamaz, olmamalıdır.

HDP’li bölücü milletvekilinin teklifine CHP’den yalnızca “herkes kendi işine baksın” açıklamasıyla örtülü ve mahcup bir eleştiri gelmiştir. Esasen suç ortaklığı alenileşmiştir.

Bazı siyasiler de özneyi gizleyip bu teklifi sadece hadsizlikle eş tutmuştur.

Bu sadece hadsizlik değildir, bu tip cılız tenkitlerle geçiştirilecek bir mesele olmayıp bize göre şerefsizliğin daniskasıdır.

Üstelik CHP’li bir milletvekili de sözde soykırım yalanının peşine takılmıştır.

Fakat partisinden isabetli ve kayda değer tek bir itiraz gelmemiştir.

Sayın Kılıçdaroğlu, elektrikle ilgili konuştuğun kadar sözde soykırım iddialarıyla ilgili ne zaman konuşacaksın?

Soruyorum sana, sözde soykırım palavrasına destek misin, değil misin? Yanında mısın, karşısında mısın?

Selamsız Babacan boyunu fersah fersah aşarak, kanının gereğini yapmış ve “geçmişte yaşanan acıların faili biz değiliz” diyerek akıllara durgunluk veren bir mesaj paylaşmıştır.

Ayrıca “hepimiz, karşılıklı anlayış çerçevesinde birbirinin yarasını sarmaya çalışan Anadolu insanları olmayız” sözleriyle akıldanelik yapmaya kalkışmıştır.

Geçmişte acılar yaşanmıştır, ancak bu geçmiş, bu tarih Babacan’ın geçmişi, zilletin tarihi değildir.

Bizim geçmişimiz Türk’tür, bugünümüz Türk’tür, yarınımız da Türk olacaktır.

Bu aziz vatanda mensubiyeti ve milliyeti belirsiz insan topluluğu değil, Türk milleti yaşamaktadır.

Anadolu insanları tabiri köksüz ve kimliksiz bir tanımdır.

Rahmetle, hürmetle andığımız Sultan Abdülhamid Han bizimdir, Talat Paşa bizimdir, Enver Paşa bizimdir, Mustafa Kemal Paşa bizimdir, bizden olmayanların bugün çıkıp sözde soykırım bilirkişiliği taslamaları utanmazlıktır, gafilliktir, münafıklıktır.

ABD Başkanı Biden’in 2021 tarihinde olduğu gibi, bir kez daha sözde soykırımdan bahsetmesi bizim nezdimizde hükümsüzdür, hukuksuzdur, hayasız bir isnattır ve kınanmayı da hak etmektedir.

Politikacıların tarihi gerçekleri çarpıtıp kendilerini mahkeme yerine koymaları felakettir.

Osmanlı Hükümeti, pek çok mühim ve acil sebeplerden dolayı 27 Mayıs 1915 tarihinde iç güvenliği ve cephe gerisini emniyete almak için zorunlu göç kararını almıştır.

19’uncu yüzyıla kadar tebay-ı sadıka olarak aramızda yaşayanların dış tahriklerle, dış telkinlerle, azgınlaşmış çeteleri aracılığıyla ecdadımıza ihanet etmesi 1915 Tehcir Kararı’nın alınmasını mecburi hale getirmiştir.

1915 Tehcir Kararı, bihakkın doğru bir karardır, bugün olsa yine aynısı sonuna kadar yapılmalıdır.

Sözde Ermeni çetelesi tutanlara soruyorum, sayıları beşyüz bini aşan Müslüman Türklerin katliamına niçin suskusunuz?

Be hey vicdansızlar, karınları deşilen çocukların yürek yakan hallerine, vahşi işkencelerle canı alınan masumların hala dinmeyen, hala kesilmeyen, hala hafızalardan çıkmayan feryatlarına ne diyeceksiniz? Nasıl bir yorum getireceksiniz?

Her yılın 24 Nisan günü ABD Başkanlarının 1915 Olayları hakkında ne diyeceğine bugüne kadar her kesimden kafa yorulmuş, müşterek bahis konusu olan bu hususta televizyon ekranlarında afaki tahminler yapılmıştı.

"24 Nisan sendromu" Türkiye ile ABD ilişkilerinde değişmez bir gerginlik unsuru haline gelmişti.

Türk tarihi ve ecdadımız için haksız ve temelden yoksun bir "mahkumiyet ilamı" niteliğini taşıyan açıklamalar gündemi işgal etmişti.

Bundan sonra ne söylerse söylesinler, ellerinden geleni ardına koymasınlar, artık bizim için yalnızca kuru gürültüdür.

Biz tarihimizle müftehiriz, ecdadımızla gurur duyuyoruz, hepsine Allah’tan rahmetler diliyoruz.

Kendi kanlı tarihlerine bakmayan, bundan ders almayan, yüzü kızarmayan ülkeleri ve zillet faillerini hem ademe mahkum ediyor hem de Allah’a havale ediyoruz.

"Soykırım", İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde hukuki içerik ve anlam taşıyan bir terim olarak 1948 Uluslararası Soykırım Sözleşmesiyle literatüre girmiştir.

1915 olaylarıyla ilgi ve ilişkisi kesinlikle olamayacaktır.

Türkiye'nin şerefli tarihi üzerinden suçlanması haksızlıktır, insafsızlıktır, hukuken de skandal bir yanlıştır.

Türk milletini insanlığa karşı en ağır suç olan "soykırım" suçu işlemiş ezik, lekeli ve yaralı bir millet konumuna düşürmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

Biz biliyorduk, ama bugünlerde daha somutlaşan bir husus da şudur:

HDP, PKK’nın ve Ermeni diasporasının çatlak sesidir, paslı silahıdır, kirli tetikçisidir, kötürüm temincisidir ve Kürt kökenli kardeşlerimle hiçbir yakınlığı, hiçbir bağı, hiçbir alakası yoktur.

HDP demek cinayet demektir, melanet demektir, ihanet demektir.

Bu Asala hayranlarının, bu terör deposunun, bu bölücü ve yabancı odağın Türk siyasetinden silinip gideceği günler de inşallah çok yakındır.

 

 

Değerli Milletvekilleri,

Önümüzdeki hafta Ramazan Bayramı’nı karşılayacağız, sadece el ele değil, gönül gönüle de vereceğiz.

Büyükleri ziyaret edip, küçükleri seveceğiz.

Aramıza ekilmek istenen ayrık otlarını saflarımızı sağlamlaştırarak ayıklayacağız.

Bir olacağız, beraber olacağız, birlikten güç doğacağını göreceğiz.

Biz kavgayı ağacın yaprağına yazıyoruz, Sonbahar gelince yapraklar kurusun diye.

Öfkeyi bulutun üstüne yazıyoruz, rüzgar esince bulutlar dağılsın diye.

Nefreti karların üstüne yazıyoruz, güneş açınca karlar erisin diye.

Dostluk ve sevgiyi yeni doğmuş bebeklerin yüreğine yazıyoruz, onlar büyüsün dünyayı sarsın diye.

Daha güçlü bir Türkiye amacımızdır.

Daha müreffeh bir millet gayemizdir.

Daha kudretli bir devlet gayretimizdir.

Gönüllerinde vatan, millet ve bayrak sevgisi, kalplerinde Allah aşkı bulunan her insanımızla aynı parlak geleceğin taliplisi ve takipçisiyiz.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket olarak, katran dökmüş gecelerde ayazları yendik, gözyaşlarımızı içimize akıtıp ya kader dedik, ne olursa olsun Türk milletine hizmetten asla geri dönmedik.

Başkalarının senaryolarıyla oyalanacak vaktimizin olmadığının farkındayız.

Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır.

Asırlar öncesinde olduğu gibi devletimizin küresel güç olması için yeni bir imkan doğmuştur.

Bu imkanı heba edemeyiz, tarihin sunduğu fırsatlara sırt dönemeyiz.

Böylesi bir uyanış ve silkiniş, hürriyete, paylaşmaya, hakkaniyete hasret insanlık için Türkiye’mizi bir kutup başı yapacaktır.

Tekraren vurguluyorum ki, Selçuklu devletinin bayrağında iki yöne bakan çift başlı kartaldan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e miras kalan stratejik vizyon hepimize rehber olmalıdır.

Bu, bir pençesi batıyı, diğer pençesi doğuyu kavramış ve üç kıtada muazzam bir coğrafyayı koruyucu kanatları altına almış kartaldır.

Ve bu mukaddes mirastan doğan üç hilal jeopolitiğinin önü açıktır.

Sonsuza kadar var olacak Türkiye, işte bu vizyondan doğacaktır.

Bütün bunlar dünyaya yalnızca Başkent Ankara’dan bakarak gerçekleşecektir.

Dünyanın Türkçe okunacağı böylesi bir hakimiyet ise asla saldırgan, sömürücü, baskıcı olmayacaktır.

Bu gerçeği yalın olarak görmek isteyenlerin bin yıllık tarihimize bakmaları yeterlidir.

Dünyadaki gelişmeleri doğru okuyabilen bir görüş derinliğiyle,

İnsanlığın yaşadığı ahlak ve değer buhranını analiz eden manevi olgunlukla,

Mazlum toplumlara ait emek, değer ve kaynakların nasıl sömürüldüğünü gören sorgulayıcı bakışla,

Beşeriyeti bir rakip gibi değil, Allah’ın emaneti bir kutlu paylaşma vasıtası olarak yorumlayan adalet duygusuyla,

Bunları akıl, sabır, vizyon, bilgi, dikkat ve sevgi ile oluşacak bir terkiple çıkacağımız yol bizi önce Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılında “Lider ülke Türkiye’ye”, ardından ise çağ kapatıp çağ açan İstanbul’un Fethinin 600. yılı olan 2053 yılında “Süper Güç Türkiye’ye” ulaştıracaktır. Biliniz ki, ülkümüz budur.

İşte buna eriştiğimizde;

Ne bizi kapı arasında tutmak isteyen Avrupa’ya ihtiyacımız kalacak, ne de küresel güçlerin dayatmaları ve ahlaksız suçlamaları mesele olacaktır.

Unutuldu sanılmasın, inşallah milletimiz o günleri gördüğünde,

Kimin kimi kapısında bekleteceğine,

Kimin başına kimin çuval geçireceğine,

Kimin zulümlerin hesabını vereceğine,

Kimin ev ödevleri dağıtacağına tarih tanıklık edecektir.

Ve bugün zalimlerin siciline işlediğimiz bütün notlar, vakti geldiğinde birer birer açılacak ve hesabı mutlaka sorulacaktır.

Türkiye’miz, milletinin değer, inanç ve ülküleriyle milli stratejisini kendi çizebilirse, ki çok şükür bu yapılmaktadır, işte o zaman insanlık barışa, huzura, adalete biraz daha yaklaşacaktır.

Bu itibarla, ülkemize olan sorumluluklarınız kadar, İslâm toplumlarına ve Türk dünyasına, ardından bütün insanlığa da sorumluluklarınız vardır.

Bu düşüncemiz asla bir hayal değildir.

Son bin yılda Türk devletleri ile yaşanmış, denenmiş ve başarılmıştır.

Bugün gerçekleşmemesi için de hiçbir neden yoktur.

Bu düşüncelerle sizlerin, aziz milletimizin ve Türk-İslam aleminin Mübarek Ramazan Bayramı’nı şimdiden kutluyor, hayırlı bayramlarımız olsun diyorum.

Ebediyete irtihal eden, yaşadığı sürece gönüllere dokunan, mütevazılığıyla ve sade hayatıyla bilinen, Çukurova’nın Türkü ağası unvanıyla tanıdığımız Adanalı sanatçımız Postacı Abdurrahman Yağdıran’a da Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun inşallah.

Hepinizi saygılarımla selamlıyor, Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum.


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 19 Nisan 2022

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Değerli Basın Mensupları,

Bu haftaki Meclis Grup Toplantımızda mümtaz heyetinizle paylaşacağım değerlendirmelerime geçmeden evvel hepinizi muhabbetle selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

Bugünkü toplantımızı yurtiçinden ve yurtdışından takip eden aziz vatandaşlarımızı, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan muhterem kardeşlerimizi de yürekten selamlıyor, şükranlarımı sunuyorum.

Güney Sudan’da, 1993 yılının Mart ayında çekilen bir fotoğraf insanlık vicdanını utanç içinde titretmiş, bilahare pek çok tartışmalara yol açmıştı.

Açlıktan bir deri bir kemik kalmış bir kız çocuğu barındığı kampına doğru giderken takatsizlikten yere yığılıp kalmış, onu takip eden bir akbaba da hemen arkasından adeta ölüm anını beklemeye koyulmuştu.

Muhtemelen her insanın hayatında bir defada olsa gördüğü bu hazin ve trajik fotoğraf çekilirken Birleşmiş Milletler yardım heyeti yaklaşık bir kilometrelik mesafede bulunuyordu.

Fotoğrafı çeken şahıs bu ibret ve isyan ettiren sahneye müessir bir müdahalede bulunamamış, işini bitirdikten sonra olayın geçtiği muhitten ayrılmıştı.

Hakikaten bu fotoğraf karesi insanlığın tükendiği bir sınır noktasıydı.

Müteakip yıllarda ise söz konusu fotoğrafçı vicdan azabına ve artan tepkilere dayanamayarak intihar yolunu seçmişti.

Güney Sudanlı mazlum kız çocuğuna ne oldu bilemiyoruz, ama bildiğimiz kesin bir şey varsa o da acımazlığın, muhtaçlığın, sefaletin, mağduriyetin ve çaresizliğin coğrafyaları zehirli sarmaşık gibi sardığıdır.

Hayatı pamuk ipliğine bağlı o kızı gören bir Türk evladı olsaydı, akbabanın ya başını ezer ya da kovalar, sonra da bu çocuğu aldığı gibi yedirir, giydirir ve yardımseverliğini gösterirdi.

İç çatışmalar, terör saldırıları, etnik rekabetler, sömürge oyunları, sipariş kutuplaşmalar, sertlik dozajı yüksek hakimiyet ve hükümranlık mücadeleleri yüz milyonlarca insanın mahvına hizmet etmektedir.

Dünya genelinde elde edilen servet şanslı bir azınlığa sürekli akış halindedir.

Dünya nüfusunun beşte birinin kazancı küresel gelirin yalnızca yüzde ikisi seviyesindedir.

Buna karşılık en zengin yüzde 20’nin kazancı küresel gelirin yüzde 75’ine tekabül etmektedir.

Yapılan araştırmalara göre, tüm dünyanın kaynak tüketimi ABD’nin yarısı kadar olursa; bakır, kalay, gümüş, krom, çinko ve diğer birçok stratejik madenin 40 yıl içinde tükeneceği ileri sürülmektedir.

Sürekli büyümenin, sonlu bir gezegenin ekolojik limitlerine çarpmadan nasıl ve ne zamana kadar devam edebileceği ciddi bir şekilde sorgulanmaya başlanmıştır.

1972 yılında, Roma Kulübü’nün hazırlayıp yayımladığı “Ekonomik Büyümenin Sınırları” isimli rapor, Batı için değil, başta Türk ve İslam coğrafyaları olmak üzere azgelişmiş veya gelişmekte olan ülke ve coğrafyalara pranga vurulması için kaleme alınmıştı.

Böylelikle Müslüman nüfusun artışına ve sonucunda ortaya çıkacak stratejik güce bu sayede set çekileceği, baraj kurulacağı hesaplanmıştı.

Paris’li, Berlin’li, Londra’lı, Newyork’lu söz konusu oldu mu, ekonomik insanın doyum noktası yok bahanesiyle kuramsal ve kurgusal alt yapı imal eden küresel doymaz azınlık, sırayı Türk ve Müslüman aldı mı, “bir şey ne kadar çok tüketilirse fazlasına o kadar az ihtiyaç duyulur” tanımıyla bilinen Azalan Marjinal Fayda Teorisi’ni barikat olarak karşımıza dikmişlerdi.

Küresel ekonomik faaliyet, tarihin hiçbir döneminde bugünkü ölçekteki gibi artmadı, ne var ki yaygın ekonomik yıkımlar hiçbir zaman bugünkü gibi tehlikeli bir eşiğe de dayanmadı.

Batılı ülkeler yıllarca yüksek ekonomik büyümeyi muhafaza edebilmek için ağır ekolojik ve insani maliyetlere göz yumdular, hatta tahrik ve teşvik ettiler.

Ancak bu sürecin sonuna geldiklerinde kendi dışındaki ülkelere ekonomik kalkınma ve gelişme bazında kısıtlayıcı ve zorlayıcı dayatmalarda bulunmaktan da geri durmadılar.

Adaletsizliğin ve eşitsizliğin hüküm sürdüğü küresel siyaset ve ekonomik tablonun yegâne sorumlusu, yegane suçlusu bize göre malumdur ve aç gözlülükleriyle mazlumların iliğini kemiğini kurutan emperyalist nobranlıktır.

Halen yeryüzünde toplam insan nüfusunun yüzde 50’ye yakını gelir dağılımı eşitsizliğinin kapanmaz uçurum haline dönüştüğü ülkelerde mukimdir.

Dünyada dört kişiden birisi günde üç dolardan az parayla yaşamaya mahkûmdur.

Aynı şekilde on kişiden birisi temiz içme suyuna ulaşmaktan, oniki-onbeş yaşındaki her altı çocuktan birisi de okula gitmekten mahrumdur.

Salgın dönemi ve Ukrayna kriziyle birlikte bu sarsıcı verilerin daha da derinleşip yoğunluk kazandığı üzücü bir gerçek olarak karşımızdadır.

Mübarek Ramazan ayının 18’inci gününde insanlığın yörüngesinde kıvrandığı perişanlığı, gelir ve servet dağılımındaki korkunç adaletsizlikleri, devamlı genişleyen hak kayıplarını, can çekişen insani değer ve birikimi duyarlı bir kalp eşliğinde ele almak iman sahibi herkesin müşterek hassasiyeti olmalıdır.

Su bulamayan, ekmek alamayan, demokrasi ve hürriyetten mahrum insanların yürek burkan dramları hiç kimsenin yüzünü dönemeyeceği bir skandalın teşhiridir.

Empati yapmak omuzlarımıza belki ilave yükler getirebilir, ancak insan olmanın feraseti, özellikle Müslüman Türk olmanın fehameti gariplere, muhtaçlara, çaresiz ve ümitsizlik içinde çırpınanlara uzatılacak müşfik ellerde, çarpan kalplerde gizlidir.

Bizim vicdan medeniyetimiz, gönül memleketimiz hiç kimsenin deri rengine, etnik kökenine, dilinin kaynağına, millet ve milliyetinin farklılığına bakmamış, böylesi bir ayrımı da mesele yapmamıştır.

Ne kadar paylaşırsak o kadar tok oluruz.

Birbirimizle ilgili ne kadar kaygı duyarsak aynı oranda insan olmanın faziletine mazhar ve müstahak olabiliriz.

Küresel enflasyonun tırmanışı her ülkenin ortak sancısıdır.

Bu sorunun nasıl ve hangi damardan patlayarak ortaya çıktığı bellidir.

Fiyat artışları, ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığındaki konjonktürel sıçrayışlar bugünkü dünya manzarasında tüm ülkeleri meşgul eden, salgın ve Ukrayna kriziyle daha da karmaşıklaşan bir vakadır.

İnancımızın gücüyle, dayanışma ve yardımlaşmanın bereketiyle içine girilen dar geçitlerden çıkılacak, ferah ve selamet dolu günlere inşallah ulaşılacaktır.

İyimserliğimizi her zaman muhafaza ederek, ülkemize güvenerek enflasyon canavarının başının ezileceği günleri de çok yakında görmemiz mümkün olacaktır.

Bu canavarın arkasına saklanarak, dahası fiilen işbirliği yaparak Türkiye’yi taşa tutmaya, atılan her adımı sekteye uğratmaya çabalayan karanlık muhalefet anlayışının biliniz ki kaybetmesi ve kaynattığı dedikodu kazanında haşlanması mukadderdir.

Her şeyin bir vakti merhunu vardır.

Vaki olanda da hayır olacaktır.

Halden anlamayanın dilden anlamayacağını biliyoruz.

İman ışığı olmadan gözün görmeyeceğinin, gönlün hissetmeyeceğinin farkındayız.

Bu mübarek günlerde Rabbim’den niyazım kötülere fırsat vermemesidir.

Bir olacağız, birlikte harekete edeceğiz, inşallah sorunları inanç ve irade birliğiyle aşacağız.

Her Ramazan’da olduğu gibi, bu Ramazan’da da İsrail güvenlik güçlerinin Filistinli kardeşlerimize reva gördüğü orantısız saldırıları, şiddet sahnelerini, Mescid-i Aksa’ya yönelik mütecaviz eylemlerini kınıyorum.

Unutmayınız, kutlu ceddimiz Filistin’i 400 yıl boyuna tek top mermisi atmadan huzur ve güven içinde yönetmiştir.

Mescid-i Aksa’nın maneviyatına ve tarihi statüsüne zarar vermeye çalışmak kabul edilemez bir ilkelliktir, ateşle oynamaktır ve sadece bölgesel değil küresel bir felakete çağrıdır.

İsrail’i haksız ve hukuksuz saldırılarından vazgeçmeye davet ediyor, çıkan olaylarda hayatlarını kaybeden Filistinli masumlara Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize de şifalar diliyorum.

 

Muhterem Arkadaşlarım,

Mültecilerin, göçmenlerin ve sığınmacıların trajedileri de bir diğer vahim konu başlığı olarak insanım diyen herkesin ortak meselesidir.

Ülkelerindeki savaş, açlık, hastalık ve istikrarsızlıktan dolayı yerinden yurdundan kopup Akdeniz üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışan binlerce göçmen medeni dünyanın gözü önünde boğularak balıklara yem olmaktadır.

Sahillere vuran cansız bedenler, sınırlarına dayandığı ülkelerin kaba güç gösterisine maruz kalan biçare insanlar elbette hepimizin yürek sızısıdır.

Bazı düşünürlere göre yaşadığımız çağ merhamet çağı olarak tarif ve tefrik edilmişse de, bize göre hakikat dikte ve servis edilenden, görünen gösterilmek istenenden çok farklıdır.

Dünyada bir yerden başka bir yere doğru hareket halinde olan, evinden barkından kopup başka coğrafyalarda gelecek arayan göçmen sayısı 300 milyona yaklaşmıştır.

Savaş, çatışma ve zulümden kaçan mülteci sayısı da yine dünya çapında 80 milyonu aşmıştır.

Nihayetinde beşeriyet çok ciddi bir sorunla yüz yüze kalmıştır.

Bu sorun ya eşgüdüm halinde ve külfetin ortak paylaşımı yoluyla çözüme kavuşturulacak ya da gelecekte öngörülemeyen, önü alınamayan, ölümcül gelişmelere meydan açılacaktır.

Milli bekamızın tarihsel sürekliliğini canlı tutmak, mazi kayıtlarını gelecek hedefleriyle eklemleştirip kültürel zenginliği titizlikle korumak başlıca görevimizdir.

Bize göre Türkiye’nin bekası sınır aşan düzensiz göçlerin akıbetiyle ve kontrol dışı akınıyla yakından ve ters orantıyla bağlantılıdır.

Bu sorunun elbirliğiyle, istismarına çanak tutmadan, provokasyon ortamını beslemeden, ihtirastan uzak bir yaklaşımla, hepsinden önemlisi akılcı, adilane, insani, vicdani ve kalıcı stratejilerle köklü bir şekilde çözmek milli bir sorumluluk olarak değerlendirilmelidir.

Türk milleti zorda kalanlara, darda olanlara, uzanacak el bekleyenlere, çare arayanlara, imdat çığlığı atanlara hiçbir zaman bigane kalmamış ve mesela Suriyeli sığınmacılara kapısını ve kucağını sonuna kadar açmıştır.

Bu tavır asil ve alicenap bir tavırdır.

Tarihi, kültürel ve inanç temelinde inkârı mümkün olmayan müştereklerimiz bulunan sığınmacıların, geçici koruma statüsüyle buyur edilip güvence altına alınması gayet doğal ve insani bir muameledir.

Türk milleti her zaman mazlumların yanındadır.

Kaldı ki Türk milleti beklenen, istenen, sevilen, özlenen, yolu gözlenen, iyi gün değil kötü gün dostu olan muhteşem bir beşeri kudretin adıdır.

Türk olmak, diğer bütün hasletlerinin ve haysiyetle pekişmiş muazzez değerlerinin yanında, düşene vurmak için tetikte bekleyen odaklara dik duruş demektir.

Türk demek, mazluma sığınak, garibe korunak, zalime hezimet, zulme mağlubiyet, Hakk’a teslimiyet, hakikate sadakat, halka riayet demektir.

Türk olmak haksızlığa direnen cesaret, aç ve açıkta olana sahip çıkacak hayatiyet demektir.

Türkiye gelişmişliği ve medeniliği ile övünen tüm ülkelere insani ve vicdani nitelikleriyle teçhiz edilmiş ibret ve insaf dersi vermiştir.

Ekmeğimizin azlığına çokluğuna bakılmadan soframız açılmıştır.

Biliniz ki, bir yıldız ne kadar büyükse, o kadar sıcak ve parlak olur.

Türk milleti medeniyetler ve milletler gökyüzünde sıcaklığıyla, parlaklığıyla şan almış, şöhret olmuş Süheyl Yıldızı’dır.

Kıskanan kıskansın, çekemeyen kendi işine baksın, biz vakarımıza yakışanı yaparız, tarihi mirasımız hangi istikameti gösteriyorsa oraya doğru yol alırız.

Ancak düzensiz göç ve sığınmacı sorununu, soğukkanlı ve sağduyulu şekilde kavramanın daha da ötesinde dün, bugün ve gelecek mizanında stratejik akılla ve milli çıkarlarımıza muvafık halde analiz etmek, tedbir geliştirmek mecburiyetindeyiz.

Biz demografik istikbalimizi, bununla içiçe geçmiş egemenlik ve istiklal haklarımızı düşünmek, dert etmek, ne yapabiliriz sorusuna köklü cevaplar bulmak zorundayız.

Anadolu coğrafyasının en az yüz yıl, hatta beş yüz yıl sonraki nüfus yapısının nasıl olacağını, bu kapsamda doğabilecek muhtemel risk ve tehditlerin nesnel boyutunu bütün yönleriyle hesaba katmak, muhasebesini yapmak, bihakkın sonuca varmak durumundayız.

Gecikemeyiz, geride kalamayız, atalete düşemeyiz, ağırdan alamayız.

Biz yalnızca bu döneme değil, geleceğin Türk asırlarına, Türk varlığına, Türk coğrafyasının her karışına, her köşesine karşı da maddi ve manevi sorumluluklar taşıyoruz.

Bizden sonraki nesillere kuşku duyacakları, zora girecekleri, kendi ülkelerinde garip olacakları, çok bilinmeyenli denklemlerle kilitlenmiş bir vatan coğrafyası, bir nüfus müktesebatı asla ve kat’a bırakamayız.

Sakarya Şiir’inde diyor ya büyük şairimiz Merhum Necip Fazıl Kısakürek:

Nerede kardeşlerin cömert Nil yeşil Tuna

Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna.

Mermerlerin nabzında hala çarpar mı tekbir,

Bulur mu deli rüzgar o sedayı Allah bir.

Bütün bunlar sendedir bu girift bilmeceler,

Sakarya kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya,

Öz yurdunda garipsin öz vatanında parya.

Allah şahit ve Allah kerimdir, Türklük ne bugün ne de gelecekte öz yurdunda garip, öz vatanında parya olmayacaktır.

Aksine hizmet edenler fiilen işgale yeltenen, bunu aklından geçiren alçaklardır ki, biz bu alçakların oyununu vatan ve millet sevdasındaki yüksekliğimizle bozacağız, alayını birden hüsrana uğratacağız.

Biz düzensiz göç ve sığınmacı konusunu duygusallıktan arınarak gerçekçi bir temele oturtmakla, ortak bir iradeyle Türkiye’nin ve Türk milletinin gündeminden kademeli bir şekilde çıkarmakla mezunuz, mesulüz ve buna da muktediriz.

Son günlerde ülkemizde geçici koruma statüsüyle bulunan Suriyeli sığınmacıları bahane ederek toplumsal infialin ateşini tutuşturmak arayışında olan bazı görevli provokatörlerin, sosyal medyada taşeronluk yapan müfsitlerin devrede olduğu net olarak görülmektedir.

En küçük bir anlaşmazlığın, incir kabuğunu doldurmayacak ihtilafların büyütülmesi, toplumun geneline körüklenerek yayılması hedeflenmektedir.

Oyun sinsidir, tehlike kol gezmektedir.

Bu karmaşık ve riskli sürecin iç cephesi olduğu kadar, dış tazyik ve tertibinin de bulunduğu gün gibi ortadadır.

Hepinizin ve herkesin bilhassa dikkatini çekiyorum, duygusallıkların tetiklediği cepheleşmelerin açtığı öfke ve nefret çukurları ve buna taammüden refakat edilmesi feci sonuçlara kapı aralayacaktır.

Kötü niyet sahipleri bir kıvılcımın nerelere kadar yayılacağını ya bilerek ya da bilmeden sorumsuzca siyasi ve toplumsal eylem halindedir.

İstanbul Bağcılar’da, bir densizin, bir serserinin sokak ortasına sandalye koyarak oturması dahi kor halinde duran gerginliği anında tırmandırmış, günlerce ülke gündemini meşgul etmiştir.

Ankara Altındağ’da yaşananların toz bulutu bile henüz dağılmış değildir.

Öncelikle şunu söylemek isterim ki, Türkiye’de geçici koruma statüsüyle bulunuyorken asayişi ve toplumsal huzuru kim ya da kimler bozuyorsa derhal, gözünün yaşına bakılmadan sınır dışı edilmelidir.

Türkiye onun bunun elinde oyuncak olamayacaktır.

Türkiye’de hakim güç ve irade Türk milletidir.

Eşkıyalığa hiç kimse heves etmemelidir.

Huzur bozucu fiillerin failleri de yaptıklarının bedelini misliyle ödemelidir.

Memnuniyetle müşahede ediyoruz ki, bugüne kadar hükümet bu konuda tavizsiz bir duruş sergilemiş, tedbirleri zamanında ve yol kazasına mahal vermeden peyderpey almıştır.

Maksatlı ve marazi zihniyet sahipleri görmese de, itiraf etmese de yalın gerçek budur.

Altını çizerek söylemek isterim ki, Milliyetçi Hareket Partisi sınır aşan göçler konusunda en hazırlıklı partidir.

Bizi eleştiren, niye susuyorsunuz, neden sessiniz, niçin tepkisizsiniz diyen kim varsa ya cahil ya da gelişmeleri takip ve okuma özrü çeken zavallılardır.

Bizim açığımızı arayanlara diyorum ki, önce yama tutmayan yırtıklarınızı dikin, konuşacak yerde susmanın, susulacak yerde konuşmanın ancak ve ancak ahmaklara özgü bir hal olduğunu da asla hatırınızdan çıkarmayın.

Aralarında çok değerli akademisyenlerimizin ve fikir insanlarımızın bulunduğu “Sınır Aşan Göçler Komisyonu” partimizin AR-GE bünyesinde kurulmuş ve ortaya çıkan muazzez çalışma hem ilk haliyle hem de güncellenmiş şekliyle milletimizin ve siyasi muhataplarımızın bilgisine sunulmuştur.

Biz hamd olsun her şeye hazırız.

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunlar karşısında ne verilemeyecek bir cevabımız ne de eziklik duyacağımız bir acziyet ve geriliğimiz vardır.

Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş, geride kalanlar da çölde deve izi saymaya kadar işi götürmüşlerdir.

Bu müfteriler acınacak haldedir.

Bu müptezeller tükenmişlik sendromuna yakalanmışlar ve pişmiş aşa su karıştırayım derken istikametlerini şaşırmışlardır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin düzensiz göç konusunda ve geçici koruma statüsüyle Türkiye’de bulunanlara yönelik bakışı ve temin ettiği politikası açıktır.

Bir defa düzensiz göç adı konmamış bir istiladır.

Mutlak süratte önüne geçilmeli, yakalananlar derhal gönderilmelidir.

İkinci olarak ve esasen Suriyeli sığınmacıları sabahtan akşama ülkelerine göndermek hem doğru hem de mümkün değildir.

Uluslararası hukuktan doğan sorumluluklarımız vardır.

Fakat Suriyeli sığınmacıların ülkelerinden ayrılış ve kopuşlarına neden olan ağır şartlar ortadan kalkar kalkmaz güvenli ve gönüllü bir şekilde geldikleri gibi uğurlamak da bizim asıl önerimiz, asıl önceliğimiz ve şaşmayacağımız hedefimizdir.

Misafirin ve misafirliğin süresi sınırlıdır.

Türk milletinin mevcut nüfus dokusunun, toplumsal huzur ve güvenliğinin sağlam esaslara bağlanması vazgeçilmez amacımızdır.

Her insanın kendi yurdunda emniyetli ve esenlik içinde yaşamaya hakkı vardır.

Özellikle önümüzdeki bayram günlerinde ülkelerine gidebilen Suriyeli sığınmacıların tekrar geri dönmelerine de hiç gerek yoktur.

Suriye’de ateş söner sönmez herkes evine barkına Türkiye’nin güvencesi altında kavuşmalıdır.

Ülkemizin ekonomik büyümesine, sosyal gelişmesine ve milli bütünleşmesine destek veren, katkı sunanlar da başımızın üstündedir. Onlara diyecek bir şeyimiz yoktur.

 

Değerli Arkadaşlarım,

Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmaların dinmemesi, ateşkes ve barış arayışlarının bir türlü arzu edilen kıvama ulaşmaması bölgesel huzur ve güven iklimine zarar vermektedir.

İki ülke arasında müzakeresi yapılan konu başlıkları üzerinde mutabakata varılamaması krizin derinleşerek devamını tetiklemektedir.

Rus donanmasının göz bebeği olarak gösterilen bir savaş gemisinin batırılmasından sonra Rusya’nın Kiev’e yönelik füze saldırıları, liman kenti Mariupol’un kuşatma altında tutuluyor olması diplomasi ataklarını ve diyalog hamlelerini baltalamaktadır.

Türkiye sabırlı, ısrarlı ve iyi niyetli bir şekilde ateşkes ve barış ortamının yeşermesi için mücadelesini sürdürmektedir.

Bu ahlaki ve ilkeli tutum her türlü takdirin üstündedir.

Görülmektedir ki, Türkiye’nin tesiri olmadan iki ülke arasında ateşkes rejiminin tezahür etmesi imkânsız değilse de çok zordur.

Rol kapmak için kuyruğa giren ülkelerin ise iyi niyetli olmadıkları, bir yanda silahların susmasını gönülsüz şekilde isterlerken diğer yanda savaş bölgesine iştahla silah ve cephanelik sevk ettikleri bilinmektedir.

Rusya ile Ukrayna arasındaki kanlı çekişmenin sona ermesine samimiyetle hizmet edemeyen, omurgalı duruş gösteremeyen, insanlık değerlerine tercüman olamayan, daha vahimi savaşın kızışmasına ve uzamasına zımnen destek veren her ülke dökülen kanlarda, alınan canlarda, yıkılan şehirlerde pay sahibidir.

Rusya geçtiğimiz hafta ABD’ye nota vermiş, Birleşik Krallık Başbakanı’nın da aralarında bulunduğu 13 isme yaptırım kararı almıştır.

Gerek ABD gerekse Birleşik Krallık barışın değil savaşın fanatik taraftar grubu olarak sivrilmiştir.

İnsan haklarının, insan varlığının yok sayılması bunların umurunda değildir.

Şu garip ve tenakuzla pekişmiş duruma bakınız ki, ABD Dışişleri Bakanlığı 12 Nisan 2022 tarihinde hazırlanan 2021 yılı İnsan Hakları Raporu’nu yayımlamıştır.

Buruşuk ve sararmış bir kağıt parçasından ibaret bu raporda Türkiye’ye tam 93 sayfa ayrılmıştır.

Zannederseniz ABD sütten çıkmış ak kaşık, insan hakları sevdalısıdır.

Mezkur raporda 15 Temmuz hain darbe girişiminden sözde FETÖ darbe girişimi olarak bahsedilmiş, FETÖ’cülerin bütün iftira ve yalanları referans olarak alınmıştır.

Bu bakış, küstah, kifayetsiz ve köhne bir bakıştır.

Bize göre ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı 2021 yılı İnsan Hakları Raporu ayan beyan bir FETÖ komplosudur.

Raporun öntaslağı sanıyorum Pensilvanya’da hazırlanmıştır.

Çünkü temelsiz ifadeler, önyargılı eleştiriler, haksız iddialar, sapkın değerlendirmeler ancak ve ancak bir FETÖ’cü hainin kaleminden satırlara dökülecektir.

Raporda deniyor ki, “Türkiye, Fethullah Gülen ile 2016 darbe girişimi arasında bir bağ olduğunu iddia ediyor.”

Ne iddiası, gerçekleri saptırmak kimin haddinedir? Musalla taşına sırtını vermiş bir dostluğa, böylesi bir müttefikliğe inanmak, itibar etmek nasıl mümkündür?

ABD, kiraladığı canileri 15 Temmuz gecesi üzerimize salmadı mı?

FETÖ’yü Anadolu’nun işgali için görevlendirmedi mi?

Kime ne anlatıyorlar?

Bu masalı çocukların bile dinlemeyeceğini hala anlamıyorlar mı?

15 Temmuz 2016’da emperyalizmin nam ve hesabına Türkiye ve Türk milletine silah çeken, bomba atan, 251 vatan evladının şehadetine neden olan hain ve haşhaşi örgüt FETÖ’dür.

FETÖ, Türk ve Türkiye düşmanlarının can beraberi, kan beraberi, terörist yandaşıdır.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı 2021 yılı İnsan Hakları Raporu bizim nezdimizde yok hükmündedir, yırtılıp atılacak kağıt parçasıdır.

Bu raporu kınıyor, müelliflerine şahsen, gıyaben ve milletim adına iade ediyorum.

Türkiye’nin terörle mücadelesini görmeyen, görmek istemeyen, bilakis terör örgütleriyle aynı kanlı ve hain devriyeye çıkan ülkenin adı Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Biden’ın geçen hafta pervasızca ve şuur kaybıyla boşluğa uzattığı el teröristler tarafından uzaktan da olsa hem tutulmuş hem de öpülmüştür.

Tavsiyemiz ABD’nin kendi geçmişine, kabarık suç siciline odaklanmasıdır.

Türkiye terörün belini kıracak, teröristleri de doğduklarına pişman edecektir.

Buna itiraz edenler, düşmana yardım ve yataklık yapanlar bizim dostumuz da, ittifak ortağımız da ahlaki ve manevi planda olamaz, olmaya fıtratları elvermez.

Diyarbakır’da Abluka 1 operasyonu icra edilmiş, 13 terörist etkisiz hale getirilmiştir.

17 Nisan 2022 tarihinde Irak’ın kuzeyindeki terör yuvalarını imha etmek için başlatılan Pençe-Kilit Harekatı milletimizi heyecanlandırmıştır.

Bilinsin ki, bu harekatı yürekten destekliyoruz.

Metina, Zap ve Avaşin-Basyan bölgelerinde önceden belirlenmiş terörist hedefler havadan ateş altına alınmış ve başarıyla vurulmuştur.

Türk milletinin kuvvetli pençesi hainlerin kafasını koparacaktır.

Bordo berelilerimiz, komandolarımız hamd olsun karadan teröristlerin inlerine kadar girmişlerdir.

Komuta heyetimizi tebrik ediyor, kahraman Mehmetlerimizin gözlerinden öpüyor, dua ve desteğimizle yanlarında olduğumuzu bu vesileyle ifade ediyorum.

Operasyon bölgesinde şehit düşen kahraman Üsteğmenimiz Ömer Delibaş’a Allah’tan rahmet diliyorum.

Türkiye terör örgütlerine göz açtırmayacaktır.

Nereye kaçarlarsa kaçsınlar, kime sığınırlarsa sığınsınlar, Türk’ün adalet ve celadeti eninde sonunda o hainleri bulacak ve cezalandıracaktır.

PKK/KCK terör örgütü adına ekonomik ve mali yapılanma içinde olan, teröristlere para aktaran ve değer ailesi ismi altında toplanan terörist yakınlarının sözde maaşa bağlanmasına hizmet eden 91 kişi hakkında 12 Nisan 2022 tarihinde başlayan hukuki süreç ve gözaltına alınmalarına dönük adli tasarruf çok yerinde ve sevindirici bir gelişmedir.

Terör ile güvenlik arasında üçüncü bir seçenek yoktur.

Terörün kökü kazınacaktır.

Cumhuriyet’in yüzüncü yıl dönümü olan 2023 yılında Türkiye bu melanetten, bu rezaletten, bu cinayet döngüsünden Allah’ın izniyle kurtulacaktır.

Bunun başka alternatifi, başka bir çaresi yoktur.

Günü geldiğinde ABD’nin gözetim ve denetiminde bulunan Gülen haini de ölmeden Türk mahkemeleri önüne yaka paça çıkarılacak, hafızalardan asla silinmeyen ihanetinin hesabını birer birer verecektir.

 

Değerli Milletvekilleri,

Teröre vurulan her darbe zillet ittifakını çılgına çevirmektedir.

Her operasyon zillet cephesinin yüzünü düşürmektedir.

İttifak içinde ittifak kazısı yapan, günaşırı Cumhurbaşkanı adayının kimliği üzerinden tezvirat perdesi açan çürük çarık partilerin yeni seçim yasasıyla birlikte kimyaları da bozulmuştur.

Alayı korku ve telaşa kapılmıştır.

İnce hesaplar yapılmaya başlanmıştır.

İttifak içinde yeni bir ittifak kurulmasına yönelik tercih ve telkinler polemikleri tırmandırmış, zillet partilerinin manevra alanını daraltmıştır.

Bunların birbirine güvenleri yoktur.

Bunların samimiyetleri yoktur.

Bunların Türkiye’nin istikbaline, uluslararası gelişmelerin seyrine milli bir yorum getirme, yeni ve parlak bir öneri paylaşma iradeleri hiç yoktur.

Çünkü bildikleri bir şey yoktur, araştırmaya ve öğrenmeye merakları yoktur, millete mensubiyet ve sevgileri yoktur, siyasetleri ve zihniyetleri de mefluçtur.

Daha düne kadar bir ittifak çatısı altında seçilmeyi garantileyip milletvekili dağılımından istifadeyi planlayan küsurat partileri ne yapacaklarını şaşırmış vaziyettedir.

Bunlar doluya koysalar almıyor, boşa koysalar dolmuyor, evdeki hesapları da çarşıya uymuyor.

HDP’nin bir eşbaşkanı tarafından yapılan itiraf yedi partinin birlikte hareketini, emel ve hedef birlikteliğini netleştirmiştir.

PKK zillet ittifakının demiridir.

FETÖ zillet ittifakının çimentosudur.

İç ve dış işgal cephesi zillet ittifakının kemer taşıdır.

6+1 formatında kurulan, 24 Nisan’da yeni bir toplantıya sahne olacak şaibeli masa çatlamıştır, çıkar kavgaları, koltuk ve liste savaşları şimdiden zillet partilerini rehin almıştır.

Kılıçdaroğlu da, farklı senaryoları içeren 8 seçenekli bir ittifak çalışması yaptırdığını açıklamış.

Değil 8 seçenek, 18’de olsa, 28’de olsa, bunlar toplanıp fal da açsalar, altın günleri de yapsalar, medyumlara müracaat edip hal çaresi de arasalar nafiledir, çuvallamaları, duvara toslayıp dağılmaları kaçınılmaz bir siyaset gerçeği olacaktır.

İki farklı noktayı bir doğru birleştirir, zillet partilerini de menfaate dayalı çarpık beklentiler buluşturur.

Zillet ittifakı köşeye sıkıştı, her birisi kendi derdine düştü.

Aslına bakarsınız, karşımızda efradını cami ağyarını mani bir ittifak da yoktur.

Gerçekten de yedi partinin yalnızca güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş için bir araya geldikleri, mevsimlik siyaset yaptıkları anlaşılmaktadır.

Cumhur İttifakı’nın farkı da buradadır.

Bizim ittifakımız çıkara veya pazarlığa dayalı bir ittifak değil, vatan ve millet sevgisiyle mücehhez sağlam ve sarsılmaz bir ittifak başarısıdır.

Bu ittifak Türk milletinin ittifakıdır.

Bu ittifak tarihin, kültürün, yaşanmış ve yaşanacak Türk asırlarının ittifakıdır.

Biz de yalan yoktur, yanlış yoktur, riya yoktur, hesap yoktur, pusu yoktur, kuyu kazma yoktur, tuzak yoktur, dümencilik hiç yoktur.

Biz göründüğümüz gibiyiz, olduğumuz gibi de görünmesini biliriz.

Siyaseti mertçe ve adam gibi yaparız.

Milletimiz ne diyorsa ona kulak veririz.

Zillet değiliz, Türk milletinin ta kendisiyiz.

Hedeflerimiz belli, geldiğimiz yer belli, ulaşacağımız ufuk bellidir.

Mayamız belli, sütümüz lekesiz, hamurumuz katıksızdır.

Cumhur İttifakı Türkiye’nin zırhı, demokrasinin ziynetidir.

Zillet ittifakı henüz adayını bile bulamamıştır.

Bitmiş ve unutulmuş bir savaşın sanki kayıp askerleri gibi ne yaptıkları belirsiz, ne yapacakları bilinmezdir.

Zillet ittifakı bulmaca içinde bulmacadır.

Bu ittifakın medyaya yuvalanmış ayakları da gün aşırı muhtemel adaylar hakkında spekülasyon yapmaktadır.

Bütün televizyon ve gazetelerde toplasanız bir adam etmeyecek ne kadar yorumcu varsa aday o mu olsun, bu mu olsun tartışmalarıyla milletimizi oyalamakta, sistematik algı kampanyasını diri tutmaktadır.

Zillet ittifakına sesleniyorum, kimin çıkarırsanız çıkarın, ister İnan Kıraç’ı, ister terörist Demirtaş’ı, isterse de Osman Kavala’yı aday olarak gösterin, mahut ve mutlak son değişmeyecek, Türkiye’nin yükseliş ümitlerini, tarihi yürüyüşünü kesemeyeceksiniz.

Milli Mücadele 29 Ekim 1923’de nasıl taçlanmışsa, 2023’de de bir kez daha taç takıp tahta çıkacak, Anzavur beslemeleri, Kuvayı İnzibatiye yedekleri, Damat Ferit havariler, Şark Meselesi holiganları, müstevli hayranları, manda ve himaye heveslileri, Allah’ın inayeti, Türk milletinin iradesiyle kesif bir yenilgiyle tanışacaklar ve siyasi tarihin bodrum katına atılacaklardır.

 

Değerli Arkadaşlarım,

Muazzam ahlakı, muhteşem aklı, müstesna şuur ve ruhuyla Söğüt’ten volkan ağzı gibi fışkıran Türk yükselişi, asırlar içinde pek çok nedenden mülhem inişe geçmiş; Balkanlar, Ortadoğu, Afrika, Kafkasya ve Yemen sahillerini vuran dev dalgalar maalesef geriye çekilmişti.

Çetin ve yıpratıcı mücadele yılları birbirini takip ederken topraklarımız ve insan varlığımız zaman içinde erimişti.

Kök sağlam kalsa da iftihar ettiğimiz ulu çınar asırlar içinde yavaş yavaş kurumuş, bir başka baharda açmak üzere yaprak dökmüştü.

Vatanımız düşman postalları altında inlerken, milletimiz uzun savaş yılları nedeniyle yorgun ve bitap düşmüştü.

Büyük Millet Meclisi işte böylesi ağır ve kasvetli şartlarda tecelli ederek 23 Nisan 1920 Cuma günü dualarla açılmıştı.

Merhum Yunus Nadi’nin “Ankara’nın İlk Günleri” isimli eserinde Mustafa Kemal Paşa’nın şu sözleri yer almıştır.

“Bir devre yetiştik ki onda her şey meşru olmalıdır. Millet işlerinde meşruiyet ancak milli kararlara istinat etmekle, milletin temayülat-ı umumiyesine tercüman olmakla hasıldır. Evvela Meclis, sonra ordu. Orduyu yapacak olan millet ve ona niyabeten Meclis’tir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi milli iradenin tecelligahı olmasının yanı sıra, ordular kurup ordular yönetmiş, emsalsiz bir mücadeleyi yürütmüş, aynı zamanda bir devlet kurmuş, bu yönüyle dünya da bir ilki başarmıştır.

23 Nisan 1920 tarihine anlam ve özel değer katan bir başka husus da şudur:

Bu tarihi gün, Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyet havzalarını birer birer kaybederek, Türklüğün yaşama alanının Anadolu'ya sıkıştığı, ıztırapla dolu bir tablo içinde, milletimizin o dönemdeki en son ve en etkili hamlesinin de adıdır.

Türk milleti için, artık dönülecek toprak parçasının, izlenecek göç yolunun, kaptırılacak vatan köşesinin kalmadığının nihai kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıdır.

Ankara'nın Ulus Meydanı’ndaki tek katlı taş binadan ortaya çıkan sonuç,

Yaklaşık iki asrı aşan elem ve çile dolu geri çekilmenin artık son bulacağının,

Bugünkü coğrafyamız üzerinde sonsuza kadar yaşamaya devam edeceğimizin,

Vereceğimiz tavizin nihai sınırları olarak kalpgâhımız olan Anadolu'yu sonuna kadar koruyacağımızın,

Akıl, hesap, irade, iman ve süngü ile birleşen bir mücadele ile Türklüğün makûs talihini döndüreceğimizin bütün insanlığa tebliğ ve mesajıdır.

Bu itibarla, Meclisimizin açılışı, milletler mücadelesinin acımasızca sürdüğü bir dönemde;

Milletimizin tam bir mutabakatla, milli kimlikte ve milli hedefte buluşmasının,

Yıllardır süren kayıpların çöküntüsünü atarak güç ve moral toplamasının,

Silahla verilen bir mücadelede bile toplumsal mutabakatlarla sağlanan milli meşruiyetin ve demokratik onurun nirengi ve dönüm noktasıdır.

TBMM, izzeti nefsi ve haysiyeti ile oynanmayı reddeden Türk milletinin topyekûn ayağa kalktığı bir diriliş abidesidir. Ne kadar övünsek azdır.

Türkiye'nin yükselişi de, tıpkı 23 Nisan 1920‘de tecelli eden şuurda anlamını bulduğu gibi; sorunlara yalnızca başkent Ankara'dan bakan, ayrışmayı değil birleşmeyi, dağılmayı değil buluşmayı, parçalanmayı değil kucaklaşmayı, farklılaşmayı değil bütünleşmeyi hedefleyen kolektif anlayışla mümkün olabilecektir.

23 Nisan 1920'nin aziz hatıralarını aramak ve anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yoktur.

İsli gaz lambalarının altında kaleme alınan kararlarda,

Ardı arkası gelmeyen sararmış telgraflarda,

Heyecanla buluşulan kongre salonlarında,

Asker götüren katarların loş vagonlarında,

Mermi taşıyan kağnıların gıcırdıyan teknelerinde,

Uykusuz gecelerle geçen Meclis sıralarında ve nihayet, şehadetlerle dolu vatan topraklarında, onu anlamak ve tanımak isteyenler için kutlu anıları ve belgeleri canlılığını hala korumaktadır.

Bu hafta sonu karşılayacağımız TBMM’nin açılışının 102’inci yıl dönümünü şimdiden kutluyor, Meclis’imizin İlk Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, aziz şehitlerimizi, kurucu kahramanlarımızı, İlk Meclis’in muhterem mebuslarını rahmetle, hürmetle, minnetle yad ediyorum.

Sevgili çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı da tebrik ediyor bütün yavrularımızın gözlerinden öpüyor, konuşmamı noktalarken sizleri de saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

Permakültür | Sürdürülebilir Tarım
Ülkü Ocakları olarak dünyada ve ülkemizde yaşanabilecek sorunlara yönelik çözümler üretebilmek adına çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Yaz döneminde ise tüm il ve ilçe ocaklarımızda Permakültür yani sürdürülebilir Tarım projemizi başlatıyoruz. Permakültür, özellikle şehirlerde; balkon, teras ve bahçe gibi değerlendirilebilir alanlarda herkesin kendi sebze ve meyvesini yetiştirmesini sağlayan ve bunun da sürdürülebilir olmasını sağlayan bir tasarım modelidir. Bu vesileyle tüm ülküdaşlarımızı gelecek günlerde duyuracağımız permakültür projemize katılmaya davet ediyoruz.
Odak2023
ODAK 2023, başta Türk gençliğinin hizmetine sunmuş olduğumuz; kullanıcıların dikkatlerini artırmak, odaklanma becerilerini geliştirmek ve okuma bozukluklarını gidermek amacıyla geliştirilmiş olan bir eğitim programıdır.
BilgiOcakta
BilgiOcakta; 2 ana modülden oluşan bir eğitim ve bilgi sınama sistemidir: 1-Bilgi Yarışması Bilgi Ocakta eğlence modülü ile dokuz kategoride yüzlerce soruyla kendini test edebilir, genel kültürünü geliştirebilirsin. Günlük,haftalık ve aylık puan tablosuyla arkadaşlarınla ve Türkiye genelinde kıyasıya rekabete girebilir, yarışarak eğlenceye ortak olup aynı zamanda sürpriz hediyelerin sahibi olabilirsin. 2-Eğitime Destek: Bilgini Ölç, Dersleri Pekiştir! Ülkü Ocakları online eğitim modülünde lise, üniversite ve çeşitli sınav seviyelerine kadar her öğrencinin ihtiyacına uygun, uzman hocalar tarafından MEB ve ÖSYM müfredatına göre hazırlanmış sınava yardımcı sorular sayesinde okulda gördüğün dersleri test çözerek pekiştirebilir doğru ve yanlışlarını test bitiminde anlık olarak kontrol edebilirsin.
Ocaktabul
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından hazırlanan; Büyük Türk milletinin binlerce yıllık tarihi ve Ülkü ocaklarının şerefli mazisinden özenle seçilmiş 816 kelimenin olduğu bu oyunu oynayanlar; Türk Dünyası'nın kavramlarını ve önemli şahsiyetleri öğrenecek, Kendini ifade etme becerisini ve konuşma yeteneğini geliştirecektir. Ocakta'Bul oynarken öğretir, öğretirken eğlendirir bu sayede bilgileri kalıcı hale getirir.
Tercih Robotu
Ülkü Ocakları Tercih Robotu; puan türü, başarı sırası aralığı, ücret/burs, şehir, üniversite türü, öğretim türü, doluluk/statü filtrelemelerini yaparak üniversite tercihinizde uzman rehberlik hizmeti sunar.

VİDEOLAR | OCAK TV

ÜLKÜ OCAKLARI EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI | VİDEOLARA GÖZ AT

ÜLKÜ OCAKLARI DERGİSİ

FARKLI DİL SEÇENEKLERİ İLE ÜLKÜ OCAKLARI DERGİSİ'Nİ HEMEN İNCELE

TÜRK BÜYÜKLERİ
OKUMA SERİSİ

ÇİZGİ ANİMASYONLARI

Türk Milletinin geleceğinin teminatı evlatlarımız için hazırladığımız Türk Büyükleri Okuma Serisi'nin tüm çizgi animasyonlarını sunuyoruz.