LİDERİMİZ SAYIN DEVLET BAHÇELİ BEY’İN GRUP TOPLANTISI KONUŞMALARI-24.01.23
Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Saygıdeğer Misafirler, Basınımızın Değerli Temsilcileri, Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımıza başlarken hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor, başarılı, huzurlu ve sağlıklı bir hafta geçirmenizi diliyorum. Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından, radyo kanallarından toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda y...
LİDERİMİZ SAYIN DEVLET BAHÇELİ BEY'İN SOSYAL MEDYA AÇIKLAMALARI-21.01.23
Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümünün yeni bir demokrasi zaferiyle taçlanma vakti yaklaştıkça, aziz millet iradesinin sandıkta tecelli edeceği tarihi güne sayılı günler kaldıkça, iç ve dış menşeli hain provokasyonların eşzamanlı olarak devreye alındığı gözlemlenmektedir. İsveç’in başkenti Stockholm’de Cumhurbaşkanımızı hedef alan alçak teşebbüsten kısa bir süre sonra bu defa da Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yönelik aşağılık bir tertip...
LİDERİMİZ SAYIN DEVLET BAHÇELİ BEY'İN YENİ YIL MESAJI-31.12.2022
Uzun yıllara sari bir özlemin, on yıllar boyunca heyecanla beklenen tarihi bir eşiğin ifadesi, ilamı ve ibrası olan 2023 yılına taptaze ümitlerle ulaşmış bulunuyoruz. Ne mutlu bizlere ki, muhteşem bir mücadele şuuru ve kahramanlık gururuyla tezahür eden Türkiye Cumhuriyeti, zaman içinde karşılaştığı zorlu etapları aşa aşa yüzüncü yıl dönümüne erişmiş, 1923’ün kurucu ruhu 2023 yılının geniş ufkuyla birebir kenetlenmiştir. Devletlerin k...
GENEL BAŞKANIMIZ ÜLKÜ OCAKLARI MERSİN İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanımız Ülkü Ocakları Mersin İl Başkanlığını ziyaret etti. Genel Başkanımız ziyaretini "Liderimiz Sn. Devlet Bahçeli Beyefendi'nin teşrifleriyle 18 Aralık'ta gerçekleşecek olan Mersin açık hava toplantımız öncesi, Ülkü Ocakları Mersin İl Yöneticilerimiz ve İlçe Ocak Başkanlarımızla bir araya gelerek istişarelerde bulunduk." ifadeleriyle paylaştı. ...
GENEL BAŞKANIMIZ MHP MERSİN İL BAŞKANI ZEYNEL UĞUR GÖLGELİ'Yİ ZİYARET ETTİ
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım MHP Mersin İl Başkanlığını ziyaret etti. Genel Başkanımız ziyaretini "Liderimiz Sn. Devlet Bahçeli Beyefendi'nin teşrifleriyle 18 Aralık'ta gerçekleşecek olan Mersin açık hava toplantımız öncesi ziyaretlerimiz kapsamında MHP Mersin İl Başkanımız Sn. Zeynel Uğur Gölgeli'yi ziyaret ettik. Misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum." İfadeleriyle paylaştı. ...
GENEL BAŞKANIMIZ ADANA'DA İL ve İLÇE OCAK YÖNETİCİLERİMİZLE BİR ARAYA GELDİ
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanımız Ahmet Yiğit Yıldırım Adana'da il ve ilçe yöneticilerimiz ile bir araya geldi. Genel Başkanımız "Liderimiz Sn. Devlet Bahçeli Beyefendi'nin teşrifleriyle 18 Aralık'ta gerçekleşecek olan “2023'e Doğru: Aday Belli, Karar Net" Mersin açık hava toplantımız öncesi Ülkü Ocakları Adana İl Yöneticilerimiz ve İlçe Ocak Başkanlarımızla bir araya gelerek istişarelerde bulunduk." İfadeleriyle pa...
Tüm Haberlere Git
ATATÜRK’ten

Mazinin kararsız, çürümüş zihniyeti ölmüştür. Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, haysiyetini, şerefini tanıtmaya kadirdir. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar.

BAŞBUĞ'dan

Bati memleketleri maddi ilerleme sağladı, ama insanlığa huzur getiremedi. Doğu ise geriledi ve sefalet ile cehaletin bataklığına saplandı. Madde ile manayı birleştiren, her ikisini de kucaklayan yeni görüş ise Milliyetçi Hareket Partisinin sunduğu 9 Işık görüşüdür.

LİDER’den

Dava adamı inanç ve iman adamıdır. Dava adamı ilke ve ülkü abidesidir. Dava adamı samimiyet ve dürüstlük anıtıdır. Hep ülkücü yaşadık, hep ülkücü kaldık, Allah nasip ve kısmet ederse de ülkücü olarak hayata gözlerimizi yumacağız.

Genel Başkan’dan

Yüce Türk milletinin şanlı tarihinden ve mücadelesinden ilham alarak; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde; Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in yolunda ve Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin emrinde; Ülkücü Türk Gençliğine yakışır bir duruş ve olgunlukla milletimizin her bir gencine ulaşmayı planlıyoruz.

KONUŞMALAR


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi'nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 10 Ocak 2023

Değerli Milletvekilleri,

Aziz Dava ve Yol Arkadaşlarım,

Basınımızın Muhterem Temsilcileri,

Bu haftaki Meclis Grup Toplantımıza başlarken hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor, başarılı ve huzurlu bir hafta geçirmenizi diliyorum.

Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından, radyo kanallarından toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan değerli kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyorum.

Sözlerimin başında, bütün gazetecilerimizin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü tebrik ediyorum.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta, Sakarya Meydan Savaşı için “Melhame-i Kübra”, yani çok kanlı savaş manasına gelen terimi kullanmıştı.

Gerçekten de öyleydi ve bu savaş Milli Mücadele’nin dönüm noktasıydı.

22 gün 22 gece süren ve nihayetinde zaferle mükafatlanan Sakarya Savaşı bütün menfi ahvale rağmen istiklal umudunu yeşertmişti.

Bu savaş sonucunda bir hilal uğruna 5 bin 713 şehit vatan topraklarına aşılamaz ve alınamaz mukaddes bir sur çekmişti.

Merhum dava büyüğümüz Dündar Taşer’in bu muazzam zaferle ilgili isabetli yorumu da şöyleydi:

“Türk’ün cezri, -diğer bir ifadeyle geri çekilmesi- Sakarya’da bitmiştir. Yeni bir med devrine -kısaca yükseliş dönemine- girme çabasındayız. Bu med olacak ve Türk milleti eski azametine kavuşacaktır. Bunun sancıları ve ızdırapları içerisindeyiz.”

Sakarya Savaşı devam ediyorken Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa, kendisine intikal eden raporlardan etkilenmiş, bu suretle orduyu daha gerilerde sağlam bir hatta çekerek savunma yapılmasını Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’ya teklif etmişti.

Fevzi Paşa ise bu düşünceyi reddetti ve “Adım Adım Savunma yaparak başarıya ulaşılacağını” açıkladı.

Nitekim dediği gibi de oldu ve zafer Türk milletinin hanesine yazıldı.

102 yıl evvel “adım adım savunma stratejisiyle” Türk’ün makus ve meyus talihi değişmiş, müstevli ilerleyişi püskürtülerek Cumhuriyet’e giden yolların taşları döşenmişti.

Bugün de planlayıp tatbik ve temin ettiğimiz “adım adım 2023 stratejisiyle” Cumhuriyet’in 100’üncü yılına giden sürecin dört başı mamur hazırlıkları yapılmaktadır.

Biz adımlarımızı adam gibi attıkça önümüze engeller çıkmaktadır.

İstesek de istemesek de hayatın ve siyasetin doğasında yer etmiş çetin mücadelelere zaman zaman maruz ve muhatap kaldığımız hepinizin şahit olduğu gerçekler arasındadır.

Varsın olsun, ne gam ne tasa, yaşadığımız müddetçe gecesine dalıp da şafağıyla uyanmadığımız hiçbir gün şimdiye kadar olmamıştır.

Gene merhum Dündar Taşer’in dediği üzere, “çadırımızı sırtlanların yolu üzerine kurduğumuz da tarihi tecrübelerle sabit ve varittir.”

53 yılını geride bıraktığımız siyasi mücadelemizin her etabı zorluklarla geçmiş, yürüdüğümüz her yol dikenlerle tuzaklanmıştır.

Elbette bu kutlu yolculuk ikna edilmişlerle değil inanmışlarla, kapı arasından bakanlarla değil kapıyı omuzlayıp içeri giren serdengeçtilerle yürünmüş, bundan sonra da böyle olacaktır.

Aka karışmayıp tavaya bulaşmayanlarla, balkondan seyredip suya sabuna dokunmayanlarla ne can beraberi olunacak, ne de ülkülerimizin peşinden gidilecektir.

Türk milletinin karşısında birikmiş tehditler, bilenmiş tehlikeler aynısıyla Milliyetçi-Ülkücü Hareket içinde geçerlidir ve bu durum normaldir.

Çünkü bizim siyasetteki gayemiz Türk milletinin hayat ve varlığının muhafazası, yeri gelirse de hesapsızca müdafaasıdır.

Bu yıl içinde yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri için vakit daraldıkça, zaman kısaldıkça, vade yaklaştıkça hain proje elemanları, oyun uşakları, siyaseti zillete düşmüşlerin iç yüzü birer birer deşifre olmaktadır.

Diyebiliriz ki, 2023 yılı bir turnusol kağıdı gibi her melaneti, her rezaleti, her melun niyeti açığa ve ortaya çıkaracaktır. Hatta bu süreç başlamıştır.

2023 seçimleri, iftira ile iffet, irade ile ihanet arasında geçecektir.

2023 seçimleri, üniter milli devlete sadakat besleyen Türkiye sevdalılarıyla; geleceklerini dağılmaya, çözülmeye, ufalanmaya bağlayan federasyoncular arasındaki bir seçime sahne olacaktır.

Türkiye’nin önünü kesmek, yükselişini durdurmak, ayağına zincir vurmak, onca yapılanı yıkmak, onca yatırımı ve hizmeti baltalamak amacıyla faal halde olanlar aynı kuyrukta sıraya girmişlerdir.

Karşımızda belirginleşen husumet cephesi kalabalık ve karanlıktır.

Seçime kadar her türlü provokasyonun sahnelenmesi muhtemeldir, beklenmelidir.

Zillet ittifakına aleni dayanak ve destek olan küresel emperyalizm bütün çakallarını aramıza salmıştır.

Yıkım kuryeleri, hıyanet yetiştirmeleri, Soros’un uşakları, FETÖ’nun itleri, PKK’nın piyonları, yabancı istihbarat örgütlerinin taşeronları, Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümünü, Cumhur İttifakı’nın kutlu yürüyüşünü sekteye uğratmak amacıyla zillet ittifakının yanında hizalanmışlar, ikmal kanallarını da ardına kadar açmışlardır.

Nitekim iğrenç oyunu görüyoruz, beşinci kol faaliyetinin açıkça farkındayız.

Çorak tarlada bostan bitirmeye çalışan müptezellerin siretlerini de, suretlerini de az çok tanıyoruz.

And olsun, alayına birden Türk’ün gücünü göstereceğiz.

Türk milletiyle uğraşmanın, Milliyetçi Hareket Partisi’yle Cumhur İttifakı’na kumandalı saldırı pozisyonuna geçmenin bedelini çok ağır ödeteceğiz.

Zillet ittifakının siyasetsizliği ortadadır.

Program, hedef ve vizyon yokluğu tescillenmiştir.

Türkiye’ye bağlılıkları, Türk milletine mensubiyetleri ise komalıktır.

5 Ocak 2023 tarihinde 10’uncu toplantısını yapan bu kirli ve kriminal siyaset ittifakı yine aday çıkaramamış, yine aday belirleyememiştir.

Yaklaşık 9,5 saat toplantı yapıp da Cumhurbaşkanı adayını tespit edemeyen, üstelik nevzuhur bir aday üzerinde uzlaşmak için yeni bir istişare süreci başlatma kararı alan zillet partileri bir bakıma iflas bayrağını çekmişlerdir.

Ortak aday çıkarmak için altılı masadaki parti başkanları görüşmüşlere başlayacaklarmış.

İnsan merak etmeden duramıyor, peki bugüne kadar ne görüştünüz, neyle avundunuz, neleri konuştunuz, neyin hesabını yaptınız?

12 Şubat 2022 tarihinden bu tarafa toplanıp toplanıp dağılıyorlar, boşa dönen değirmen taşı gibi patırtı gürültü çıkarmaktan başka hiçbir şey yapmıyorlar.

Tarafsız bir Cumhurbaşkanı hedefini telaffuz etmelerine rağmen, altılı masanın himaye ve vesayetine A’dan Z’ye bağlanmış bir Cumhurbaşkanı kararında fikir ve görüş birliğine varmış durumdalar.

Altılı masanın adayı şayet Cumhurbaşkanı olursa Türkiye’yi birlikte yöneteceklermiş.

Bu nasıl bir hezeyan, nasıl boş bir kafadır?

Bu nasıl bir yozlaşmış siyaset ve demokrasi anlayışıdır?

Doğru kararlar üretmeye yatkın bir demokrasi siyasal istikrar ve itibarın vazgeçilmez ilkesidir.

Bu ilkenin çizik yemesi adalet ve hukuk ihlallerini teşvik etmekle kalmayacak ülkeyi yönetilemez hale sokacaktır.

Asıl düşünüp tedbir almamız gereken hususlardan birisi de demokrasilerde süreç ve içerik sorunlarının yaygın cesametidir.

Bu sorunun müsebbipleri her şeyden önce demokrasinin soysuzlaşmasına, gerçek manasından koparılmasına hizmet eden laçkalaşmış zihniyetlerdir.

Serok Ahmet’in, “Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun, genel başkanlar her stratejik kararda imza yetkisine sahip olacaklar” itirafı altılı masanın mahvı perişanlığını resmetmiş ve belgelemiştir.

Böylelikle zillet ittifakının tüm tezleri, tüm önermeleri çürümeye terk edilmiştir.

Siyasetlerinin çatısı çökmüş, koltuk krizi, güç rekabeti, yetki karmaşası, ikbal kaosu, rant paylaşımı, makam hırsı bunların maskelerini düşürmüştür.

Kaldı ki biz farklı hiç bir şeyi zaten düşünmedik.

Sağ olsunlar, bu kokuşmuş siyasetle ilgili öngörülerimizde yine yanılmadık.

CHP’sinden İP’ine, Deva’sından Serok’una kadar hiçbir zillet partisinin Türkiye’ye hizmet, millete dev eserler kazandırmak gibi bir derdi, özlemi, gayesi, niyeti yoktur, olmasını beklemek ise tamamıyla beyhudedir.

Zillet ittifakı bir alternatif değildir.

Zillet ittifakı hazır değildir.

Zillet ittifakı yerli ve milli hiç değildir.

Milletimiz bunların asıl maksatlarının, asıl yüzlerinin tamamıyla farkındadır.

Değerli Milletvekilleri,

Lütfen dikkat buyurunuz, Milliyetçi Hareket Partisi ne zaman itibar ve iftira suikastlarına uğrasa anbean gözden kaçırılmak istenen, saman altından su gibi yürütülmesi arzulanan bir tertip, bir tezgah, bir plan derhal devreye alınmaktadır.

Bize yönelik saldırılarla aziz milletimizi hedef alan tahrip düzeyi yüksek hazırlıklar yakın benzerlikler taşımaktadır.

Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin son kalesi, son siperi, düşman karşısında atılacak son kurşunudur.

Milliyetçi Hareket Partisi’ni akıllarınca meşgul ettiklerini zannedip haklı ve tarihi mücadelesinde kuşkular uyandırmak isteyenler Türkiye’nin ve Türk milletinin kuyusunu kazmak için gemi azıya alan işbirlikçi güruhtur.

Olan biten ne varsa biliyor, izliyor, çok sıkı bir şekilde takip ediyoruz.

Londra tefecilerinden, Newyork bankerlerinden, küresel sermaye çetelerinden ilhamını alıp, İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin günümüz ayağına talip olan Demokrasi ve Atılım Partisi’nin başındaki zat, Anayasa’nın 66’ıncı maddesini 2 Ocak 2023’te tartışmaya açma cüreti göstermiştir.

Açıkladığı Temel Haklar ve Eylem Planı sömürgecilerin siparişidir.

Selamsız sabahsız Babacan aynısıyla, “Anayasamızın 66’ıncı maddesini, çağımızın gereği olarak kapsayıcı bir anlayışla yeniden ele almayı” teklif etmiştir.

Anayasanın mezkûr maddesi “Türk Vatandaşlığı” üst başlığıyla şöyledir:

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk’tür. Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.”

Devası derdine kafi gelmeyen bu tulumba partisinin Kurumsal İletişim ve Tanıtım Başkanı da, kendisine sorulan, Anayasadan Türklüğü çıkarıyor musunuz?” sorusuna “doğru” cevabını vermiştir.

Bu kurşun gibi sözlere CHP’den tek bir itiraz gelmemiştir.

İP’ten tek bir tepki duyulmamıştır.

Zilletin diğer paydaşları da suspus vaziyettedir.

Şimdi sormak lazımdır, Devanın icazetli başkanını Türklüğün nesi ve neresi rahatsız etmektedir?

Türklüğü Anayasadan çıkarmayı cesedimizi çiğnemeden nasıl başaracaktır?

Buna nasıl kalkışacaktır?

Zillet ittifakının her bir ortağı aynı görüşte midir, aynı düşüncede midir?

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na danışmanlık yapan bölücü bir şahsın parti genel merkezinde verdiği bir röportaj sırasında, orada bulunan Türk bayrağını kaldırtması yalnızca skandal değil suçtur, cinayettir, kepazeliktir, bağımsızlığımızın sembolü al bayrağa adice bir hakarettir.

Bunlar bayraksızdır, bunlar milliyetsizdir, bunlar cibilliyetsizdir.

Allah muhafaza, eğer ellerine fırsat geçerse Türkiye’yi emperyalizmin kursağına teslim etmeleri kaçınılmazdır.

Bu azgın tehdide seyirci kalamayız, bu alçak teşebbüse sabır gösteremeyiz, tahammül edemeyiz, asla da etmeyeceğiz.

Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümünde, Türklükle hesaplaşma sayfası açanların, özerklik emelini canlandıranların, HDP’nin sırtını sıvazlayanların, PKK’yla dayanışma içinde olanların akıl hocaları, ahlaksız rehberleri esasen her vatan sevdalısının hafıza kayıtlarında mahfuzdur.

Türklüğü Anayasadan ayıklayıp etnik kimlik mertebesine çekecek bir şerefsiz henüz anasından doğmamıştır.

Böylesi bir hıyanet ve hezimete her kim teşne ise karşısında Milliyetçi Hareket Partisi’ni bulacaktır.

Şeytan oradaysa iman buradadır, haydi hodri meydan.

Biz adamı yüzünden, satılmışı da gözünden tanırız.

Milletimin hiçbir ferdi yılgınlığa kapılmasın, düzelir böyle kalmaz, yıkılır güze kalmaz, hesap sorulur mahşere bırakılmaz.

Cıngıllı fistan olanlar karşımıza geçip güllü gülistanlık taslıyor.

Delikli kapla su taşımanın çabasıyla oyalanıyorlar.

Çürük merdiven bulmuşlar dama çıkmanın arayışındalar.

Milliyetçi Hareket Partisi’ni olmadık suçlamalarla durdurmaya, Cumhur İttifakı’nda çatlak oluşturmaya çalışıyorlar.

Bizim görüş açımızı kapatarak 2023’te Türk’e kefen biçmek için kumpas planları yapıyorlar.

Yunanistan’ın Ege’deki tacizlerine sesleri çıkmaz.

Bölücülere, teröristlere, canilere hiçbir tavır gösteremezler.

Dahası Türkiye lehine tek bir laf etmezler, edemezler.

Zalimlerin yanında, yeminli Türkiye düşmanlarının yolundadırlar.

Türkiye zillet ittifakına bırakılmayacaktır.

Cumhur İttifakı Türkiye’ye sahip çıkacaktır.

Cumhur İttifakı Türk ve Türkiye Yüzyılını inanç ve irfanla inşa edecektir.

Yorulmayacağız, yolumuzdan dönmeyeceğiz.

Düşmanca senaryolara taviz vermeyeceğiz.

Milliyetçi Hareket Partisi’ni sosyal medyaya yuvalanmış trol teröristler eliyle fitne anaforuna çekmeyi amaçlayıp çarşaf çarşaf iftira kusan vatansız namussuzlara, 2023’ü zilletle karalamak isteyen devlet muhalifi namertlere Allah şahit olsun ki müsaade etmeyeceğiz.

Endülüs’ü fetheden Tarık Bin Ziyad’ın dediği gibi, arkamızda düşman gibi deniz, önümüzde deniz gibi düşman olsa da geri dönmeyeceğiz, sabır ve sadakatle ömür verdiğimiz haklı mücadelemizden ödün vermeyeceğiz, menfur bir cinayetin içine tertemiz davamızı, pirüpak dava arkadaşlarımızı çekmek için kudurmuş gibi faaliyete giren kansızlara eyvallah etmeyeceğiz, tamam demeyeceğiz.

Sabrın boyun eğmek değil, mücadele etmek olduğunu cümle aleme hep birlikte göstereceğiz.

Allah’tan korkmayıp cennetten çıkmayanlar, çakal olup Bozkurt’a diş gösterenler, münafıklığın her türlü yüzünü sahneye sürenler, densizin devesi gibi çan çan ötenler, şunu özellikle unutmasın ki, tek başıma kalsam da davayı çiğnetmeyeceğim, tek bir ülküdaşımı ezdirmeyeceğim, sonu ölüm de olsa surda gedik açtırmayacağım.

Karın ağrısı çekenlere, bir cinayet üzerinden siyasi kurgu yapanlara tekrar haykırıyorum, adayımız belli, kararımız nettir.

Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Acaba yutar mıyız diye hesap yapanlara sesleniyorum, deneyin de görün anyayı Konya’yı, Cumhur İttifakı haram otobanı olmuş pis boğazınızda lokma lokma kalacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi aklınızı alacak, şer odaklarını şaşkına çevirecektir.

Davamız dualıdır, Türk milletinin hasıdır, Türk-İslam ülküsünün sancağıdır, siyasetteki şehitlik anıtıdır, Kızılelmanın duvağıdır, Turan ülküsünün ve İ’la-yi Kelimatullah’ın eğilmeyecek duruşudur.

Milliyetçi Hareket Partisini suç örgütleriyle ilişkilendirip Türkiye üzerinde hain projelerini uygulamaya heveslenenlerin son neferimize, son nefesimize, son damla kanımıza kadar karşısındayız, karşısında duracağız.

2023’e girdik gireli kapımızın önünde nümayiş yapan, açığımızı kollayan, ensemizde boza pişiren, bizi terörize ederek köşeye sıkıştırma amacı güden hangi mendebur varsa bugüne kadar konuştu, şimdi sıra bizdedir.

Madem herkes sırasını savdı, madem herkes eteğindeki irili ufaklı taşları döktü, o halde şimdi söz sırası bize gelmiş demektir.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Buradan aynı zamanda aziz milletimle ne var ne yok paylaşacağım.

Uğradığımız ağır haksızlıkları birer birer anlatacağım.

Aynı şekilde vefakar, cefakar, fedakar camiamıza; Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in her onurlu ve şerefli mensubuna sesleneceğim.

Milliyetçi Hareket Partisi Fena Fi’d Millet, Fena Fi’d Devlettir.

Yani milletinde ve devletinde erimiş, bu uğurda her meşakkati göze almış bir kahramanlık mefkûresidir.

Allah’ın dağına göre kar verdiğini biliyorum.

Dağ başlarının da dumansız olmadığının bilincindeyim.

30 Aralık 2022 Cuma günü, Ankara’nın Çukurambar semtinde hunhar bir suikast vuku buldu.

Bu kanlı olay gerçekleşir gerçekleşmez, perde arkasının aralanması, sislerin dağılması, önünün ve arkasının aydınlığa kavuşması amacıyla sabır ve sebatla beklemeye koyulduk.

Adli ve idari soruşturma sürecinin teferruatla ve titizlikle yapılabilmesi maksadıyla her gelişmeyi yakından takibe başladık.

Zira ortada güpegündüz işlenmiş bir cinayet vardı.

Dibi görünmeyen kuyudan su içmediğimiz, bilmediğimiz göle girmeyeceğimiz herkesin malumudur.

Ancak kanlı saldırı gerçekleştikten hemen sonra, adeta tek bir merkezden emir almışçasına Milliyetçi Hareket Partisi’ne organize ve örgütlü bir saldırı ivme alarak hız kazandı, sürekli olarak da kamçılanıp körüklendi.

Tüm FETÖ’cüler partimize karşı algı operasyonları kanalıyla yeni bir kalkışma başlattılar.

Cinayetin gölgesi birden bire Milliyetçi Hareket Partisi’ne düşürülmek istendi.

Bir iç hesaplaşmanın olduğu devamlı surette iddia edilip gündemde tutuldu.

Böyle zamanlar duygusal taşkınlığın akli melekeleri kilitlediği kaotik ve kargaşa zamanlarıdır. Ve dikkat, temkin, tedbir, sabır, uyanıklık şarttır.

Üstelik bu sıkıntılarla karılmış zamanlar, fitnenin sadağından çıkmış ok gibi sağa sola saplanmak için hedef aradığı alacakaranlık zamanlardır.

İmam Şafi’ye sormuşlar, fitne zamanı hakkı tutanları nasıl anlarız?

Cevap vermiş: “Düşman okunu takip ediniz, o sizi hak ehline götürür.”

Biz de bu manevi öğüde riayet ederek düşman oklarını takip ettik.

Nihayetinde tehlikeyi sezdik, hücumu gördük.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları’yla en küçük bağ ve bağlantısı olması şöyle dursun, devamlı kundaklayıp kurutmaya çalışan etki ajanları, içimizden devşirilmiş siyaset artıkları, HDP’sinden CHP’sine, komünistinden bölücüsüne, FETÖ’cüsünden PKK’lısına kadar tüm şirret ve nefret odakları bizi cinayetle aynı karede göstermek gibi vahim bir günaha ortak oldular.

Hiç kimse aklından çıkarmasın, kurt kışı geçirir, ama yediği ayazı unutmaz, unutamaz, unutmayacak.

Adına zafer denilen yenilmiş ve casusların şebekesine dönmüş marjinal bir partinin ümitsiz vakası, “hepimiz katilin kim olduğunu biliyoruz” açıklamasıyla Cumhuriyet savcılarının görev alanına giren bir açıklamada bulundu.

Bu istihbarat fosiline bildiklerini sormak kuşkusuz şerefli Türk savcılarının ana görevi olduğunu buradan hatırlatmak, gereğinin yapılmasını istemek hem çağrım hem de görevimdir.

Şimdi de parti binalarına “yerli ve milli katil kim” yazılı afişler asacak kadar küçülüp yeri dibine geçtiler.

Cinayeti müfterilik şovuna dönüştüren, itibar cellatlığını pusula yapan, Cumhur İttifakı’nı sarsmayı ve Milliyetçi Hareket Partisi’ni anılan saldırıyla irtibatlandırmak için binlerce FETÖ hesabı açıldı.

Pensilvanya menşeli ve merkezli sosyal medya saldırıları yoğun olarak yaşandı, yaşatıldı.

Azılı MHP düşmanları günbegün bu konuyu gerçek mecrasından saptırarak siyasi bir hesaplaşmaya çevirdiler.

TBMM’de yuvalanan terörseviciler soru önergesi vererek meseleyi iyice kanatmayı ve karıştırmayı denediler.

Sosyal medyada, yakalanan cinayet faillerinin ifade tutanakları kripto damar vasıtasıyla devamlı servis edildi.

Bir yumrukla adeta ağaç devirmenin çabasına giren akıl, vicdan ve izan özürlü insanlık fukaraları ortalığa döküldü.

Aleyhimize, aslı astarı olmayan ihbar ve itham dolu düzmece iddialar başta CHP olmak üzere diğer zillet partilerinin, teröristlerin, bölücülerin, küreselcilerin, kozmopolit mankurtların, tescilli devlet ve millet muhaliflerinin eline tutuşturulup tıpkı suç örgütlerine sözcülük yaptıkları gibi meseleyi sahiplenmeleri için siyasi iklim ve istismar ortamı açıldı.

Biz damgalı iftiracıları, bunlara figüranlık yapan onursuzları tanıyoruz.

Nefesimizle de enselerinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

Milletvekillerimiz ahlaksızca suçlandı.

Başkanlık Divanı üyesi arkadaşlarım töhmet altında bırakıldı.

Ülkü Ocakları hain bir kuşatmaya alındı.

Milliyetçi Hareket Partisi’ne cinayetin ihale edilmesi amacıyla şiddetli bir cephe açılıp ittifakla harekete geçildi.

Ne tuhaf ki, Ülkücüyü öteki gören, Mehmetçik katilleriyle el birliği yapan Kılıçdaroğlu da geçen hafta paylaştığı bir sosyal medya mesajıyla, suskunluğumuzun nedenini sorma gereği duydu.

Hz.Mevlana’nın aynen dediği gibi, “Suskunluğumuz asaletimizdendir. Lakin bir lafa bakarız laf mı diye, bir de söyleyene bakarız adam mı diye.”

Edebimiz el vermez,

Edepsizlik edene.

Susmak en güzel cevap,

Edebi elden gidene!

Sayın Kılıçdaroğlu, suskun değilim, sadece firavun taktiklerinizi, edepsiz imalarınızı, seviyesiz ithamlarınızı seyredip gerekli notlarımı aldım, alıyorum.

Bu siyaset defosu, gençlerimizin mafyacılık oynadığını, onları teslim etmem gerektiğini, gündemdeki meseleyi 3-5 torbacıyla da geçiştiremeyeceğimi ileri sürdü.

Neyi kast ettiği ayan beyan ortaya çıkmış oldu.

Bak Sayın Kılıçdaroğlu, senin sağında solunda, yanında yörende konuşlanan teröristlerle Ülkücü Türk gençliğini sakın ola karıştırma aymazlığına düşme, bu gaflete kapılma.

Sen her şeyinle zaten teslim olmuşsun, sen ihanete el sallamış bir kimliksizsin,  azılı katillerin dümen suyuna çoktan girmişsin, bizim aramızda senin bildiğin ve yakın mesai içinde olduğun tiplerden tek bir genç yoktur, olmamıştır, olmayacaktır.

Her bir ülkücü genç, Türk-İslam Ülküsünün örnek bir şahsiyeti, davasının yılmaz bekçisidir.

Her bir genç kardeşim, imanlı, kanaatkâr, berrak fikirli, elmas gibi pırıl pırıl, keskin görüşlü, kıvrak zekalı, milletimizin derin ve saf kültürüyle mücehhez, insan sevgisiyle dopdolu, asaletiyle, efendiliğiyle, delikanlılığıyla, engin kültürüyle bu çağın imrenilecek değeridir.

Ülkücü Türk gençliği, vatanın ve milletin içinde bulunduğu şartları bir varoluş mücadelesi olduğunu bilerek, Akif’in “Asım’ın Nesli” dediği dinine, milliyetine, kültürüne, tarihine sonuna kadar bağlı bir gençliktir.

Bizim zamanı geldiğinde teslim edeceğimiz sadece Allah’a can borcumuzdur.

Kılıçdaroğlu, şayet yüreğin varsa, gözün kesiyorsa buraya gel, tek bir evladımı al da senin ciğerinin kaç okka ettiğini göreyim.

PKK’nın boyunduruğuna girmiş bir partinin, siyasi bölücülüğü bağrından çıkarıp Türkiye’nin başına bela etmiş kuluçka bir siyasetin bize parmak sallayıp sütten çıkmış ak kaşık pozu vermesi milletimizin aklıyla ve ferasetiyle alay etmektir.

Çünkü CHP demek, HDP ve PKK’yla koyun koyuna yatan parti demektir.

Böylesi tezgâhlara karnımız toktur, CHP’yi bilen bilir, Milliyetçi Hareket Partisini de bilen bilir.

Elinde Ülkücü kanı olanlardan, Ülkücüye en ağır bühtan ve küfrü reva görenlerden ne duyacağımız, ne de öğreneceğimiz bir şey vardır.

Geçtiğimiz yıl siyasi cinayet iddiasında bulunan Kılıçdaroğlu, neleri bildiğini, kimlerin kulağına ne fısıldadığını, muhtemel istikrarsızlık sarmalında kendisine hangi görevin verildiğini açıklamak durumundadır.

Kılıçdaroğlu’nun aklından 12 Eylül öncesinin tekrar vasat bulması geçiyorsa, bunun için baskı altındaysa diyeceğim odur ki, telkinlere ve teşvik edici kışkırtmalara kapalıyız; ancak vatanın, milletin ve devletin varlığı, birliği ve selameti için de hiçbir fedakârlıktan kaçınmayız.

Milliyetçi Hareket Partisi’ni uyuşturucu çeteleriyle, kiralık tetikçilerle, torbacılarla, cinayet örgütleriyle, eşitlemeye, bir göstermeye, aynı kazana atmaya niyetlenmiş, buna heves etmiş kim varsa şerefsiz kere şerefsizdir.

Bizim üzerimize kan sıçratmak, katil yaftası vurmak, sokağa çıkmamızı tahrik etmek, Türkiye’yi bir kavga iklimine çekmek için el ovuşturan kim varsa şerefsiz kere şerefsizdir.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket’e çirkefçe çamur atıp 2023 seçimlerini zillet ittifakının lehine dönüştürmek için ganimet avcılığına soyunanlar şerefsiz kere şerefsizdir.

Fetöyle Pensilvanya’da işbirliği yapıp Türkiye’de Milliyetçi Hareket’in üzerine saldırmak isteyen kim varsa şerefsiz oğlu şerefsizdir.

Allah’ın izniyle muvaffak olamayacaklardır.

Oyuna gelmeyeceğiz, tuzağa düşmeyeceğiz.

Biz kaybedilmiş bir medeniyeti tekrar tesis edecek iman erleriyiz, Lider Ülke Türkiye’nin umudu ve ufku olan Cumhur İttifakı’yız.

Ölüsüyle dirisiyle, sözüyle duruşuyla, tavrıyla tarzıyla, şekliyle şemaliyle düşmana ganimet olanları iki cihanda da affetmeyeceğiz, haklarımızı helal etmeyeceğiz.

Şu paylaşacağım söz Mecelle kuralıdır: "Def-i mazarrat celb-i menafiden evladır."

Yani zararları def etmek, faydalara talip olmaktan daha iyidir.

Bir diğer Mecelle kuralı da şudur: "Zarar izale olunur.”

Yani zararın giderilmesi de ancak usulü dairesinde olmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi, dört bir koldan süregelen nifak saldırısını, bundan kaynaklı zararlı akımları ve aktörleri muhakkak def edecek, şerefli mazisini ve mücadele geleneğini heba ettirmeyecektir.

Vatansızların taşlamasıyla kervanın yolundan geri döndüğü nerede görülmüştür?

Biz bir işin önüne değil, arkasına ve sonuna bakarız.

Şimdi bakıyoruz, bütün kirli çamaşırları, hasmane bağlantıları, FETÖ operasyonunu, gavur uzantılarını, batıla esir düşmüş mihrakları birer birer teşhis ediyoruz.

Büyük Türk düşünürü Yusuf Has Hacib diyor ki:

Her sözü dinle, hemen inanma.

Gönül sırrını açma, sıkıca sakla.

Doğru ol, dürüst davran,

İki dünyayı da kazanır doğru olan.

Gönlümüzü de dilimizi de doğru tutuyoruz.

Ve Allah’tan niyaz ediyoruz ki:

Tenimizden çıkarken canımız,

Şehadet ile kesilsin son nefesimiz.

Değerli Milletvekilleri,

Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi muazzez bir huyu vardır.

O zaman geldiğinde saldırganların, koro halinde zehir saçan müfterilerin, bilmiyorduk, farkında değildik, kullanılmışız, kandırılmışız, hata etmişiz, pişmanız demelerine hiç kimse aldırış etmeyecektir.

Bunların yaptıklarını ne yarına ne de yanlarına bırakacağız.

Bizi cinayete karıştırmak için tezvirat üretenleri de hem Allah’a hem de hukuka havale etmek vazifemizdir.

İşleyen yargı sonucunu sabırla bekleyip suikastın maksat ve motivasyonunun iç örgüsünü tam anlamıyla görmek kanaatimce en doğru olanıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurumsal ve tüzel kişiliğini bu cinayetle irtibatlandıranlar iddialarını ispat etmezlerse şerefsizdir ve onların peşlerini asla bırakmayacağımızı bilmelerinde yarar vardır.

Değerli Arkadaşlarım,

Genel Başkan olarak sorumluluk taşıdığım süre içerisinde, kendimde sır olarak sakladığım görevden alma nedenlerini yeri geldiğinde paylaşırım. Onlara şu an yandaşlık yapmış görev kaçkınlarını da o zaman tekrar hatırlatırım.

Hayatları boyunca bir Ülküdaşımızın elinden tutmamış, şehitlerimize rahmet okumamış, hayrı dokunmamış, dokunaklı ve güzel bir sözüne tesadüf edilmemiş, acımızın ve sevincimizin içinde yer almamış ne kadar haşarat varsa cinayeti malzeme olarak kullanmaktadır.

Diyor ya Merhum Ziya Paşa:

“Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkar! Katır mühürdar oldu, eşek defterdar.”

Merhum Kazım Karabekir Paşa’nın dediği gibi:

“Öyle puslu ki hava, şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor.”

Mezar başında video çekip yayınlayanlar, sürekli ajitasyon yapanlar, gözyaşı dökerken kayda aldıranlar esasen fırsatçı vampirlerdir.

Bizim vampirlerle işimiz olmayacaktır.

Yurt dışında kaçak halde bulunan hainlerin, organize suç örgütü mensuplarının, mafyatik yapılanmaların, bunlara yardım ve yataklık yapan esfele safilinlerin iki elimizle yakalarından tutacağımız günler de uzak değildir.

“Alan aldı oyuna gitti, çoban aldı koyuna gitti” demeyeceğiz, hakkımızı, haysiyetimizi ve hukukumuzu ziyan ettirmeyeceğiz.

Ayrıca Milliyetçi Hareket Partisi’ni mafyayla ilişkilendirmek başlı başına bir cürümdür, cinnettir.

Ülkücünün mafyası olmaz, mafyadan Ülkücü olmaz.

Müfteriden Ülkücü olmaz, Ülkücüden iftira ve gıybet duyulamaz.

Bilmeyenlere hatırlatırım ki, davamız mazlumların iç çekişidir.

Davamız hak arayanların içkin sesidir.

Davamız Türklüğün bayraktarıdır.

Davamız hak yoludur, hakikat yoludur, Allah’ın yoludur.

Bu dava güneşi mazlum milletin, bu dava her şeyden her şeyden çetin, bu yolda dert, hüzün, gurbet bizimdir.

Gerek İbni Sina, gerekse de İbni Rüşd İslam felsefesinde doruk isimler arasındaydı.

Bu iki büyük düşünür, aklın ve ahlakın doğru ve gerçek olanı kavradığını iddia etmişlerdi.

Dürüst yönetimin temeli olarak da meşruiyet ve ahlaki sağlamlığı göstermişlerdi.

Adaleti ise toplumsal dirliğin ve düzenin esası görmüşlerdi.

Bu dirlik ve düzenin özü ise insanın edep anlayışında gizliydi.

Mevlana’dan Hacı Bektaş’a, Taptuk Emre’den Yunus’a birlik ve düzen ruhu “edep, ya hu” olarak ifade edilmişti.

Diyor ya Yunus;

Gezdim Halep Şam,

Eyledim ilmi talep,

Meğer ilim bir hiçmiş,

İlla edep illa edep.

Edep, nefsini tanıyıp haddini bilmektir.

Edep, kul olduğunu anlayıp Cenab-ı Allah’a yönelmektir.

Edep, kibri kırıp tevazuya sarılmaktır.

Edep, hayâlı ve vefalı olmaktır.

Kısaca edep, güzel ahlâktır.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket edeplidir, bundan mülhem de güzel ahlakla bezenmiştir.

Hz.Mevlana ne kadar da anlamlı söylemiş:

Aklım kalbime, iman nedir diye sordu. Kalbim ise aklımın kulağına eğilerek, “iman edeptir” dedi.

İmansızlara itibarımız yoktur.

Türk düşmanlarının kara kampanyalarına inanacak tek bir dava arkadaşım yoktur, olmayacaktır.

Muhterem Arkadaşlarım,

Bildiğimiz ayranı bilmediğimiz yoğurda hiç değişmedik.

Özü itibariyle bizden olmayıp, biz gibi davranmayıp, anılarımızı, acılarımızı, bizi biz yapan hasletleri siyasi ve dünyevi çıkarlarına alet edenlere karşı her zaman dikkatli, şuurlu ve uyanık olduk.

Başını Ülkücünün çekmediği hiçbir olayda yerimiz yoktur.

Bundan sonra söylenecek her söz ayaklarımızın altındadır.

Türk ve Türkiye husumetinden nemalananların hepsine karşı bir olacağız, hazırlıklı olacağız, adam gibi duracağız, mertçe mücadele edeceğiz, Bozkurt gibi dikileceğiz, 2023 yılında cumhurun zaferine hep beraber ulaşacağız

Sanmasınlar bu tekerlek kalır tümsekte, yarın elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir.

Dilimizi gıybetten, kalbimizi hasetten, midemizi haramdan, davranışlarımızı riyadan, mücadelemizi de kem gözlerden koruyacağız.

Biliniz ki, asiller idare, acizler şikâyet, basitler ise yalan söyleyip iftira eder.

Unutmayınız, Allah sabredenlerle beraberdir.

Yine unutmayınız, zafer inananların olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygılarımla selamlıyor, Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum.

Sağ olun, var olun diyorum.


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi'nin TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 3 Ocak 2023

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Saygıdeğer Misafirler,

Basınımızın Değerli Temsilcileri,

2023 yılının bu ilk Meclis Grup Toplantımızın başında hepinizi en kalbi duygularla selamlıyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından, radyo kanallarından toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımızı, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan değerli kardeşlerimizi hasret ve muhabbetle kucaklıyorum.

2023’ün esenlik ve huzur arayışına, barış ve kardeşlik amacına, birlik ve dirlik gayesine kalıcı vesile olması temennisiyle; sizlerin, aziz milletimizin, Türk-İslam âleminin, tüm insanlığın yeni yılını içtenlikle tebrik ediyorum.

2022’yi geride bırakıp 2023’e ulaşmayı bir takvim ve tarih değişiminden daha çok milli talihin dönüşümü ve dahi müessir tahkimatı şeklinde izah ve ifade etmek sanıyorum hatalı bir yorum olmasa gerektir.

2023 yılı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz yıllık tecrübe hazinesidir.

2023 yılı, cumhurun son yüz yıllık müdanasız mücadele haysiyetidir.

2023 yılı aynı şekilde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla Türk milletinin kurtuluş yıllarının parlak bir gelecekle buluşma potası, milli hedef ve ülkülerin yükseliş parkurudur.

Merhum Hocamız Prof.Dr.Aydın Taneri’ye göre, milletler için yaşamanın en mühim şartı ikidir:

Bunlardan ilki, var olmaktır.

İkincisi, var olmak azim ve iradesidir.

Bu kapsamda insanın var olmak azim ve iradesi “kendini koruma” veya “nefsi müdafaa”yla tanımlanırken, milletlerin var olmak azim ve iradesine de milli şuur, milliyet duygusu, ezcümle milliyetçilik denilmektedir.

Kurtuluşumuzun fikri kaynağı bellidir ve bilinmektedir, o da Türk milliyetçiliğidir.

Kurtuluşumuzun beşeri cevheri bellidir ve bilinmektedir, o da büyük Türk milletidir.

İlhamını ecdadından alarak devletimizin kuruluş ilkelerini belirleyen, Cumhuriyet’in tecelli hükmünü tayin ve tespit eden lider bellidir ve bilinmektedir, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür, Milli Mücadele’nin her safhasında vatanına ve milletine üstün hizmetleri geçen dava ve yol arkadaşları ise kahramanlar kuşağıdır.

1923’ün mesaj ve muhtevasını anlamadan, İstiklal Savaşı’mızın gerçek iç yüzünü tanımadan cüret edilecek gelecek okuması ve geleceğin yorumu imkânsız değilse bile çok zordur.

Cumhuriyet’in ilan gününe gelesiye kadar dağ gibi engeller aşılmış, en vahşi kuşatmalar yarılmış, en kesif saldırılar def edilmiş, en çetin tuzaklar bozulmuş, en şiddetli operasyonlar tesirsiz hale getirilmiştir.

İmanın ve iradenin emsalsiz imkânlarıyla aziz vatan topraklarında musibet ve melanetin başı Türk milletinin kahramanlığıyla ezilmiştir.

Belki çok bedel ödedik, belki çok çile çektik, belki çok badireden geçtik, ancak milletimizin istiklal sevdasıyla içimizde ve dışımızda yuvalanmış yeminli Türk düşmanlarının nefes borusunu da hamd olsun kesmesini bildik.

Refi Cevat Ulunay isimli işbirlikçi sözde bir gazeteci ve yazar 31 Ağustos 1919’da Alemdar Gazetesi’nde şöyle yazmıştı:

“İstiklal diye bağıranlar kötü niyetlidir.”

Yine aynı çürümüş 19 Kasım 1919 tarihinde mezkur bu gazetede şunları kaleme almıştı:

“Çarıklı, mavzerli bir heyetin kuru sıkı tehdidi ile iş yürür mü?”

O çarıklı denilen kahramanlar tam bağımsızlığımızı tescilleyen iftihar burçlarımızdır.

Vicdanını aldırmış, onurunu ve mensubiyetini uçurumdan aşağı atmış teslimiyetçiler ve düşman teşrifatçıları vatanı nereden bilecekler? Şerefli bir hayata nasıl layık olacaklar?

Damat Ferit kabinesinin kokuşmuş Adliye Nazırı Ali Rüştü Efendi 12 Temmuz 1920’de şu beyanatı vermişti:

“Yunan ordusunun başarısı için dua ediniz! Bu ordu bizim ordumuzdur. Yunan ordusu Mustafa Kemal’e ceza verme işini yapıyor.”

Hain Ali Kemal, 28 Mayıs 1920’de Peyam-ı Sabah’ta çıkan bir demecinde diyordu ki: “Büyük Millet Meclisi, küçük heriflerin eseridir.”

Hıyanetin mevziisinde sipere yatanlar milletin hakikatini göremeyecek kadar alçalmış, laçkalaşmış, aşağıların da aşağısına yuvarlanmış vatan hainlerinden başkası değillerdir.

Aynı Ali Kemal, 19 Kasım 1919 tarihli Alemdar Gazetesi’nde çıkan yazısında, Milli Mücadele kahramanlarına “Anadolu’nun yeni celalileri” diyecek kadar satılmış ve zulme uşak düşmüştü.

Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin devletsiz ve bağımsız yaşamayacağının zora direnerek, zulme diklenerek tescil başarısıdır.

Türkiye Cumhuriyeti, esarete ve erimeye kapalı ve karşı duran milli asaletin, bu asalete sırtını yaslayan şehitlerimizin, gazilerimizin, fazilet ve fedakârlık nişanesi cesur yüreklerin zafer tacıdır.

Bu taç, milli ömürlerin ilelebet taşıyacağı var oluş cevheridir.

2023 yılı, 1923’ün kuruluş ruhunu, kurucu şuurunu bütün efali ve encamıyla tedarik ve tebellüğ etmiş, nihayetinde Türkiye Yüzyılı vizyonuyla birleştirmiş ve bütünleştirmiştir.

Bu yıl, Türk tarihinin bir kavşak, bir kader, bir karar noktasıdır.

Geçmişten ders ve ibret alan, ecdadının izinden yürüyerek geleceğe büyük umutlar bağlayan bir ittifak ahlakının Cumhuriyet’in yeni yüzyılına Türk ve Türkiye damgasını vurması artık hayal değil, somut bir hakikat olarak tezahür ve temayüz edecektir.

Geride kalan 2022, Lider Ülke Türkiye’nin hazırlık evresi, 2023 ise devreye girme senesidir.

Özellikle altını çizerek ifade etmek isterim ki, Lider Ülke Türkiye, yükseliş, kuvvet, zenginleşme, büyüme, kalkınma, zirveye tırmanmadır.

Lider Ülke Türkiye, tarihimizin şanlı sayfalarının, göz kamaştıran dönemlerinin tekerrür hükmüdür.

Lider Ülke Türkiye, bölgesinde ve küresel zeminde hatırı sayılan, ne diyeceği merak uyandıran, uzak ya da yakın demeden her meseleye doğrudan müdahil olabilen, tarihi geriden takip eden değil istikametini ve rotasını çizen bir devlet ve millet kudretinin ortaya çıkmasıdır.

Kriz ve kaos dalgalarıyla, çatışma ve savaş karanlığıyla, huzursuzluk ve umutsuzluk sancılarıyla meşhun 2022, beşeriyet aleyhine tebarüz ve temerküz eden ağır sorunlara sahne olmuştur.

Mazlumların göz pınarlarından sicim gibi akan yaşlar adeta bir nehir haline dönüşmüş, mağdur milyonların derin iç çekişi bir volkan ağzı gibi patlamıştır.

Dünya genelinde kavga ve kutuplaşma dinamikleri daha da sertleşmiş ve serpilmiştir.

Terörizmin kanlı tertipleri, cesameti artan hakimiyet mücadeleleri, azgınlaşan ekonomik operasyonlar, hiçbir değer tanımayan emperyalist arzular 2022 yılını kundaklamış ve karartmıştır.

Kafkaslar’dan Balkanlar’a, Orta Asya’dan Ortadoğu’ya, Afrika kıtasından Avrupa’ya, Akdeniz’den Pasifik’e mütemadiyen gelişen ve gerçekleşen devasa gerilimler 2022 yılını gölgelemiştir.

İnsanlık huzura susamıştır.

İnsanlık daha güvenli, daha adaletli, daha merhametli, daha refah dolu bir hayata yine uzak kalmıştır.

Göçmenlerin trajedileri, salgın sonrasının hasarları, diyalog ve işbirliği kanallarındaki tıkanmalar; ülkeler, milletler ve medeniyetler arasında katılaşan cepheleşmeler, eşitsizlik ve adaletsizlikteki inatçı genişlemeler dünyayı abluka altına almıştır.

Buna karşılık Türkiye her anlamda ve her alanda öne çıkmış, sesini yükseltmiş, iradesini göstermiş, dahası istikrarlı ve iddialı yapısını daha da pekiştirmiştir.

Ülkemiz bilhassa diplomaside altın bir yıl yaşamıştır.

Küresel ekonomi resesyon girdabına düşmüşken, Türkiye ekonomisi dünya çapında en çok büyüme kaydeden birkaç ülkeden birisi olmayı başarmıştır.

İhracatta rekorlar kırılmış, muazzam yatırımlar yapılmış, terörle mücadelede takdire şayan sonuçlar alınmış, milletimizin ihtiyaç ve beklentileri yasal ve idari düzenlemelerle birer birer karşılanmıştır.

Memnuniyetle belirtmek isterim ki, kronik ve kemikleşen sorunlara neşter vurulmuştur.

Emeklilikte yaşı bekleyen 2 milyon 250 bin vatandaşımızın yaş sınırına takılmaksızın mağduriyetlerinin giderilmesi için adım atılmış, sırayı da kanuni düzenleme etabı almıştır.

Allah’ın izniyle EYT sorunu TBMM’de kati ve köklü çözüme kavuşacak, bu mesele gündemden tamamıyla çıkmış olacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı TBMM’de gereğini gecikmeksizin yapacak, hak, hak sahibine iade edilecektir.

Asgari ücretin 2022 yılı Ocak ayına göre neredeyse yüzde yüz zamla 8 bin 500 liraya çıkarılması, dar ve orta gelirli insanlarımıza makul gelir aktarımı, sosyal konut desteği, emekli ve memur maaşlarıyla işçilerimizin ücretlerinde enflasyonu etkisiz kılacak adaletli artışlar kuşkusuz toplumsal rahatlamayla birlikte 2023’ün çok daha güzel olacağının habercisi niteliğindedir.

Karadeniz’de keşfedilen 710 milyar metreküplük doğalgaz, bu çerçevede evlerde ve sanayide kullanılan doğalgaz fiyatlarında indirime gidilmesi, Şırnak Gabar Dağı’nda bulunan 150 milyon varil petrol bize göre 2023’ün bereketi, Allah’ın da bir lütfudur.

Ülkemiz 2023 yılına birbirini takip eden pek çok müjdeyle girmiştir.

Laf değil icraat üretilmiştir.

Zira Cumhur İttifakı geleceğin mükafat beratıdır.

Cumhur İttifakı huzurun, kardeşliğin ve kaynaşmanın koç başıdır.

Verdiğimiz sözler, paylaştığımız vaatler sırasıyla ve imkanlar nispetinde yerine getirilmektedir.

İnanıyorum ki, şeytanın bacağı kırılacak, Türkiye prangalarından bütünüyle kurtulacaktır.

Nitekim 2023 yılı Türk ve Türkiye Yüzyılının miladı olacaktır.

Milletimizin her talebi haklıdır, meşrudur, ifası ve ikmali mutlaka sağlanacaktır.

Olanla yetinmeyen, olabilecek ne varsa hayata geçirmenin, güçlükleri yenmenin, imkânsızlıkları başarmanın peşine düşen bir Türkiye gerçeği her geçen gün belini doğrultmaktadır.

Yerli ve milli otomobil yapan, insansız savaş uçağı Kızılelmayı gökyüzüyle buluşturan, dev köprüler inşa eden, muazzam yollar açan, akarsulara kemer takıp barajlar kuran, teknolojik atılımlara imza atan, silah sanayinde atağa kalkan, hiç kimseye el avuç açmayan, onun bunun ağzına bakmayan Türkiye’mizle ne kadar gurur duysak azdır.

Yapacağız, başaracağız, kazanacağız, üreteceğiz, geliştireceğiz, Cumhuriyet’in yeni yüzyılına Lider Ülke Türkiye’nin şeref madalyasını asacağız.

Önümüzü kesmek için pusu kuranlar gene olacaktır. Bu doğaldır.

Birliğimizi ve dirliğimizi sabote etmek için fırsat kollayan mihraklar gene çıkacaktır. Bu beklenmelidir.

2023’ün muazzez hedeflerini lekelemek, örselemek ve yürüyüşümüzü sekteye uğratmak için tetikte bekleyen iç ve dış menfaat çeteleri yine şanslarını deneyecektir. Bu da mümkün ve muhtemeldir.

Fakat hiç kimse sabrımızı yanlışa yormasın.

Hiç kimse suskunluğumuzun asaletinden cesaret almaya kalkışmasın.

Kötü niyetlerini bildiğimiz, kötürüm ilişki ağlarını tanıdığımız ve takip ettiğimiz odakların bizimle aşık atması, bize ayar verme küstahlığına tevessül etmeleri, Cumhuriyet’in yeni yüzyılını tartışmaya açma sinsilikleri sonuç vermeyecek, yapılan hesaplar ters tepecektir.

Bunların ortalık malına dönmüş ezberleri, bizim ise el sürülmemiş hayallerimiz vardır ve bu hayallerimize yetişme çabaları beyhude bir çırpınıştır.

Ağızlarını tetik, dillerini tüfek yaparak ha bire nefret ve nifak kusan hayasızlara 2023’ün hedeflerini kirlettirmeyeceğiz, Üç Hilali de yargılatmayacağız.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyasi şeref ve onuruna musallat olan kepazeleri asla affetmeyeceğiz.

Siyah örtüye bürünüp yüreksizce ve yüksekten konuşanlara, balığı tutmadan tavayı ateşe koyanlara herkes bilsin ki eyvallahımız olmaz, itibarımız olmaz, bunlarla da hiç işimiz olamaz.

Milliyetçi Hareket Partisi anlayan az, anlamayana da çok gelir.

Daldan dala atlayarak her fırsatı ganimete çevirmenin hesabını yapan ahlaksızlara diyorum ki, defalarca açılıp asidi kaçmış gazoz gibisiniz, hiç de tat vermiyorsunuz.

Doğru koşan yorulmaz, nitekim doğruluk dost kapısıdır.

Doğrudan şaşmayız, ahlaktan sapmayız, milletimize ve ülkemize sevdayla perçinlenmiş hizmet seferberliğinden asla ayrılmayız.

Birileri istedi diye, birileri dayattı diye, birileri iftira ve isnat etti diye hak bildiğimiz yoldan dönmeyiz, 53 yıllık mücadelemizden taviz vermeyiz.

Belanın üzerine gitmeyiz, üzerimize gelen beladan da herkes bilsin ki kaçmadık, kaçmayız.

Lider Ülke Türkiye hedefimizi tutulacak kutlu bir yemin gibi vicdanımızda taşırız.

Ayağımıza basan olursa, önümüze geçip yakamızdan tutmaya kalkışan görülürse, buna da tahammül etmeyiz, asla etmeyeceğiz.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yıl dönümünde aziz milletimizin seçimi ve tercihiyle hem 13’üncü Cumhurbaşkanı’nı hem de 28’inci Dönem TBMM’i belirlenecektir.

Bu haliyle 2023 aynı zamanda demokrasi ve sandık yılıdır.

Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri ister zamanında yapılsın isterse de erkene alınsın, biz iki seçeneğe de varız ve hazırız.

Bu kapsamda seçim kararının alınabilmesi için ya 360 milletvekilinin evet oyuyla Meclis kararı gereklidir ya da Cumhurbaşkanımızın anayasal yetkisine dayanarak Türkiye’yi seçime götürmesi lazımdır.

Bahse konu bu iki yol da hukukidir, anayasal bir yetkinin kullanım hakkıdır.

Altılı masayı oluşturan partilerin 6 Nisan 2023’ten önce yapılacak bir seçime sıcak bakıp, sonrası için ipe un sermesi demokratik ve dengeli bir siyasi tavır değildir.

Biz bunları bir türlü çözemedik, uzaktan mı adamlar, adamlıktan mı uzaklar, belli değildir, net değildir, açık değildir.

Muhalefet cenahının karmaşa ve kargaşa içinde olduğundan dolayı iradesizliği saklanamayacak boyutlardadır.

Bir defa kendi aralarında uzlaşmaktan acizlerdir.

Hal böyle olunca Meclis çatısı altında, ünlemli akıllarıyla, soru işaretli anlayışlarıyla, sorgulanan amaçlarıyla bir uzlaşma vasatına yanaşmaları bugünden değerlendirdiğimizde son derece güçtür.

Zillet ittifakı demokrasinin istismarını devamlı surette yapsa da, hazım ve özümseme hususunda çok ciddi zaafı vardır ve ortadadır.

Bu ittifakın Türkiye’ye güveni yoktur.

Bu ittifakın Türk milletine sadakat ve muhabbeti yoktur.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 2022’nin son günlerinde kendisine sorulan, “altılı masanın Cumhurbaşkanı adayı ne zaman belirlenecek” sorusuna, “Cumhurbaşkanı adayını niye merak ediyorsunuz, kim olacak diye? En garipsediğimiz olay bu.” diyerek akıl dağılması yaşadığını, kaçak güreştiğini, korkunun esiri olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Bu nasıl bir cevaptır?

Bu nasıl bir ifade sakatlığıdır?

Milletimiz, zillet ittifakının kimi Cumhurbaşkanı adayı göstereceğini öğrenmesin mi? Merak etmesin mi? Sözde yıpranmasından çekindikleri potansiyel adayın hüviyetini bilmesin mi?

Gizlenen nedir? Rahatsızlık duyulan nelerdir?

Sayın Kılıçdaroğlu, bir kez daha söylüyorum, adaysan çık açıkla, değilsen adayınız kim ondan bahset.

Madem aday belli olur olmaz bacanızdan beyaz duman çıkaracaksınız, o halde yerini ve zamanını paylaş da bilelim.

Elbette bu zillet ittifakı şu saatten sonra fırtına koparsa, bizde yaprak dahi kımıldamaz, dal bile sallanmaz.

Anlaşılan Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı tartışması altılı masada deprem yaratmaktadır.

Bu nedenle arayışlar her seferinde duvara toslamaktadır.

Kılıçdaroğlu’nun, “altılı masada birden çok aday da çıkabilir,  çoklu adayla da seçime gidebiliriz” değerlendirmesi işin özünde mutabakat acziyetinin tevsik edilmiş beyanıdır.

Bir isim üzerinde fikir ve söz birliği sağlayamayan partilerin, Türkiye’nin geleceğini şekillendirmeleri, milli, ahlaki ve siyasi bir uzlaşmaya destek olmaları şüphesiz aklın ve mantığın almayacağı bir garabettir.

Zillet ittifakının siyaseti teklemiş, masası devrilmiştir.

Kılıçdaroğlu’nun ergenler gibi sosyal medyada Türkçesi yükleniyor manasına gelen loding mesajıyla meşgul olması perişanlığın ve pişkinliğin alametidir.

Yüklenen, milletimizin zillete soracağı hesabın yekûnudur.

Yüklenen, milletimizin CHP’ye ve diğer ortaklarına sandıkta ödeteceği bedelin acıklı faturasıdır.

Türk milleti, notunu peşinen verdiği bir siyaset gafilliğini bir daha sözlüye bile kaldırmayacaktır.

Cumhurbaşkanı adayını belirlemekten mahrum çürük siyaset köhneliğine aziz milletimiz onay vermeyecektir.

Böylesi bir dağınıklığa, böylesi bir alçalmaya, Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini protokole bağlamayı düşünen siyaset ve hukuk ümmilerine Türkiye’nin yarınları emanet edilmeyecektir.

Geleceğin koordinatlarını Cumhur İttifakı çizecektir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle her mesele kökünden çözülecektir.

Bu yeni yönetim sisteminin birinci beş yılı başarıyla geçmiş, onca zorluğa rağmen Türkiye her alanda, her sahada yıldız gibi parlamıştır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ikinci beş yılına çok güçlü bir şekilde girmeli, hayaller, hedefler ve özlemler akamete uğramamalı, arada derede kaybolmamalıdır.

Çünkü maceraya atılmak, müphem ve muammaya davetiye çıkarmak çok tehlikelidir.

Sosyal ve ekonomik sorunların hepsi bitecektir.

İşsizliği yeneceğiz, yoksulluğun tıpkı terör gibi kökünü kurutacağız.

Her insanımızın elinden tutacağız.

Bunların hepsini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin imkanlarıyla yapacağız.

Cumhuriyet’in yeni yüzyılı Türk ve Türkiye Yüzyılı olarak simgeleşecek.

Mutlu millet, güçlü devlet, huzurlu gelecek Cumhur İttifakı’yla tesis edilecek.

Merhum vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’dan esinlenerek diyorum ki;

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapmadık, yapmayız.

Hak namına haksızlığa ölsek bile tapmadık, tapmayız.

Doğduğumuzdan beridir aşığız istiklale,

Bize hiç tasmalık etmiş değildir altın lale.

Ezelden beridir hürüz, yine hür kalacağız.

Esaret zincirlerini birer birer kırıp atacağız.

Zalimlerden aman dileyenleri de asla bağışlamayacağız.

Kesilse de, çekmeye gelmez başımız.

Çıksa da bedenimizden, satılık değildir canımız.

Aksa da damarlarımızdan, kiralık değildir kanımız.

Kaderimizdir bağımsızlık, kavlimizdir bekamız.

Boşuna şehit vermedik.

Anadolu coğrafyasını boş yere vatan etmedik.

CHP yönetimine bakınız, zalimlerle bir olmuş Türkiye aleyhine konuşuyor.

İP yönetimine bakınız, işbirlikçilikte ve siyasi fitnede sınır tanımıyor.

Türkiye düşmanlarına, fayton feneri gibi sinyal üstüne sinyal yakıyorlar.

Milli iradenin üzerinde ambargo koymaya heveslenen odakların hayalini kuruyorlar.

Emperyalizmin arkasına saklanıp Türkiye’yi taşa tutuyorlar.

Zalimlerin tetikçiliğinden medet umuyorlar.

Güya demokrasiyi överek Türk milletinin hedeflerini karalıyorlar, terör örgütlerini arkalıyorlar, zulmü alkışlıyorlar, zilleti aklıyorlar, melaneti allayıp pulluyorlar.

Maalesef Emperyalizm hesabına çalışan bir muhalefet anlayışının ülkemizde bulunuyor olması utanç anıtı gibi karşımızdadır.

Keçeyi suya salmışlar, Türk milletiyle yollarını ayırmışlar.

Çok açıktır ki, zillet ittifakı Türkiye’nin karşısındaki mihraktır.

Zillet ittifakı Türkiye’nin ayağına vurulmak istenen küflü zincirdir.

Türkiye’de iktidarın yolu yabancı başkentlerden geçmez, geçemez.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Milletin üstünde bir güç ve kudretten de bahsedilemez.

Zillet ittifakının siyaseti sömürgeleşmiş bir siyasettir.

Zillet ittifakının siyaseti teslimiyetçiliğin lobi faaliyetidir.

Bunlardan hayır gelmez.

Çünkü zilletin sonu yoktur.

Çünkü zilletin sonucu yoktur.

Kılıçdaroğlu ne yapsa nafiledir; İP’çiler, Deva’cılar, Serokçular, oncular buncular, bilumum sol ve bölücü mihraklar neyle uğraşırsa uğraşsın boşunadır, Türk milletini geçemezler, Türkiye’yi yenemezler.

Muhterem Milletvekilleri,

Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle siyasi istikrar hamd olsun kurumsallaşmıştır.

Ülkemiz ağyarını mani efradını cami yeni yönetim sistemiyle dünyaya örnek teşkil etmiştir.

Koalisyonlar devri kapanmış, fakat zillet ittifakı tekrar bu solmuş ve sararmış sayfayı açmanın peşindedir.

Hükümet buhranları bitmiş, fakat zillet ittifakı bir kez daha söz konusu buhran dönemlerini yeşertmenin gayretindedir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin birinci dönemi gıpta edilecek kadar başarılıdır.

Bunu göremiyorlar, görseler bile itiraf edemiyorlar.

Çevremiz siyasi istikrasızlıklara mahkum olmuşken, Türkiye huzur ve istikrar adası gibi sivrilmiş, yeni yönetim sistemiyle ekonomiden diplomasiye, spordan sanata, sağlıktan kültüre, terörle mücadeleden egemenlik çıkarlarımızı müdafaaya kadar her alanda göz doldurmuş, göğüs kabartmıştır. 

Cumhur İttifakı, 85 milyon Türk vatandaşının gurur duyacağı, birlikte ve beraberce huzur, esenlik ve ekonomik gelişmişlik içinde yaşayacağı küresel güç Türkiye’nin güvencesidir.

Kılıçdaroğlu’nun rahatsızlığı bu yüzdendir.

Zilletin diğer ortaklarının huzursuzluğu bu nedenledir.

Ağızlarından düşürmedikleri Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, siyasi istikrarsızlık yıllarına duyulan ilgidir, müdahale edilen, iradesi ipotek altına alınan bir döneme özentiden başka bir şey de değildir.

Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek nafile bir gayrettir.

Parlamenter Sistem günahıyla sevabıyla Türkiye şartlarında miadını doldurmuş, arıza sinyali veren bu sistemin bakım, tamir ve onarım imkanı ise kalmamıştır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yönetim hayatımıza kalıcı bir soluk, güçlü bir irade, etkin ve hızlı karar alma mekanizması kazandırmış, köklü bir reform olarak milletimize mal olmuştur.

Bu yeni sistem, ertelenemez milli ihtiyacın ve beka hassasiyetinin ortak akılla birleşmesinden doğmuş ve doğrulmuştur.

6+1 formatlı masanın kuru gürültüsü tamamıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne muhalefet üzerine bina edilmiştir.

Yani etki-tepki üzerine şekillenmiş reaksiyoner bir sistem teklifi karşımızdadır.

Bu yüzden zillet ittifakı şuursuzdur, derin bir gaflet çukurundadır.

Köprünün altından çok sular akmıştır.

Züğürt bezirgân eski defterleri karıştırırmış.

Zillet ittifakı, milletimizin beklentilerini, dünyanın yeni eğilimlerini, devletimizin yüksek hedeflerini, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne niye gerek duyulduğunu anlamaktan, algılamaktan, analiz etmekten mahrumdur.

Geleceğin hükmü cumhurun iradesiyle gerçekleşecektir.

Türkiye Yüzyılının güneşi Cumhur İttifakı’yla doğacaktır.

Bir olacağız, diri olacağız, uyanık olacağız, tedbirli olacağız, teyakkuzda olacağız, saflarımızı sımsıkı tutacağız, fitneye geçit vermeyeceğiz, 2023’ü cumhurun zafer yılı yapacağız.

Cumhuriyet’in yüzüncü yıl dönümünde daha da hızlanacağız, Türkiye’yi imrenilecek medeniyet seviyelerine el birliğiyle taşıyacağız, güç birliğiyle çıkaracağız.

Muhterem Milletvekilleri,

Milliyetçi Hareket Partisi olarak siyasi çalışmalarımızı tüm vatan sathında heyecanla sürdüreceğiz.

Hiçbir dedikoduya aldırış etmeyeceğiz.

Hiçbir bozguncunun planına dahil olmayacağız.

Bilinmelidir ki, istikametimiz sıratı müstakim üzeredir.

Varlığımızdan, mücadelemizden, fikir ve düşünce aydınlığımızdan ürken, çekinen, davamızı haksız ve şerefsizce suçlamaya çalışanlar vardır, takibimiz altındadır.

Aklımıza bile gelemeyenler kalbimizde yer tutamayacaktır.

Fiyatını kuruşu kuruşuna hesapladığımız, ancak beş kuruş bile etmeyecek değerde olanların oyunlarına, duygu sömürülerine, tahrik ve tacizlerine asla boyun eğmeyeceğiz.

Bilinmelidir ki, sayılmayız parmak ile, tükenmeyiz kırmak ile.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.

Biz haktan, halktan ve hakikatten yana duran dava ve gönül erleriyiz.

Bir ayak gelene iki ayak gideriz.

Beğenmediğimiz, benimsemediğimiz hiçbir söz ve telkine de kulak açmayız.

Siz değerli arkadaşlarımdan ricam, özellikle Meclis’in çalışma takvimi içinde Cumhur İttifakı’nın ilke ve esaslarından milimde olsa ödün vermemenizdir.

Acilen çıkarılması gereken kanuni düzenlemelerle ilgili yapıcı ve destekleyici siyasi tutumumuzu her milletvekilimizin kararlılıkla icra etmesini bekliyor, Genel Kurul çalışmalarına tam ve eksiksiz katılmanızı hassaten istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor; sağlıklı, başarılı ve huzurlu bir yıl temenni ediyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in TBMM Grup Toplantısında Yapmış Oldukları Konuşma - 01.11.22

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Saygıdeğer Misafirler,

Basınımızın Değerli Temsilcileri,

Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımıza başlarken sizleri en iyi dileklerimle selamlıyorum.

Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından, radyo kanallarından toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan değerli kardeşlerimize selamlarımı iletiyorum.

Zaman su gibi akıp giderken, 2023 yılının aydınlık ufuk çizgisi gittikçe belirginleşmeye, günbegün netleşmeye başlamıştır.

Bizde diri umutlarımızla 2023’e hazırlanıyoruz.

Dengeli ve dirayetli siyasetimizle 2023’ün yol haritasını hazırlıyoruz.

İnançlı mücadelemizde hiçbir ihtimali göz ardı etmiyoruz.

Sürekli faal haldeyiz, siyasi faaliyetlerimizle devamlı arazide bulunuyoruz.

2023 yılında başarmanın dışında ikinci bir seçenek tanımıyoruz.

Çünkü başarıyı hak eden bir irademiz, başarıya müstahak bir itibarımız, başarımızla yükselecek bir ülkemiz olduğunu çok iyi biliyoruz.

85 milyon Türk vatandaşımızın tamamına elimizi uzatıyoruz.

Her insanımıza gönlümüzü açıyor, yüreğimizden bir yer ayırıyoruz.

Gönül vermedikçe gönül bulamayacağımızın farkındayız.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak milletimize gönlümüzü verdik, ülkemize de ömrümüzü adadık.

Gönül bir bina ise mimarbaşı muhabbettir dedik.

“Muhabbetten Muhammed oldu hasıl,

Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl?”

Muhammedi ahlakla, muhabbet ikliminde hep birlikte çok daha güçlü olacağımıza inanıyoruz.

Hiç kimseyi öteki görmüyoruz, ötekileştirmiyoruz.

Milletimizin tüm güzelliklerini sahipleniyoruz, sahici bir tutumla benimsiyoruz.

Hz. Mevlana’nın dediği gibi, “aşk nasip işidir, hesap işi değil; aşk adayıştır, arayış değil.”

Nitekim milletimize adanmışlığımız hesabi değil hasbidir, aşkımız ise kuru laf değil kalbi hakikattir.

Bu ilhamla Türkiye’mizin her yerindeyiz.

Milletimizle buluşuyor, konuşuyor, görüşüyor, dertleşiyor, vuslat sıcaklığında birlikte ısınıyoruz.

“Adım Adım 2023; İl İl Anadolu” dedik, herkesle kucaklaştık.

“Adım Adım 2023; İlçe İlçe Anlatma ve Aydınlatma” dedik, her insanımızı samimiyetle kuşattık.

Şimdi de “Adım Adım 2023; Köyüm Benim Sohbet Toplantıları”yla milletimizin efendilerinin ayağına gittik, onların baş tacımız, ümit aşımız, sevda pınarımız, güç kaynağımız olduğunu gösterdik, buna da kararlılıkla devam ediyoruz.

Şu mısralarda şair ne güzel de anlatmış köylerimizi:

Kekik kokan yaylada dertli bir kaval sesi,

Kangallar gözlerini şimdi dört açacaklar.

Sessizliğe renk katan bir kuzu melemesi,

Ve rüzgarla ‘Huu’ çekip sema yapan başaklar…

Medeniyet ölse de, her zaman diridir köy,

Saftır, temizdir, dürüsttür, sözünün eridir köy,

Son kalan iyilerin barınma yeridir köy,

Hiç tanımasak bile bizlerden biridir köy.

Köylerimizi tanıyoruz, köylülerimizi biliyoruz.

Elma yanaklı çocuklara, nasır tutmuş ellere, emektar gelinlere, fedakar analara, alınlarında tomurcuk tomurcuk birikmiş terleriyle çileye kafa tutan babalara, görevini yapmış olmanın huzuruyla yaşayan ninelere, dedelere, bilcümle bereketli topraklara, çorak tepelere, yeşil ovalara Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in mesajlarını, hedeflerini, geleceğin büyük Türkiye’sinin müjdesini taşıyor, bunları anlatıyor, bunları paylaşıyoruz.

8 Ekim 2022 tarihinden bu tarafa 451 köyümüzü şevkle ziyaret ettik.

Bununla birlikte 4-5-6 Kasım 2022 tarihlerinde tam 81 köyümüzü de ziyaret etmiş olacağız.

Bu seferberlik hali, bu seri çalışma disiplini tavsamadan, aksamadan, ara vermeden menzile varıncaya kadar sürecektir.

“Köyüm Benim Sohbet Toplantıları”yla, yeniden su yürüdü dalımıza yaprağımıza, çiçeklendik bağımızla bahçemizle, şenlendik tarlamızla bostanımızla.

Köylümüzün bir bakışı candır, bir sözü Lider Ülke Türkiye’nin şafağıdır.

Toprağın dilini bilen, köyün ve köylünün hissiyatını her açıdan tanıyan bir Genel Başkan olarak diyorum ki, köylülerimizin her sorunu sorunumuz, her talepleri siyasi ahlakımıza emanettir.

Kredi ekip borç kaldırdıkları dönemler artık geride kalacaktır.

Mahsulleri para edecek, besileri karın doyuracaktır.

Mazot, tohumluk, gübre, elektrik, ilaç gibi girdi maliyetleri Cumhur İttifakı’yla birlikte mesele olmaktan eninde sonunda çıkacaktır.

Türkiye’yi doyuran vatandaşlarımıza ne yapsak azdır, yetersizdir.

Arka ayağıyla kulağını kaşıyanlar köylerimizi bilemez.

El tavuğunu beslerken kümeste pisliği kalanlar köylülerimizle can beraberi olamaz.

Yaparsak biz yaparız, yaparsa Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı yapar ve mutlaka başarır.

Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımızın koordinesinde, “Adım Adım 2023; Köyüm Benim Sohbet Toplantıları”nda görev alan siz değerli milletvekillerimize, Merkez Yönetim Kurulu’yla Merkez Disiplin Kurulu’nun değerli üyelerine, il ve ilçe başkanlarımızla tüm dava arkadaşlarımıza huzurlarınızda içtenlikle teşekkür ediyorum.

Yorulmamızı bekleyenler, yokuşlarda kalacağımızı hesap edenler, biliniz ki hayal kırıklığına uğrayacaklardır.

Durmayacağız, açık hava toplantıları halkamıza Kasım ayında da yenilerini ekleyeceğiz.

13 Kasım 2022 tarihinde, “2023’e Doğru: Aday Belli, Karar Net” temalı Elazığ Mitingimizi Malatya, Tunceli, Diyarbakır ve Adıyaman il teşkilatlarımızın; 20 Kasım 2022 tarihinde de Samsun Mitingimizi Ordu, Giresun, Sinop ve Kastamonu il teşkilatlarımızın dört başı mamur iştirakleriyle gerçekleştireceğiz.

Yılmamızı gözleyenler, vazgeçmemizi düşleyenler emin olunuz ki, emeğin yerde kalmayacağını, çalışmanın millet nezdindeki mükâfatını kesinlikle görüp yaşayacaklardır.

Biz erik dalına basmıyoruz, boş sözlere asla kulak asmıyoruz, asmaya da hiç niyet etmiyoruz.

Değerli Milletvekilleri,

Türk milleti adına, 20’inci yüzyılın ilk çeyreğinde bir asırlık olaylar vasat ve varlık bulmuştur.

Belki de, 1900 ile 1925 yılları tarihin akış hızının hiç olmadığı kadar yavaşladığı ve üstelik aleyhimize işlediği bir zaman aralığıdır.

Bitmeyen savaşlar, durmayan saldırılar, dinmeyen kanamalar, eksilmeyen ızdıraplar, azalmayan operasyonlar, ara vermeyen şer oyunlar, çatırdayarak çöken İmparatorluk, bezginlik ve yokluk içinde kıvranan milyonlar, biteviye kaybedilen topraklar bizim hazin gerçeklerimizden bazıları olarak hala milli hafızalardadır.

Batılı bir filozofun vurguladığı üzere;

“Maddi medeniyet ahlaki mükemmelliğin zirvesine yücelten bir merdiven olması gerektiğini unuttuğu gün ölümcül bir güç olmaya mahkumdur.”

O yıllarda Batı’nın hali tam da budur.

Haçın Hilale tahammülsüzlüğünün özünde Türk ve İslam düşmanlığı yatıyordu.

Vatan topraklarımızı kana bulayanlar, tarihi mirasımızı yağmalayanlar geldikleri gibi giderken arkalarında korkunç zulüm sahneleri bırakmışlardı.

20’inci yüzyılın ilk 25 yılında eşi benzeri çok az görülmüş bir beka mücadelesi verildi.

Bu kısa zaman aralığında bir Türk devleti yıkılıp yeni bir Türk devleti kuruldu.

1912’den 1922’ye kadar aralıksız cepheden cepheye koştuk durduk.

Var oluşumuzun bedelini çok ağır bir şekilde ödedik.

Bu kapsamda pek çok felakete, pek çok acıklı ve hazin gelişmeye göğüs gerdik, meydan okuduk, ancak istiklal ve istikbal mücadelemizden en küçük taviz vermedik.

Çünkü Türk milleti bağımsızlık onuruna düşkün bir millettir.

Esaret ve kölelik Türk milletinin asla kabul etmeyeceği bir ilkelliktir.

20’inci yüzyılın ilk çeyreğinde bir İmparatorluk kaybettik, ancak tarihi süreklilik içinde yeni bir Türk devletini de kuvveden fiile geçirmeyi başardık.

Milletimizin vicdanında saklı duran mukavemet ve mücadele ruhuyla teslimiyet anaforuna düşmedik, tarihten silinmemizi hedefleyenlere asla boyun eğmedik.

Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden tıpkı bir Anka Kuşu gibi milli bir devlet formatında Türkiye Cumhuriyeti doğdu ve tarih sahnesindeki yerini aldı.

Bu yeni devlet mimarisi, bu yeni Türk devlet egemenliği mazinin bir reddi mirası olmayıp şartların zorluğundan, tarihin mecburi rota değişikliğinden ve bizatihi Türk milletinin kutlu iradesinden tecelli etmiştir.

Anadolu topraklarında kurduğumuz üçüncü Türk devleti Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Bu itibarla Selçuklu Devleti Türk’tür, Osmanlı Devleti Türk’tür, Türkiye Cumhuriyeti de Türklüğün muzafferlik beratıdır.

99’uncu yıldönümünü kutladığımız Cumhuriyet, evvela cumhurun kararı, ardından tarihi müktesebatımıza dayanan kurucu kahramanların Milli Mücadele’nin üzerine inşa edip kararlaştırdıkları millet egemenliği ve demokrasi anıtıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar gökten zembille inmemişlerdir.

Nitekim hepsi Osmanlı İmparatorluğu döneminde hayata gözlerini açmışlar, Osmanlı İmparatorluğu’na hizmet etmişler, başka bir alternatif kalmadığından Türkiye Cumhuriyeti’nin doğumunu sağlamışlardır.

20’inci yüzyıl hem ülkemiz hem de dünya bakımından sarsıcı ve sancılı hadiselerin yoğunluğuyla geçmiştir.

Bu yüzyılın ilk çeyreğinde tek dişi kalmış canavara rağmen milli devletimizi kurarak Cumhuriyet rejimini tesis ve temin başarısını gösterdik.

Şayet bir tarif ve tanım gerekirse, 20’inci yüzyıl Türk milletinin beka, Türkiye’nin de derlenme toparlanma yüzyılıdır.

Bize göre, Cumhuriyet’in ilk evresi doğrusuyla yanlışıyla, fazlasıyla eksiğiyle 1923-1946 arasında vücut bulan 23 yıllık tek parti dönemidir.

1946-2017 yılları arasında tecessüm ve tezahür eden 71 yıllık çok partili parlamenter sistem hayatı Cumhuriyet’in ikinci evresidir.

Cumhuriyet’in 2017’den geleceğe açılan üçüncü evresi ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle anılacak ve bu şekilde tanımlanıp anlam ve derinlik kazanacaktır.

Yeni hükümet sistemi esasen önümüzdeki yeni bir Türk asrının mukaddimesidir.

Cumhuriyet’in üçüncü evresinin ve ikinci yüzyılının ruh köküyle felsefi muhtevası “Türkiye Yüzyılı” ifadesiyle ortaya konulmuştur.

Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 28 Ekim 2022 tarihinde açıklanan “Türkiye Yüzyılı” beyanı devlet ve toplum hayatımıza yeni bir hedef, yeni bir moment, yeni bir nefes, yepyeni bir ivme kazandırmıştır.

“Türkiye Yüzyılı” çağrısı yeniden bir Kızılelma seferberliğinin tefekkür safhasından tezekkür, terakki, teklif ve tedarik sahasına geçişidir.

Kanaatimiz odur ki, Türk milletine hizmet azmi “Türkiye Yüzyılı” kavrayışıyla daha da zirveye çıkacak, nihai gayemiz olan İ’la-yi Kelimetullah’a biraz daha yaklaştıracaktır.

5 Kasım 2000 yılında gerçekleştirdiğimiz 6’ıncı Olağan Büyük Kurultayı'mızda “Yüzyılla Sözleşme” hedefimizi açıklamıştık.

Memnuniyetle ifade etmek isterim ki, o günkü “Yüzyılla Sözleşme” beyanımızla bugünkü “Türkiye Yüzyılı” kararlılığı üst üste çakışmış, birbirini tamamlamış, Türkiye ve Türk milleti muazzam bir kalkışa ve uyanışa geçmiştir.

Biz, “Türkiye Yüzyılı”nın dünya geneline, insanlık gündemine tıpkı bir cemre gibi düşme mücadelesinde sonuna kadar varız ve buna da kararlıyız.

Biz, Sayın Cumhurbaşkanı’nın, “Gelin, Türkiye Yüzyılı, vizyonunu birlikte oluşturalım, birlikte inşa edelim. Gelin, Türkiye Yüzyılını, yeni bir millî mutabakat zemini hâline dönüştürelim.” davetine icabet ediyor, çağrıya kulak veriyor, buna da hazır olduğumuzu açık yüreklilikle dile getiriyoruz.

Türkiye Yüzyılı vizyonunun ruhunu ve özünü ifade eden 17 başlığın hepsini de yararlı ve yerinde buluyor, hiç kuşku yok ki destekliyoruz.

Türk milleti sinesinden çağ açıp çağ kapatan Fatihler yetiştirmiştir.

Türk milleti adalet, şefkat, iyi yönetim ve huzur açlığı çeken mazlumlara tarihin her devrinde hızır gibi yetişmiştir.

Zira Türk milleti beklenendir, özlenendir, sevilendir, yolu gözlenendir, merak edilendir, hoşgörü ve merhametin sancak gibi yükselen erdemidir.

İstiklal, istikbal, huzur ve şefkat yüzyılımızın kapısı aralanmıştır.

Dünyadan Türk’ü ve Türkiye’yi çekip çıkarın, geriye hiçbir şey de kalmayacaktır.

Tarihi yapan, tarihi yazan, tarihe kahramanlıklarıyla, ilmi ve irfanıyla istikamet çizen Türk milletine de Cumhuriyet’in yeni yüzyılına mühür vurmak yakışacaktır.

Türkiye Yüzyılı, örselenmek istenen hak ve hukukumuzun sembolüdür.

Türkiye Yüzyılı, görmezden gelinen hakikat mücadelemizin semeresidir.

Türkiye Yüzyılı, Türk yüzyılıdır, Türk tarihinin yüz akıdır.

Türkiye Yüzyılı, Türk milletinin yeni bir zafer atılımıdır.

Merhum Hüseyin Nihal Atsız’ın dediği gibi;

İçim yine sevinçlerle dolup yanıyor,

Ruhum sanki deniz olmuş dalgalanıyor,

Uzak uzak ülkelerden döndüm seferden,

Yaralarım ağır, fakat mestim zaferden.

Zafer ümit kaynağının bir çeşmesidir.

Zafer bir çok gönüllerin birleşmesidir.

Gönülleri birleşenler ölse de bir gün,

Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün.

Gönülleri birleşenler, selam sizlere!

Uzaklarda dertleşenler, selam sizlere!

Ayrıntısına girmeyeceğim zecri ve zedeleyici sebeplerden dolayı Cumhuriyet’in birinci yüzyılında treni kaçırdık.

İkinci yüzyılında ise kaçırdığımız treni bu kez biz yapacağız, gecikmeye fırsat vermeyeceğiz ve Türkiye Yüzyılı doğrultusunda hep birlikte ilerleyeceğiz.

Allah’ın izniyle muvaffak olacağız, yüzyılın alnına Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü gururla yazacağız.

Zillet ittifakı Cumhurbaşkanı adayının arayışıyla uğraşırken Cumhur İttifakı eserleriyle, hizmetleriyle, haysiyetiyle ve vizyon projeleriyle konuşmakta ve göz doldurmaktadır.

Leyleğin ömrü nasıl laklakla geçiyorsa, bunlarınki de dedikoduyla heba ve heder olmaktadır.

Bu ittifakta buluşanların alayının aklını toplasınız bir incir kabuğunu doldurmayacaktır.

Bunlarda ufuk yoktur, umut yoktur, huzur yoktur, hayır yoktur, halktan yana irade yoktur.

Hep birlikte düşmüşler bir arka, yakında ya bir kuzgun kapacak ya da bir karga, durumları aynısıyla budur.

Zillet, millete galip gelemeyecektir.

Zillet, Türkiye Yüzyılının yakılan meşalesini söndüremeyecektir.

Zillet, Türkiye’nin önünü kesemeyecektir.

Siyaset yapıyorum diye çullarını yırtanlara, kumlu dereden geçip emeli çarpık olanlara Türk milletinin gönül kapıları sürgülüdür.

Bu vesileyle Türkiye Yüzyılı vizyonunun milletimize, ülkemize, Cumhur İttifakı’na, ülkemizi umut gören mazlum toplumlara hayırlı olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor, Sayın Cumhurbaşkanımızı, hükümetini ve partisini tebrik ediyorum.

Değerli Arkadaşlarım,

Siyasetimizin ilkesel çerçevesi, “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben” anlayışıyla sınırlıdır.

Milletimizin ve ülkemizin çıkarlarının yanındayız, her zaman da yanında olacağız.

Türkiye’nin gelişmesi, güçlenmesi, zenginleşmesi, büyümesi, kalkınması, mutlu ve müreffeh hale gelmesi maksadıyla yapılan her girişimin, gösterilen her çabanın, yapılan her çalışmanın istisnasız destekçiyiz.

Bugün milli ve yerli silah sanayimiz imrenilecek bir seviyeye ulaşmıştır.

İhtiyacımızı karşılamanın yanında, İHA’lar, SİHA’lar, Akıncı’lar, kara araçları, deniz platformları, milli uçak ve helikopter projeleriyle birlikte yine milli silah ve füze imalatı milletimize haklı bir gurur yaşatmaktadır.

Türkiye 170 ülkeye savunma sanayii ürünleri ihraç eden bir konumuna gelmiştir.

İşte Tayfun füzesini görüyorsunuz, dosta güven, almasını bilen husumet yuvalarına da en iyi mesaj verilmiş, buna da devam edilmektedir.

Türkiye’nin hiç şakası yoktur.

Milli güvenliğimizin, milli varlığımızın, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğümüzün risk ve tehlikelere atılması diye bir şey söz konusu olamayacaktır.

Üzerimizde hesap yapan, punduna getirip ülkemize zarar vermeyi amaçlayan terör çeteleri ve muhasım ülkeler dikkat etsinler, akıllarını başlarına alsınlar, bizden söylemesi, dev artık uyanmakla kalmamış çok şükür muhteşem bir teknolojik atılımla ayağa kalkmıştır.

Büyük bir memnuniyetle müşahede ve mütalaa ediyoruz ki, Türkiye artık kendine has birikim, imkan ve kabiliyetiyle otomobilini yapacak bir aşamaya gelmiştir.

Bundan sadece Türkiye alerjisi olan odaklar rahatsız olacaklardır.

Hani Kılıçdaroğlu, “otomobil üretiyoruz dediler. Hani nerede? Milleti kandırıyorlar” diye konuşmuştu ya, sorduğu sorunun cevabını Allah’a çok şükür gözlerimizle 29 Ekim 2022 tarihinde Bursa Gemlik’te gördük ve şahit olduk.

Sayın Kılıçdaroğlu, sana kötü bir haber vereyim, TOGG’un seri üretimi 2023 yılında başlıyor, buna şimdiden hazır ol, siparişini vermek için de haydi şimdiden kuyruğa gir.

İlk yerli ve milli elektrikli otomobil olan TOGG’un banttan indirilme törenine katılarak ortak sevinci paylaştık, bundan da iftihar ettik.

Tek bir fabrika kurulmadı diyerek kuyruklu yalanlarına yenisini eklemekten utanmayan Kılıçdaroğlu’na diyorum ki, zaman bulursan, yolunu öğrenirsen, Gemlik’e gitmeni hassaten ve hakikaten tavsiye ediyorum.

Kılıçdaroğlu ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde parlak beyin bulmak için gezip tozarken, bu beyinlerle Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını konuşacağım derken, pırıl pırıl zekalarıyla, gerçekten volkan ağzı gibi fışkıran akıl ve bilgi dolu beyinleriyle vatan evlatları Gemlik’te harikalar yaratmışlar, hayranlık uyandıran işler çıkarmışlar.

Sayın Kılıçdaroğlu parlak beyinleri uzaklarda, johnda, hansta, onda bunda değil, Ahmet’te ara, Mehmed’te ara, yabancısı olduğun Türk milletinde ara ve mutlaka bulacağını da kafandan çıkarma.

Akaryakıt koyulmadığından dolayı 100 metre sonra duran ve pek çok tartışmaya neden olan Devrim otomobilinden 61 yıl sonra Türkiye’de bir çığır açılmış, muhkem ve müstesna bir adım atılmıştır.

Hayaller sonunda gerçeğe dönüşmüştür.

TOGG Gemlik Kampüsü göz kamaştırmış, Türkiye Otomobil Girişim Grubu’nun ortakları ve paydaşları muazzam bir yatırıma imza atmışlardır.

Yapamazsınız diyenler ters köşededir.

Başaramazsınız diyenler şarampoldedir.

Üretemezsiniz diyenler uçurumun dibindedir.

Satamazsınız diyenler de yakında tel tel dağılacaklardır.

Yerli otomobil üretmek intihardır diyenler ise Türk milletinin özgüvenini hançerlemek isteyen mandacılardır, hepsi birden yabancı beslemeleridir.

İnandık ve dedik ki, bir Türk dünyaya bedeldir.

İnandık ve dedik ki, Türk milletinin karakteri yüksektir, Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır, Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini her zaman bilmiştir.

Hülasa muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda gizlidir.

Atak ve Gökbey helikopterlerini, Anadolu savaş gemisini, Hürkuş uçağını, Akıncı, Bayraktar, Anka insansız hava araçlarını, Tayfun füzesini yapmak için emek verip ter akıtan Türk milletidir.

Kim yapamazsınız, kimler başaramazsınız diyorsa, onlara dikkat ediniz, gerçekten hepsinin başkalarının nam ve hesabına çalışan etki ajanları olduklarını göreceksiniz.

Bunlara vursanız duymazlar, çalsanız oynamazlar, söyleseniz anlamazlar.

Yüzlerinin nuru gitmiş, gözlerinin narı sönmüş.

El var, alem var, inşallah daha neler neler var.

Türkiye Avrupa’nın bir numaralı ticari araç üreticisidir.

Üstelik dünya çapında ön sıralarda yer alan otomotiv üreticisi ülkelerden birisidir.

Tablo böyleyken milli ve yerli bir otomobil markasına sahip olamamak hepimizi rahatsız etmedi mi? Bundan dolayı içimiz acımadı mı? Günden güne özlemlerimiz kabarmadı mı?

Elbette bu iç muhasebe mahiyetli sorularım Kılıçdaroğlu ve diğerleri için geçerli değildir, zira onlar her yapılanı karalamakla, her yapılana kulp takmakla meşgul olmaktan gayri milli şekilde haz almaktadır.

Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş, Şakir Zümre gibi hürmetle andığımız müteşebbislerimizin yaptıkları boşa gitmemiş, gitmeyecektir.

Kılıçdaroğlu duymadıysa söyleyeyim, TOGG Gemlik Tesisi 1,2 milyon metrekare arazi üzerinde 230 bin metrekare kapalı alana sahip, çevreci nitelikli muazzam bir üretim sahasıdır.

Bu tesiste maşallah yok yoktur.

TOGG’un fikri ve sınai mülkiyet hakları yüzde 100 Türkiye’ye aittir.

Sayın Kılıçdaroğlu hani nerede diyordun, işte her şey meydanda, gerçi gemlenmiş iradenle Gemlik’e baksan bile göremeyeceğini de aziz milletimiz gayet iyi biliyor.

TOGG Gemlik Kampüsü tam kapasiteye ulaştığında her yıl 175 bin aracın üretileceği, 4 bin 500 kişiye doğrudan, 20 bin kişiye dolaylı iş imkanı doğacağı anlaşılmış ve bu sevindirici gerçek ortaya çıkmıştır.

2030 yılına kadar üretilecek 1 milyon otomobille milli gelirimize 50 milyar dolar seviyesinde bir destek de sağlanmış olacaktır.

Bize düşen bu imrenilecek milli başarının ucundan tutan kim varsa Allah onlardan razı olsun demektir.

Sayın Cumhurbaşkanımıza, ilgili bakanlarımıza, mühendislerimize, işçilerimize, işadamlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.

TOGG’un Türkiye’mize, Türk milletine ve tüm vatandaşlarımıza hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Hamd olsun aşı tutmuştur.

Hamd olsun sabırla verilen emekler meyvesini vermiştir.

Değerli Milletvekilleri,

Cumhuriyet tarihimizin geneline baktığımızda, Türkiye’mizin siyasi ve ekonomik dönüşümleri gerçekleştirip kalıcı, istikrarlı ve huzurlu bir ülke olarak hakettiği düzeye tırmanma mücadelesinin çetin bir süreci ifade ettiği hemen fark edilecektir.

Türkiye'nin hem hassas bir coğrafyaya sahip olması, hem de dünyada yaşanan gelişmelerin ulaştığı karmaşık boyutlar bu mücadelenin çok cepheli yürütülmesini mecburi kılmıştır.

Başka bir şekilde ifade edecek olursam, ekonomik istikrarı ön plana çıkartıp siyasi istikrarı ihmal etmek ya da ikinci plana itmek makul ve mantıklı bir tercih değildir.

Benzer şekilde, siyasi istikrarı temel alıp ekonomik ve toplumsal istikrarı ihmal etmek de akıl işi değildir.

Zaten ekonomik ve siyasi istikrarsızlık birbirinin yapışık ikizi gibidir.

Öyle ki iki istikrarsızlık hali de birbirini beslemekte, sorunların karşılıklı olarak derinleşmesine hizmet etmektedir.

1920'li yıllarda başlayan yeniden imar ve inşa çabaları, çeşitli şekillerde, değişen hızlarda günümüze kadar süregelmiştir.

Aynı dönem boyunca birçok aksama ve sıkıntılarla da iç içe geçen bu sürecin analizi her bakımdan çok iyi yapılmalıdır.

Bu analizin sonucunda ortak akıl ve katılımla alınacak köklü demokratik tedbirler Lider Ülke Türkiye’nin Cumhuriyet’in yeni yüzyılına damga vurmasının önünü açacaktır.

Türkiye bir yanda siyasi istikrar ve güvenliğini, diğer yanda da ekonomik istikrar ve dengesini aynı anda başarmış bir ülke mertebesindedir.

Bunun gerisinde de Cumhur İttifakı’nın vatan ve millet sevdasıyla billurlaşmış sağlam iradesi, ilaveten de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yönetim hayatımıza kazandırdığı milli, stratejik, tutarlı ve bütünüyle milletimize dayanan muteber özellikleri bulunmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne, şahsım hükümeti ve tek adam rejimi diyenler Cumhuriyet’i ve yeni yüzyılını karalamak için ellerine tutuşturulmuş talimat listelerine müzahir hareket eden devşirilmiş zihniyetlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti gelişerek ilerleyecektir.

Türkiye Cumhuriyeti gücüne güç katıp yoluna devam edecektir.

Buna engel olmak veya taş koymak isteyen işbirlikçiler ya yoldan çekilmeli ya da ezilmeyi göze almalıdır.

Zaman Türkiye zamanıdır.

Yüzyıl Türkiye’nindir.

Yüzsüzler bu yüzyılın silik gölgeleri olmaktan kaçamayacaklardır.

Devlet, milletiyle elbirliği halindedir ve omuz omuza duruş sergilemektedir.

Tehdit nereden gelirse gelsin, Türk milleti tek yürek, tek nefes, tek bilek halinde azgınlaşan tehditlere karşı koyacaktır.

Dünyayı Türkçe okuma amacı “Türkiye Yüzyılı”nın ana çatısı olacaktır.

Milli kimliğin, milli birlik ve kardeşliğin kudreti maşeri vicdanda saklı duran hükümran maziyi tekrar ayaklandıracaktır.

Başkalarına özenen, başkalarını taklit eden, kendine güveni olmayan, kendi insanına hor bakan, Tanzimatçı ablukanın altında on yıllardır debelenen siyasi ve sosyal elitler Türkiye’nin büyüklüğünü ve tayin edilmiş kutlu hedefleri anlayacak ve anlamlandıracak asgari milli ruha sahip olmayan nasipsizlerdir.

Gelişmeyi sarıktan fese, festen şapkaya geçişte görenlerin, yakıcı meselelerin özüne nüfuz etmeden şekilde, gösterişte ve yüzeyde çırpınanların milletimize anlatacağı hiçbir şey de olamayacaktır.

Cumhuriyet’in yüzüncü ve devamında başlayacak yeni yüzyılı sıradan bir takvim değişikliği değildir.

Bu durum ülkemiz ve milletimizle birlikte beşeriyeti, Türk-İslam alemini ve dünyanın tamamını yakından ilgilendiren tarihi bir kavşak noktasına işaret etmektedir.

Zira beşeriyet sahnesinin ışıkları artık Türk milletini aydınlatmaktadır.

Geçmiş yüzyılın kaotik dar kalıplarına sıkışıp kalanlar için Cumhuriyet’in gelecek yüzyılı sadece kuru hamasetten öte bir manaya gelmeyecektir.

Sorunlarla beraber çözümler de aynı hızla gelişmektedir.

Türkiye çözüm odaklı, insani ve vicdani diyalogların cazibe ve çekim mihveridir.

Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın İstanbul’da çözülme ümidi, Kanal İstanbul Projesi’nin İstanbul’dan tüm dünyayı etkileme kapasitesi, tahıl koridorunun ağırlık merkezi olarak İstanbul’un sivrilmesi Türkiye’nin siyaset ve diplomaside 2023’e ve müteakip yıllara tesir kuvvetinin de ön habercisidir.

Bu yüzden Cumhuriyet’in yeni yüzyılı Türkiye Yüzyılının doğumu ve doğruluşudur.

Bu yüzyılda zillete yer yoktur.

Kaldı ki zillet demek tarihin gerisine düşmek demektir.

Zillet demek medeniyet ve milletler mücadelesinden yenik çıkmak demektir.

Zillet demek eğilmiş baş, çökmüş diz, taviz ve teslimiyet döngüsüne hapsolmuş siyaset anlayışı demektir.

Bizim böylesi bir karanlık ve köhne siyaset anlayışına asla tahammülümüz yoktur.

Bizim ABD’deki bir benzinlikte şaibeli isimlerle hamburger yiyen tok esirlerle yürüyecek yolumuz kesinlikle yoktur.

Bizim zillete değil, cumhurun zaferiyle perçinlenmiş, Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümüyle taçlanmış şahlanmaya ihtiyacımız vardır.

Türkiye Yüzyılı vizyonu açıklanır açıklanmaz, CHP’lilerin taciz ve tahrik sırasına girmeleri, mesnetsiz itham ve isnatlarla çarpıtma görevini üstlenmeleri hayasızlığın siyaset görüldüğü ayıplı bir durumdur.

Sabrınıza sığınarak CHP’li Mersin Belediye Başkanı’nın şu alçak sözlerine dikkatinizi çekiyorum:

“Vizyona bakın, gözlerim yaşardı iki gündür. Vizyona bakın, ikinci yüzyıl vizyonuna, tank, top, SİHA, İHA, vur, öldür, kahramanlık türküleri, Cumhuriyet bunun için kurulmadı.”

Belediyesinde PKK’lıları işe alıp terör yuvası haline getiren CHP’li bir belediye başkanından başka bir söz duymak mümkün müdür?

Teröristler sınır içinde, sınır ötesinde, dağda, ovada, bu küstahın yönettiği belediyede yakalanıp etkisiz hale getirildikçe kuduruyorlar, çılgına dönüyorlar.

And olsun sizi kudurtmaya devam edeceğiz.

Biz kahramanlık türküleri söyleyeceğiz, siz saklanacak delik bile bulamayacaksınız.

Tankımızdan, topumuzdan, SİHA’mızdan, İHA’mızdan rahatsız olanlar terörün yedeğine düşmüş onursuzlardır, nitekim onlara huzur yüzü yoktur, onlara rahat yoktur, onlara merhamet yoktur.

Kılıçdaroğlu, “Erdoğan benim aday olmamdan çok korkuyor”, demiş.

Korkaklar milli başarıları gölgelemek için sıraya girenlerdir.

Korkaklar Türkiye’yi taşa tutanlardır.

Korkaklar terör örgütlerinin, emperyalist tertipçilerin arkasına saklananlardır.

Sayın Kılıçdaroğlu davul sen de, tokmak başkasında, önce aday ol, sonra konuş.

Ardından da siyasetinde milli ve ahlaklı olmaya çalış.

Bu zihniyet zehirlidir, zillettedir.

Sözde bir film yönetmeninin, düzenlenmiş bir ödül töreninde, PKK havarisi, terör heveslisi Tabipler Birliği Başkanı için, “sırf barış dedi diye hapse attılar” sözü ve aldığı kirli ödülü söz konusu bölücü şahsa ithaf etmesi de zillet ittifakının kokuşmuş ana fikri, ana eğilimidir.

Terörizme, ihanete, melanete, rezalete barış diyenler, barışın yegane düşmanıdır.

Bu tiplerin barış, adalet, demokrasi ve özgürlük çıkışları Türkiye’ye kurulmuş bir nevi bombalı tuzaktır.

Buna karşılık doğrudan yana tavır alan, Türk Silahlı Kuvvetleri’mize iftira atıldığını haykıran, bu suretle milletimizin takdirini toplayan gerçek sanatçımız Burak Haktanır’ın cesareti ve dik duruşu da hakikaten alkışlanacak düzeydedir ve kendisini tebrik etmek, helal olsun demek boynumuzun borcudur.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, siz değerli milletvekili arkadaşlarımı hürmet ve muhabbetle selamlıyor, bilhassa Plan ve Bütçe Komisyonu’yla birlikte Genel Kurul çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.

DEVLET BAHÇELİ

MİLLİYETÇİ HARKET PARTİSİ GENEL BAŞKANI


Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey'in grup toplantısında yapmış olduğu konuşmalar-18.10.22

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Muhterem Misafirler,

Basınımızın Mümtaz Temsilcileri,

Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımızda açıklayacağım görüş ve düşüncelerime geçmeden evvel hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından takip eden aziz vatandaşlarımıza,  gönül ve kültür coğrafyalarımızda varlık ve birlik mücadelesi veren kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyor, bilvesile şükranlarımı sunuyorum.

Öyle ateşler vardır ki, yalnızca düştüğü yeri yakmaz.

Öyle acılar vardır ki, yalnızca ortaya çıktığı yerde duramaz.

14 Ekim 2022 Cuma akşamı Bartın’ın Amasra ilçesinde milletimizin yüreğine ateş düşmüş, kömürün karasından helal lokmasını çıkarmak amacıyla yerin yüzlerce metre altına inen madencilerimiz hepimize acıların en acısını yaşatmıştır.

Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra Müessese Müdürlüğü’ne bağlı bir maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında canlar gitmiş, hayatlar bitmiş, hayaller sönmüştür.

41 maden işçimiz bu elim ve feci patlamada son nefesini vermiştir.

Yaralı halde kurtarılan 11 işçimizin tedavisi devam ederken, maalesef bunlardan beşinin durumu da ağırdır.

Hakikaten üzüntümüz tarifsiz ve tanımsızdır.

Devlet tüm imkânlarıyla seferber olmuş, 24 saat içinde felaket tablosu kontrol altına alınmış, arama-kurtarma çalışmaları süratle ve eşgüdüm halinde icra edilmiştir.

Maden ocağının eksi 300 kotundaki patlamayla ortaya çıkan yangını söndürme çalışmaları da aralıksız sürdürülmüştür.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, patlama duyulur duyulmaz hemen olay mahalline Genel Başkan Yardımcımız Sayın Sadir Durmaz ile Bartın Belediye Başkanımız Sayın Cemal Akın’ı gönderdik ve gelişmeleri anbean takip ettik.

Elbette malum patlamaya yol açan kusur, ihmal ve eksik olarak değerlendirebilecek ne varsa mutlaka gün yüzüne çıkarılacaktır.

Bu konunun biz de sonuna kadar takipçisi olacağız.

Ancak maden ocağındaki patlamayı bahane ederek felakete siyasi bir içerik katmak için el ovuşturan kim ya da kimler varsa bize göre samimi değildir, dürüst ve iyi niyetli olarak da görülemeyecektir.

Acı üzerinde istismar yapmanın mert ve sorumlu bir tavırla hiçbir ilgisi olamaz.

Eğer facianın failleri varsa, bunlar tespit edilirse adli ve idari açıdan muhakkak hesabı da sorulacaktır.

Aksini düşünmek bile abestir.

Amasra’yı konuşuyorken sekiz yıl önceki Soma felaketini hatırlatmak maksatlıdır, hastalıklı bir yaklaşımdır.

Biz patlamış ve alev almış maden ocağından kardeşlerimizin bulunup çıkarılmasını bekliyorken sosyal medyadan provokasyona heves edenler, ortamı kızıştırmak için devreye girenler hem alçak hem de ahlaksızdır.

Henüz acılarımız çok tazeyken, henüz patlama yeni olmuşken, henüz işçilerimiz toprak altından bile çıkarılmamışken, Sayıştay’ın 2017 ile 2019 raporlarında Amasra Müessese Müdürlüğü’yle ilgili bölümleri birden bire servis edip suçlu ve sorumlu arayışına girenlerin önü arkası iyice araştırılmalıdır.

Deniliyor ki, mezkur Sayıştay raporları eksi 300 metrede dahi kazı yapılmasının neden olduğu risklere dikkat çekmiş.

Alınması gereken önlemler de madde madde sıralanmış.

Belirli bir süreyle denetim görevini yapan denetçiler her şeyi biliyor ve görüyor da bir tek söz konusu Müessese Müdürlüğü’nün işçi, memur, mühendis ve yöneticileri mi ne yapacaklarını hangi tedbirleri alacaklarını bilmiyorlar?

Olacak iş midir bu?

Böyle bir iddia aklın ve mantığın neresiyle bağdaşacaktır?

Biz Sayıştay raporlarının değerini, muhtevasındaki tespit ve teklifleri elbette inkar etmiyoruz, es geçmiyoruz.

Nitekim denetim fonksiyonunun devlet hayatındaki önemini gayet iyi biliyoruz.

Fakat Sayıştay raporlarının art niyetliler eliyle siyasi muhalefet haline dönüştürülmesini ise son derece mahsurlu, oldukça da manidar buluyoruz.

Gaz birikme ihtimali olan yerlerde elektrikle çalışan ekipmanlar yerine basınçlı havalı ekipmanlarının kullanılması, damar gaz içeriklerinin tespiti ve ocakların derinleşmesi ile artan degaj ihtimaline karşı alınacak önlemleri belirli formatta tanzim edilmiş denetim raporlarına geçirmek gayet kolaydır.

Yerin üstünde ahkam kesenlerin durumlarıyla, yerin altında kömürün karasına, kayanın ve toprağın zorluklarına göğüs geren, bu şekilde ömür geçiren kardeşlerimizin muhatap olduğu gerçekler kuşkusuz bambaşkadır.

Maden ocaklarında çalışılan damarların hemen hemen tamamında gaz içerikleri yüksek değil mi?

Arıza mahallerindeki tehlikeler daha fazla değil mi?

Ocaklarda çalışırken aynen uyulması gereken ve nelerin yapılacağını ihtiva eden kurum için yönergeler, ilave mevzuat hükümleri bilinmiyor mu?

Hangi vicdan sahibi, hangi yetki ve sorumluluk mertebesine ulaşmış bir vatan evladı maden ocaklarında bile bile, göre göre felaketlere göz yumabilir?

Gün yaralarımızı sarma günüdür.

Gün acılarımızı paylaşma ve azaltma günüdür.

Gün eksik ve gediklerimizi kapatma günüdür.

Fırsatçılık yapanların kanında leke vardır.

Maden nedir, emek nedir, helal kazanç ne demektir bilmeyenlerin; toprağın altından rızık çıkarmanın nasıl bir şey olduğunu hayaline dahi getiremeyenlerin felaketler üzerinden cepheleşme üretmeye çalışması insafsızlıktır, izansızlıktır.

Amasra’daki patlama hepimizi yakmıştır.

Acı 85 milyon Türk vatandaşının tamamınındır.

Şimdi zillet partilerinin teker teker bu felaketi siyaset malzemesi yaparak gürültü kirliliğine kapı açacak olmaları kızarmaz yüzün, yaşarmaz gözün, utanmaz bakışın nerelere kadar tutunduğunu da ortaya koyacaktır.

Amasra’da devlet ve hükümet duruma vaziyet etmiştir.

Her ihtimal titizlikle ele alınıp değerlendirilecektir.

Mesele bundan sonra aynı acılarla tekrar karşılaşmamaktadır.

Mesele samimiyetle, safiyetle, el birliğiyle, güç birliğiyle Amasra’nın gözyaşlarını silmektir.

Ve asıl mesele maden ocağındaki patlamada aramızdan ayrılan mesela Okan Akgül kardeşimizin tabutu üzerindeki fotoğrafını eliyle işaret ederek annesine gösteren 2 yaşındaki yavrusuna, geride kalan sevdiklerine, tüm mağdurlarımıza, tüm acılı ailelere sahip çıkmaktır.

Türkiye güçlü bir devlettir.

Her sorunu çözecek kabiliyettedir.

Her müşkülatın üzerinden Allah’ın izniyle gelinecektir.

Yeter ki bir olalım, dayanışma içinde bulunalım.

Yeter ki tek ses, teke nefes ve tek yürek halinde mücadele edelim.

Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra Müessese Müdürlüğü’ne bağlı bir maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında hayatlarını kaybeden maden işçilerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum.

Hastanelerde tedavi edilen maden işçilerimize şifalar temenni ediyorum.

Başımız sağ olsun diyorum.

Rabbim hepimizi, her insanımızı ve aziz milletimizi görünür görünmez kazalardan, belalardan, hastalıklardan, afatlardan esirgesin duasını cümlemizle paylaşıyorum.

Muhterem Arkadaşlarım,

2023 yılı Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci yüzyılının nihai eşiği, ikinci yüzyılının ilk adımıdır.

2023 yılı lider ülke Türkiye’nin müjdesi ve bu hedefin tarihi mesajıdır.

Devletimizin kurucu felsefesi, kuruluş ilkeleri her zamankinden çok daha tesirli, çok daha zindedir.

Yönetim hayatımızda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle gerçekleşen kalıcı ve köklü reform Türkiye’mizin önünü açmış, hamd olsun gücüne güç katmıştır.

Kimin atına binerse onun türküsünü çağıranlar bu gerçeği kabulde zorluk çekse de vaki gerçek asla değişmeyecektir.

Kuru üzümden pekmez çıkarmak için eğri bacaklı masalara oturanlar büyüyen, gelişen ve yükseldikçe yükselen Türkiye bahtiyarlığını göremezler, görseler bile itiraf ve izah edemezler.

Çünkü bunlar katrandan çıkıp zifte düşen, hüsrandan kaçıp hezimeti boylayan aymazlardır.

Çünkü bunlar kepçesi suya çarpmış çark gibi dönen ayarsızlardır.

Ağzı tetik, dili de tüfek olmuş bu aymaz ve ayarsızların zillet içinde oldukları da ayan beyan ortadadır.

Türkiye eski Türkiye değildir.

Devlet hayatımıza hakim olan işbirliği, denge, uyum, ekip ruhu, koordinasyon ve hızlı karar alma becerisi kısır çekişmeleri, kronik hizipleri artık sonlandırmıştır.

Türkiye’nin bu yeni ve üst seviyedeki parlak durumuna zillet ittifakının intibak zorlukları, ifade güçlükleri, idrak zaafları had safhadadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilerleyişinde sınır yoktur.

Zamanın ruhu, çağın ufku, dünyanın bugünkü siyasi ve ekonomik durumu yelkenimizi şişiren rüzgar misali bizimledir, yürüyüşümüzü tahkim ve takviye etmektedir.

Sahip olduğumuz millet ve tarih şuuruyla nereye ulaşmak istediğimizin bilincindeyiz.

Tesadüflerin ikramında bir gelecek arayış ve iddiasında da olmadığımız açıktır.

Bu nedenle çok çalışıyoruz.

Nefes alır gibi mücadele ediyoruz.

Parti olarak on yıllardır 2023 yılının düşünü kuruyorduk.

Cumhuriyet’in 100. yıl dönümüne büyük umutlar bağlamış, yüzyılla sözleşmeyi 22 yıl önce yaparak önümüze büyük hedefler koymuştuk.

Son bir yıl içinde bütün illerimizi heyecanla dolaştık.

Bütün ilçelerimizde kucaklaşmanın sıcaklığını iliklerimize kadar hissettik.

Şimdi de köy köy geziyor, inanmış ve davasının onurunu varlığının onuru bilmiş dava arkadaşlarımızla siyasi çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz.

8 Ekim 2022 tarihinden itibaren, “Adım Adım 2023; Köyüm Benim Sohbet Toplantıları”yla köylerimize, milletimizin efendisi olan köylülerimize misafir oluyoruz.

Onları dinliyoruz, düşüncelerimizi ve siyasetimizin gayelerini sabırla ve sırasıyla anlatıyoruz. Bu süreçte canla başla gayret sarfeden siz değerli milletvekili arkadaşlarımıza, MYK ve MDK’mızın değerli üyelerine içtenlikle teşekkür ediyorum.

Hiçbir köyümüz bize uzak değildir.

Hiçbir köylümüz bize yaban değildir.

Köylerimiz övüncümüzdür, üretim gücümüzün mihrakı, misafirperverliğin ve fedakârlıkla bezenmiş hayatların mihveridir.

Görünen köylerimiz de kılavuza ihtiyaç duymayacaktır.

Bugüne kadar tam 256 köy ziyaretimizi de çok şükür gerçekleştirmiş durumdayız.

Hafta sonu da, “2023’e Doğru: “Aday Belli, Karar Net” Temalı Konya Mitingimizi muazzam bir katılım eşliğinde yaptık ve Hz.Mevlana’nın torunlarıyla buluştuk.

Hava tahminleri yağmur gösteriyordu.

Mitingimiz esnasında yağmur yağmadı, ama hitamında Rabbim rahmetiyle bizleri taltif etti.

Diyorum ya, bu dava büyüktür, bu dava dualıdır, bu dava kutludur.

23 Ekim 2022 Pazar günü bu defa da şehzadeler şehri Manisa’da milletimizin huzuruna çıkacağız.

Adayımız belli, kararımız net diyeceğiz.

Ruhumuzun mukavemet ve mücadele mayası inancımızla karılmıştır.

İnanmak başarmanın yarısıdır.

İnananlar için zafer kaderdir.

Kendimize inanıyoruz, davamıza inanıyoruz, milletimize inanıyoruz, başaracağımıza inanıyoruz, Allah’ın inayetiyle istikbalde devleşmiş Türkiye’nin doğacağına yürekten inanıyoruz.

Bizim yolumuz çetin, engebeli ve dikenlidir.

Ayağını veya ayakkabısını değil, ahfadını ve atisini düşünen ülkü erleriyle, ülke sevdalılarıyla aydınlık geleceği muhakkak inşa ve ihya edeceğiz, bunu da Cumhur İttifakı’nın iradesiyle başaracağız.

Merhum Faruk Nafiz Çamlıbel’in Zafer Türküsü bizim irademizin süzülmüş halidir ve şöyledir:

Yaşamaz ölümü göze almayan,

Zafer göz yummadan koşana gider.

Bayrağa kanının alı çalmayanın,

Gözyaşı boşana boşana gider.

 

Kazanmak istersen sen de zaferi,

Gürleyen sesinle doldur gökleri,

Zafer dedikleri kahraman peri,

Susandan kaçar da coşana gider.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye Cumhuriyeti nice kahramanlıklar, nice fedakarlıklar, nice bedeller sonucunda tarihteki yerini almış bir millet ve medeniyet eseridir.

Milli Mücadele’ye husumetiyle bilinen Refik Halid Karay, 2 Şubat 1920 tarihli Alemdar Gazetesi’nde şöyle yazmıştı:

“Millet anamız yine varlığını gösterdi, ortaya bir milli yavru attı: Milli Misak. Aman Allah'ım, telaffuzu en güç, en çirkin, en gayr-i milli bir kelime…Manakyan kumpanyasında bir aktör vardı, Hacı Misak. Bu terkip bana onu hatırlatıyor.”

Yine aynı şahıs, sözünü ettiğim gazetede düşmana bile taş çıkartan şu sözleri kaleme almıştı:

“Merhaba Sivas kuzuları, Ankara keçileri! Kurban bayramı mı yaklaştı? Ecelinize ayağınızla mı geldiniz?”

Milli Mücadele kahramanları ecellerine gelmemişler, haine, işbirlikçiye, işgalci güçlere, müstevli alçaklara ecel olmaya, satılmış kafalara balyoz gibi inmeye gelmişlerdi.

İçimizden ve dışımızdan kuşatılmıştık, tıpkı bugünkü gibi.

Manda ve himaye özlemi çekenler vardı, tıpkı bugünkü gibi.

Düşmana ganimet olanların sesi çok çıkıyordu, tıpkı bugünkü gibi.

Fakat kurucu kahramanlar, tıpkı bugün bizim gibi; “ölümden öte yol gitmez, mezardan öte sal gitmez, ya istiklal ya ölüm”, diyerek yedi düvele meydan okumuşlar, rest çekmişlerdi.

İpini sürüyerek ortalıkta boy gösterenlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini ve sonraki yıllarını özümsemesi akla da, bilime de, tarihe de, vicdana da terstir.

Nal ile çivi arasına sıkışmış siyasetleriyle Türkiye’mizin önünü perdelemeye azmetmiş olanlar Atatürk’ü bilemezler, kurtuluş yıllarını bilemezler, şehidimizin şühedamızın mirasını asla tanımazlar, asla da taşıyamazlar.

Ödünç kediyle fare tutma çabası içinde olan sefalet yuvalarının içine düştükleri ibretlik haller, taktıkları kalın maskeler, girdikleri sahte kılıklar onları saklamaya yetmeyecektir.

Türkiye’yi yabancı ülkelerde şikayet etmek, jurnalcilik yapmak, yabancıların karşısında el pençe divan durmak şerefli bir tavır değildir.

Newyork’un en işlek caddesine çıkmak, ergenler gibi video çekmek, bu suretle Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı’na kara çalmaya teşebbüs etmek adamlık değildir, siyaset değildir, mertlik hiç değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu dersini tarihten değil Türkiye düşmanlarından aldığını açık seçik gözler önüne sermiştir.

Demiş ki: “Hedefimiz 100 yıllık Cumhuriyeti 2023’te demokrasiyle taçlandırmaktır.”

Sayın Kılıçdaroğlu bu taç olmasaydı ne ABD’ye gidebilirdin, ne de gittiğin zaman Türkiye’yi kötü gösterebilirdin, dua et ki yerleşmiş ve güçlenmiş bir demokrasimiz vardır ve ortadadır.

Tek kelimeyle diyorum ki, yazıklar olsun.

Biz zillet deyince rahatsız oluyorlar, ya ne diyelim peki?

Bu Kılıçdaroğlu’nu ve ittifakını hayırla nasıl yad edelim?

Büyük halk ozanımız Yunus ne diyordu:

Cümleler doğrudur sen doğru isen,

Doğruluk bulunmaz sen eğri isen.

CHP Genel Başkanı’nın neresi doğrudur?

Zillet ittifakı paydaşlarının neresinde doğrunun izi vardır?

Ne doğramışlarsa aşlarına, o geliyor kaşıklarına. Olan budur.

Elden vefa, zehirden şifa, zilletten de sefa umacak kadar şuur dağılmasının pençesine düşmüşler.

Türk ordusu Sakarya’nın doğusuna taktik çekiliş halindeyken, dönemin Birleşik Krallık Başbakanı aynen demişti ki: “Türkler Mekke’ye doğru kaçıyor.”

Kılıçdaroğlu’nun mantığı ve aklının dibi işte budur.

İlham kaynağı yerli değildir, milli değildir, bizden değildir, biz değildir, milletimizin şanına ve şerefine kesinlikle uygun değildir.

Kılıçdaroğlu’nun ABD’de ne yaptığı, kimin dümen suyuna girdiği, kimlerle temas kurduğu, kimlerin eline ve avucuna baktığı az çok bellidir.

Özellikle kendisine eşlik eden gazetecileri de atlatarak 8 saat süreyle ortadan kaybolması ziyadesiyle kuşkuludur.

Kılıçdaroğlu’na soruyorum, o gizemli 8 saat içinde neredeydin?

Kimlerle fiskos yaptın, kimlerle geniş bir planın parçası olmayı içine sindirebildin?

Kılıçdaroğlu bu 8 saatin esrarını milletimize açıklamak zorundadır.

FETÖ’cülerle görüşüp görüşmediğini, Pensilvanya’da mola verip vermediğini açıklığa kavuşturmak mecburiyetindedir.

Türkiye’de bulamadığını ABD’de aramak müflis bir siyasetçinin son çırpınışıdır.

Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyareti, dahası başörtüsü istismarından hemen sonra uçağa atlayıp Türkiye’den ayrılışı birbiriyle bağlantılı sancılı gelişmelerdir.

Şimdi de teşekkül etmiş bir İP heyeti, Türk festivali bahanesiyle ABD’ye gidecekmiş.

Kılıçdaroğlu’nun gölgeli ziyaretinin hemen akabinde ABD biletini alan İP’in de yolu yol değildir, siyasi zihniyeti milli ve ahlaki esaslara muvafık değildir.

Okyanus ötesinde rol dağılımı ve işbölümü yapılmıştır.

Zillet ittifakının paydaşları sırasıyla ABD’yi tavaf etmeye başlamıştır.

Sipariş gündeme göre, listelenmiş talimatlar uyarınca, FETÖ’nün çekim alanında, emperyalizmin gözetiminde siyaset yapmanın onurlu ve haysiyetli hiçbir yanından bahsedilemeyecektir.

Zillet ittifakı, cumhurbaşkanı adayının kim olacağı sorusunun cevabını yanlış yerde aramaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını seçecek, belirleyecek ve yetkilendirecek güç ne AB’dir, ne ABD’dir, sadece ve sadece büyük Türk milletidir.

CHP yitirdiği iradesini emperyalizmin kanlı sahnesinde bulmanın çabasındadır.

Bu yüzden CHP yönetimi, kuruluş yıllarına sırt dönmüştür.

CHP yönetimi, virajı alamamış ve arabayı devirmiştir.

Merhum Prof.Dr.İdris Küçükömer diyordu ki:

“CHP aslında, Batılılaşma adı altında düzenin yabancılaşmasını temsil etmiştir.”

Tam da buna uygun olarak Kılıçdaroğlu’nun batı uygarlığında yer alma arzusu yabancılaşmadır, yozlaşmadır, süslü yıkımın millete artan dozajlarla kabul ettirilme amacıdır.

Bugünkü CHP yönetiminin Türkiye’nin karşısında hizalandığı inkar edilemez boyuttadır.

Kılıçdaroğlu’nun değil Cumhurbaşkanı adayı olması, CHP Genel Başkanlığı koltuğunda oturması bile zuldür, CHP’ye oy veren kardeşlerimize hakarettir, hürmetsizliktir, dahası zulümdür.

Nasıl ki, koyunun çıkardığı toz kurdun gözünden kaçmazsa, bizim de hiçbir sinsi hesap gözümüzden kaçmamış, kaçmayacaktır.

Emel sahipleri akıllarını başlarına almalıdır.

Türkiye sahipsiz ve ümitsiz değildir.

Türk milleti yarınsız ve çaresiz değildir.

Devlet yetim, millet öksüz değildir.

Milliyetçi Hareket Partisi dimdik ayaktadır.

Cumhur İttifakı ezberleri bozandır, ezilenleri kucaklayandır, esareti milletimize reva görenlerin de hakkından cesaretle gelen ve gelecek olan iradedir.

Muhterem Milletvekilleri,

Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın yaptığı araştırmaya göre gıda yardımına ihtiyaç duyan ülke sayısı 45’e yükselmiştir.

Dünya genelinde 828 milyon insan açlıkla karşı karşıyadır.

Bu iç karartan manzaranın arkasında KOVİD-19 salgınıyla beraber Rusya ile Ukrayna arasındaki silahlı ve kanlı kriz bulunmaktadır.

Daha güvenli, daha huzurlu, daha adil bir dünyaya ulaşmak için açlıkla, yoksullukla, gelir ve servet dağılımındaki adaletsizliklerle küresel çapta mücadele etmek insani ve vicdani bir görevdir.

Afrika’da yatağa aç giren çocuklar, denizlerde şişme botların batmasıyla balıklara yem olan mazlum yavrular, etnik ve mezhep çatışmalarıyla hayatları zindana dönen biçareler insanım diyen herkesin ve hepimizin yüreğini sızlatmalıdır.

Küresel adalet ve merhametin kurumsallaşması, bu vesileyle empati duygusunun işlevsel olmasıyla vicdan seferberliğinin coğrafyaları kuşatması bir insan, bir medeniyet hakkıdır.

Türkiye dünya üzerinde bu hakkı en fazla gözeten, bu hakka en çok riayet edip saygı gösteren ülke mevkiine tırmanmıştır.

Beşeriyet barışa ve huzura susamıştır.

Beşeriyet hakkaniyetli paylaşıma hasret kalmıştır.

Eğer yeni bir dünyanın kapıları aralanacaksa, değişim dinamiklerinden farklı bir hayat iklimi doğacaksa bu yeni hal kesinlikle insan merkezli, adalet ve barış odaklı tecelli etmelidir.

Bir damla petrolü, bir metreküp gazı insan kanından, insan hayatından, insan onurundan daha değerli addeden bir sefil anlayış derhal terk edilmelidir.

Kan kokusu almış bir köpekbalığından daha tehlikelisi petrol kokusu almış acımasız ve zalim güçler değil midir?

Böylesi bir dünya nizamının, böylesi bir gezegen vasatının kalbi selim olması, insana ve insan haysiyetine hürmet etmesi akıl karı mıdır?

Türkiye insan ve insanlık onurunu esas alarak ikmal ve icra ettiği siyasetiyle umut adası gibi belirlemeye ve berrak bir şekilde sivrilmeye başlamıştır.

Tahıl Koridoru Anlaşması’nın son üç aylık mazisine baktığımızda Ukrayna limanlarından kalkan 345 gemi toplam 7 milyon 700 bin ton tahılı ihtiyaç sahibi ülkelere taşımıştır.

Türkiye bu süreçte asla unutulmayacak bir insanlık vazifesini deruhte etmiş, açlık çeken milyonların çığlığını hem duymuş hem de duyurmuştur.

Rusya Federasyonu Başkanı Putin’in açıklamaları, Sayın Cumhurbaşkanımızın aktif ve çok kulvarlı girişimleri Türkiye’nin bir gaz deposu olmasını gündeme getirmiştir.

Geçen hafta da vurguladığım gibi, kuzey hatlarının güvensiz olması sebebiyle TürkAkım enerji güvenliğinin vazgeçilmez bir öğesi haline gelmiştir.

Bu aşamada Kılıçdaroğlu’nun “Ukrayna’dan yana olalım” sözü bütünüyle kof bir söz, gerçeklere aykırı bir görüş, siyaset ve diplomasi cehaletidir.

Türkiye taraftır, ama kalıcı, kararlı ve kuşatıcı bir barışın tarafıdır.

Avrupa ülkelerinin ısınıp aydınlanması yakın bir gelecekte Türkiye’nin takdir, temin ve kararıyla mümkün olabilecektir.

Bu enerji jeopolitiğinde stratejik bir güç noktasına hızla tırmandığımızın apaçık resmidir.

Bu arada Avrupa Birliği Komisyonu’nun 12 Ekim 2022 tarihinde yayımladığı 2022 yılı Türkiye Raporu baştan ayağa sübjektif, yanlı ve tarafgir bir siyasetin mecmuu olarak hafızalarımıza kaydedilmiştir.

Terörle mücadelemize yönelik haksız ve hayasız ithamları reddediyoruz.

Siyasal sistemimize, siyasetçi ve yöneticilerimize asılsız iddiaları reddediyoruz.

Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs’ta Rum ve Yunan tezlerini sahiplenen marazi bakış açısını reddediyoruz.

Kıbrıs Türklerinin yok sayılmasını reddediyoruz.

Rusya-Ukrayna savaşı kapsamında, AB’nin uyguladığı yaptırımlara Türkiye’nin katılmamasını eleştiren ucuz yaklaşımı reddediyoruz.

AB’nin barışın değil savaşın yanında konuşlanmasını da bütünüyle reddediyor, 2022 Türkiye Raporu’nu gıyaben yırtıp atıyor, muhataplarının başına da külah olarak geçiriyoruz.

Ülkemiz iyi niyetle, yapıcı, olumlu ve pozitif bir siyaset marifetince, dostane ve iyimser bir diyalog ekseninde duruş ve tutum gösterirken, AB’nin bunu görmezden gelmesi, her fırsatta Türkiye’yi kötü gösterme densizliği ayıptır, yanlıştır, günahtır, ikiyüzlülüğün ta kendisidir.

Biz eğri ağaca yayım demeyiz, her gördüğümüze de dayım demeyiz.

Su uyur, düşman uyumaz, ama biz de hiç unutmayız.

Kışı geçiririz geçirmesine, ama yediğimiz ayazı da aklımızdan çıkarmayız.

AB’nin siyaseti kriz siyasetidir.

AB’nin siyaseti kutuplaşma siyasetidir.

Demedi demesinler, nefretle gelmesinler, bizim böyle bir siyasete karnımız tok, misilleme siyasetimiz de pek çoktur.

Değerli Arkadaşlarım,

27.Dönem TBMM’nin bu son yasama yılında geçen yıllarda olduğu gibi, milletimizin her derdiyle dertlenip çözüm yolları açacağız, haklı talepleri karşılayacağız, sorunlara neşter vuracağız.

Yaparsa Cumhur İttifakı yapar, gerisi boş boş bakar.

Bildiğiniz gibi sosyal medya tehlikeli bir mecradır.

Bu mecrada her türlü haşarat da meydanı boş bulduğundan at oynatmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde benzerlerine şahit olunduğu üzere, sosyal medyanın hukuki ve ahlaki sınırlara getirilmesi, yalan ve iftira mahiyetli haberlerin önüne geçilmesi iç barış ve huzur ortamı için büyük bir zaruretti.

Geçen hafta “Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” AK Parti ve MHP’nin mücadele ve müdahalesiyle kabul edilerek yasalaşmıştır.

Bu itibarla hepinize teşekkür ediyorum.

Allah’a şükür, mühim ve acil bir ihtiyaç milli irade vasıtasıyla karşılanmıştır.

Zillet ittifakı 29. maddeyi terörize ederek olmadık yollara müracaat edip mezkur kanunun görüşmelerini sabote etmeye kalkışmıştır.

Peki ne diyor 29. madde?

5237 sayılı Türk Ceza Kanununa 217. maddesinden sonra gelmek üzere “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” üst başlıklı şu ifadeler eklenmiştir:

“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

Fail suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi halinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.”

Zillet ittifakının, çıkarcı yandaşların, buçuk aydınların, kiralık kalemlerin saldırdığı, sulandırdığı ve feryat ettiği meşhur madde budur.

Halk arasında endişe, korku ve panik yaratanlara cezai sorumluluk yüklemenin neresi hatalıdır?

Ülkemizin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni, genel sağlığıyla ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayanlara yasal tedbir alınmasının neresi zulümdür?

CHP’li bir milletvekili, eline çekici alıp Genel Kurul kürsüsünde telefon kıracak kadar alçalabilmiştir.

Sen o çekici telefona değil, kafana vurursan belki ayılabilir, kendine gelebilirsin.

Bu çekiç Genel Kurul’a nasıl getirilmiş, kürsüye nasıl çıkarılmıştır?

Çekiç de aynen bir silah gibi suç unsuru değil midir?

Bu haliyle çekicin mesela kalaşnikoftan ne farkı vardır?

Biz Genel Kurul salonunda ne çekiçli eylemcilere ne de kalaşnikoflu teröristlere bilinsin ki, tahammül edemeyiz, sessiz kalamayız, seyirci olamayız.

Dediler ki:

√ Yasayla birlikte korku ve baskı iklimi artacakmış.

√ Seçim öncesinde halkın haber alma kaynakları boğulacakmış.

√ Muhalefetin sesi kısılmak istenmiş.

√ Ucube bir başyapıtmış.

√ Hak ve hürriyete pranga vurulacakmış.

√ Sansür yasasıymış, istibdada çanak tutulmuş, tarih bunu yazmış.

Bu iddiaların tamamı palavradır, tamamı aldatmadır, söylenenlerin hepsi yalancıların sızlanmasıdır, sosyal medyadan milletimizi manipüle etmeye çalışanların kurnaz ve kurmaca şikayetidir.

Nasıl olsa yalan haber yayamayacaklar, dertleri bundandır.

Nasıl olsa sahte hesapların arkasına saklanıp itibar cellatlığı yapamayacaklar, açmazları, sıkıntıları ve bunalımları bu nedenledir.

Zillet ittifakının haberi olsun, ne yapsalar boşuna, köprü suyun öte yakasında kaldı.

Yalan habere bel bağlamayanlar bu yasadan rahatsız olmaz.

İftiraya prim vermeyenler, kamu düzenini bozmayı aklından geçirmeyenler, ülkemizin iç ve dış güvenliğini zedelemek için pusuya yatmayanlar bu yasadan asla memnuniyetsizlik duymaz.

Geçiniz bunları, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, insan onuruyla insan haysiyetini savunan hiç kimse bu yasaya dudak bükmez, bükemez, bükmemiştir.

Dezenformasyon yasası hıyanetin, bozgunculuğun ve rezaletin sosyal medya ayağına kilit vurmuştur.

Çokta güzel olmuş, maşeri vicdan oh be demiştir.

İşte kuyu, işte suyu, işte milletimizin huzuru, kast etmeye çalışanlar olursa bedelini sonuna kadar ödemeye hazır olmalıdırlar.

Bu duygu ve düşüncelerle siz değerli milletvekili arkadaşlarımı muhabbetle selamlıyor, Genel Kurul çalışmalarınızda üstün başarılar diliyorum.

Sağ olun, var olun, Yüce Allah’a emanet olun.

Ekran Bağımlılığı
Ülkü Ocakları olarak çağımızın en büyük problemlerinden biri olan ekran bağımlılığına karşı Türk gençliğinin ekranda kalma süresini kontrol altında tutmak ve bağımlı olma riskini azaltmak için ekran bağımlılığı ile mücadele projemizi başlattık. Geliştirdiğimiz anket ile gençlerimiz kendilerini test edebilecek ve test sonuçlarına göre verilen tavsiyelerden faydalanabilecektir. 
Permakültür | Sürdürülebilir Tarım
Ülkü Ocakları olarak dünyada ve ülkemizde yaşanabilecek sorunlara yönelik çözümler üretebilmek adına çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Yaz döneminde ise tüm il ve ilçe ocaklarımızda Permakültür yani sürdürülebilir Tarım projemizi başlatıyoruz. Permakültür, özellikle şehirlerde; balkon, teras ve bahçe gibi değerlendirilebilir alanlarda herkesin kendi sebze ve meyvesini yetiştirmesini sağlayan ve bunun da sürdürülebilir olmasını sağlayan bir tasarım modelidir. Bu vesileyle tüm ülküdaşlarımızı gelecek günlerde duyuracağımız permakültür projemize katılmaya davet ediyoruz.
Odak2023
ODAK 2023, başta Türk gençliğinin hizmetine sunmuş olduğumuz; kullanıcıların dikkatlerini artırmak, odaklanma becerilerini geliştirmek ve okuma bozukluklarını gidermek amacıyla geliştirilmiş olan bir eğitim programıdır.
BilgiOcakta
BilgiOcakta; 2 ana modülden oluşan bir eğitim ve bilgi sınama sistemidir: 1-Bilgi Yarışması Bilgi Ocakta eğlence modülü ile dokuz kategoride yüzlerce soruyla kendini test edebilir, genel kültürünü geliştirebilirsin. Günlük,haftalık ve aylık puan tablosuyla arkadaşlarınla ve Türkiye genelinde kıyasıya rekabete girebilir, yarışarak eğlenceye ortak olup aynı zamanda sürpriz hediyelerin sahibi olabilirsin. 2-Eğitime Destek: Bilgini Ölç, Dersleri Pekiştir! Ülkü Ocakları online eğitim modülünde lise, üniversite ve çeşitli sınav seviyelerine kadar her öğrencinin ihtiyacına uygun, uzman hocalar tarafından MEB ve ÖSYM müfredatına göre hazırlanmış sınava yardımcı sorular sayesinde okulda gördüğün dersleri test çözerek pekiştirebilir doğru ve yanlışlarını test bitiminde anlık olarak kontrol edebilirsin.
Ocaktabul
Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından hazırlanan; Büyük Türk milletinin binlerce yıllık tarihi ve Ülkü ocaklarının şerefli mazisinden özenle seçilmiş 816 kelimenin olduğu bu oyunu oynayanlar; Türk Dünyası'nın kavramlarını ve önemli şahsiyetleri öğrenecek, Kendini ifade etme becerisini ve konuşma yeteneğini geliştirecektir. Ocakta'Bul oynarken öğretir, öğretirken eğlendirir bu sayede bilgileri kalıcı hale getirir.
Tercih Robotu
Ülkü Ocakları Tercih Robotu; puan türü, başarı sırası aralığı, ücret/burs, şehir, üniversite türü, öğretim türü, doluluk/statü filtrelemelerini yaparak üniversite tercihinizde uzman rehberlik hizmeti sunar.

VİDEOLAR | OCAK TV

ÜLKÜ OCAKLARI EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI | VİDEOLARA GÖZ AT

ÜLKÜ OCAKLARI DERGİSİ

FARKLI DİL SEÇENEKLERİ İLE ÜLKÜ OCAKLARI DERGİSİ'Nİ HEMEN İNCELE

TÜRK BÜYÜKLERİ
OKUMA SERİSİ

ÇİZGİ ANİMASYONLARI

Türk Milletinin geleceğinin teminatı evlatlarımız için hazırladığımız Türk Büyükleri Okuma Serisi'nin tüm çizgi animasyonlarını sunuyoruz.